Kaptanpaşa Mah. Darülaceze Cad. Bilaş İş Mrk. B Blok No:33 K:3 D:43 Okmeydanı
+90 212 210 00 33 - 210 55 88
  • Facebook
  • Twitter
  • Linkedin
  • Google Plus

Yatırım İndirimindeki Kırılmaların Ekonomiye Etkileri

ANASAYFA  /  MAKALELER  /  VERGI  /  Yatırım İndirimindeki Kırılmaların Ekonomiye Etkileri

                                                                                                                                         

YEMİNLİ MALİ MÜŞAVİRLİK                                                                                                             

VE DENETİM TİC. LTD. ŞTİ.

 

Dr. Yusuf İLERİ
Haliç Ünv. Öğretim Görevlisi
Vergi Dünyası Dergisi -11/2003

 

YATIRIM İNDİRİMİNDEKİ KIRILMALARIN EKONOMİYE ETKİLERİ
GİRİŞ
Ülkemiz gibi az gelişmiş ülkeler açısından ekonomik kalkınmanın temel şartı yatırım
hacmini artırmak ve yatırımlardan azami toplumsal faydayı sağlamaktır. Bu bakımdan
yatırımların artırılması ve bu yatırımların bir planlama anlayışı ve esası dahilinde yapılmış
olması gerekir. Bu aşamada karşımıza vergi kanunlarının yatırımları belirli sektörlere
yöneltici ve yatırımları teşvik edici uygulamaları çıkmaktadır. Bu uygulamalardan birisi de
yatırım indirimi müessesesidir.
I- YATIRIM İNDİRİMİNE GEÇİŞ
Yatırım İndirimi, vergi mevzuatımıza 1963 yılında girmiştir. Batı kampında planlamanın
yapıldığı, iktisatçıların yeni planlama teknikleri geliştirdiği bu yıllarda; ülkelerin başarısı,
büyüme hızının yüksekliği ve sanayileşmeyle ölçülüyordu. Türkiye açısından da, söz konusu
dönem; planlı-denetimli ekonomi, hesaplı sermaye girişi ve istikrarlı büyümenin başlangıç
dönemidir. Planlar kamu yatırımları için "zorunlu hedefler", özel kesim yatırımları içinse "yol
gösterici hedefler" gösteriyordu. Bu hedefler, mali teşvikler ve koruma
politikasının düzenlenmesiyle özendiriliyordu. Anayasal bir kurum olarak örgütlenen Devlet
Planlama Teşkilatı (DPT) ise, özel yatırımların bu teşvikleri alıp alamayacağı konusunda
karar verecekti. Dönemin dış ticaret politikasıysa, temelde tarımı ve imalat sanayiini
geliştirme hedeflerine göre düzenlendi. İç piyasayı yerli üretime açık tutmak amacıyla, üretim
düzeyi yeterli miktara varan malların ithalatı yasaklanıyor; denetimli kambiyo rejimiyle mal
ve hizmet ithalatihracat hareketi denetlenirken, kur sistemiyle serbest piyasa fiyatlarının
etkenliği iyice sınırlanıyordu(1). "İthal-ikamesi" denilen bu politikalar, 202 sayılı kanunla
"Yatırım İndirimi" adı altında GVK'nuna eklenen 6 ek maddeden oluşan ve 1.1.1963 tarihi
itibariyle yürürlüğe giren bir vergisel teşvik paketi ile de destekleniyordu. Kanunun
gerekçesinde bu düzenlemenin amacı "genel kalkınma planları ve yıllık uygulama
programlarında ön görülmüş bulunan sahalara, yapılacak yatırımları özendirmek ve
kalkınmayı hızlandırmak" olarak ifade edilmiş olup; bu teşvik müessesesinin işleyiş esası ise,
gerçekleştirilecek yatırımların belirli bir yüzdesine tekabül eden kazancı, gelir veya kurumlar
vergisinden istisna etmekti(2). Bu şekilde mükellefe vergi tasarrufu sağlanarak söz konusu
yatırımın net maliyeti düşürülmüş olmaktadır ki, bu mükellefe verilen sübvansiyonla aynı
niteliktedir. Nitekim 1960'lı yılların hızlı büyüme kadar mali istikrarla tanımlandığı
belirtilmelidir. Enflasyon hızı 1963-67 arasında yıllık ortalama %5’de kalırken GSMH reel
büyüme hızı %6,5’e, sanayide artış %10,6’ya ve tarımda %3,7’ye vardı. KİT'lerin imalat
sanayiinin çıktısında payı %43, katma değerde payıysa %62 kadardı(3). Bu kadar olumlu etken bir arada

özel kesimin imalat sanayiinde kabuğunu kırmasını hazırladı. Tarımı
geliştirmeye gösterilen dikkatler de semeresini verdi, Türkiye ABD tarım destekleriyle
yaşayan bir ülke olmaktan çıktı, kendisini besleyen bir ülke konumuna girdi.
II- YATIRIM İNDİRİMİNİN KIRILMA EVRELERİ
1980'lı yıllar, Türkiye yakın tarihinin önemli kırılma noktalarından biridir. 1980
öncesinde dünya ekonomisine "ithal ikameci birikim tarzı" ile eklenmiş bulunan Türkiye
ekonomisi, bu tarzın artık işlememesi sonucu "dışa açılma" diye tanımlanan bir birikim
tarzına doğru evrilmeye başladı5. 1980 öncesinin ithal ikameci politikaları tüm firmalara
genel bir koruma sağladığı için irili-ufaklı birçok firmanın faaliyet gösterdiği bir ekonomik
yapı ortaya çıkmıştı. Pazar payları farklı olmakla, pazarların genelinde oligopol ve monopol
özellikler görülmekle beraber, ortaya çıkan en büyük firma yapısı bile, dışarıdaki rakiplerinin
yanına yaklaşamayacak kadar "cüce" kalıyordu. Oysa dış tekellerle yarışabilmek, iç tekelleri
de güçlü kılmayı gerektiriyordu. Bu anlamda 1980'ler boyunca, firmaların daha çok
büyüyüp güçlenmeleri, bunun içinde şirketlerin, birleşmeler, el değiştirenler yoluyla
büyümesi, bünyelerini güçlendirmeleri teşvik edildi. Kredi sistemi bu yolla kullanıldı.
Sermaye piyasası bunun için geliştirildi. Sermayenin tekelci gelişimine göz yumuldu. Dış
rakiplerle yarışabilmek için en az onlar kadar güçlü sermayedarlar ve firmalar hedefi, devletin
vergi politikasına da yansımakta gecikmedi. Büyük sermayenin vergi yükünü hafifletici, onun
yükünü küçük ve orta işletmelere, hatta vergi hamalı üreticilere yıkıcı politikalar başatlık
kazandı.
A- DENEME/YANILMA DÖNEMİ
Yatırım indirimi sistemi, yürürlüğe girdiği 1963 yılından 18 yıl sonra ilk kez 2361
sayılı kanunla 1.1.1981 tarihinden geçerli olmak üzere değişikliğe uğramıştır. Bu ilk
değişiklik incelendiğinde; indirimden yararlanmak için en az yatırım tutarlarının
arttırılmasına, aktif değerlerin yeni olmaları yönündeki zorunluluğun kaldırılması ile ziraatta
kullanacak kimyevi gübre ve ilaç tedarikinin kapsam dışında tutulmasından, yatırım
indiriminin Devlet Planlama Teşkilatında iki ayı ve Maliye Bakanlığında bir ayı geçmeyen
azami tetkik ve tasdik süresinin kaldırılmasına kadar birçok alanda sınırlarının daraltıldığı ve
uygulama koşullarının zorlaştırıldığı görülecektir. Yatırımlara yönelik bu vergisel teşvik
hükümleri, bu ilk değişiklikten sonra bugüne kadar belirleyebildiğimiz kadarıyla sekiz
değişiklik daha görmüştür. Bu değişikliklerinde önemli bir bölümü; indirimden yararlanacak
en az yatırım tutarlarının küçük ve orta ölçekli yatırımlar aleyhine arttırılması, ithal edilen
kullanılmış eski makine ve tesislerin yeni addolunmasına daha fazla imkân sağlamak
suretiyle kendi ülkelerinde kullanımı kârlı olmaktan çıkmış makine donanım ile eski
teknolojinin getiri süresinin bu ülkeler yararına uzatılması ile yatırım indirimi belgesinin
müracaat, tasdik ve vize edilmesine ilişkin bürokratik işlemlerin arttırılmasına yönelik
olmuştur. Bunlardan 3239 sayılı kanunla 1.1.1986 tarihinden geçerli olmak üzere yapılan
değişiklikle; serbestleşme sürecine uygun olarak, dar mükellefiyete tabi kurumlar ile tam mükellefiyete

tabi kurumlardaki yabancı sermayeli ortakların, yatırım indiriminden
yararlanmaları sağlanmıştır. 4108 sayılı kanunla 1.1.1995 tarihinden itibaren geçerli olmak
üzere; ilgili yıl kazancından indirilemeyen yatırım indirimi tutarını, izleyen ilk üç yılda bu
yıllar için belirlenen yeniden değerleme oranında arttırması, uygulamasının kapsamını
genişletici mahiyette olmuş; aynı yasa ile yapılan teşvik belgesi olmaksızın yapılan
yatırımlar için de yatırım indiriminden faydalanma imkânı getiren düzenlemelerin ise,
uygulama koşullarının zorluğu ve formalitelerinin fazlalığı nedeniyle bir uygulaması ve
dolayısıyla yararı olmamıştır. 4369 sayılı yasayla 1.1.1999 tarihinden geçerli olmak üzere
250.000.000 Amerikan doları karşılığı Türk Lirası'nı aşan sınai yatırımlarda yatırım indirimi
oranını %200'e kadar arttırmaya dair Bakanlar Kuruluna yetki verilmesine ilişkin düzenleme
ise, gerek koşullarının yasa ile somut olarak tespit edilmemesi ve bu konuda Bakanlar
Kuruluna yetki verilmesi; gerekse şart koştuğu tutar itibariyle, belli bir kişiyi ve yatırımı
işaret eden bir görünüm sergilemektedir. Aynı yasayla getirilen -peşin indirim olarak bilinenmüteakip
dönemde yapılması öngörülen yatırım harcamalarının cari dönem kazancından
indirilmesini sağlayan düzenleme ise, uygulama sırasında büyük problemler doğurmakta,
ayrıca ekonomik kriz, imar planları, deprem yönetmenliği ve bürokratik uygulamalar
nedeniyle yatırımlar zamanında ya da hiç gerçekleşmediği için önceden, öngörülen yatırım
olarak indirilen bu tutarlar, problemler ve yatırımcı aleyhine sonuçlar
yaratabilmektedir. Yatırım indirimi ile ilgili olarak 1980 sonrasını kapsayan yıllarda izlenen
bu programlar arasında genelde bir devamlılık vardır. Bununla birlikte, ekonomide giderek
serbestleştirme yaratan bu politikalar istikrarlı bir biçimde değil, deneme yanılma yöntemine
göre uygulanmıştır. Örneğin; 2361 sayılı kanunla 1.1.1981 tarihinden geçerli olmak üzere
yapılan değişiklikle; bina harcamaları, yatırım indirimi uygulaması dışına çıkartılırken, 3946
sayılı kanunla 1.1.1994 tarihinden itibaren yürürlüğe giren değişiklikle, sadece turizm
işletmeleri için inşa edilen binalar uygulama kapsamına alınmış, 4108 sayılı kanunla
1.1.1995 tarihinde geçerli olmak üzere yapılan düzenleme ile, bina harcamaları 1981
öncesinde olduğu gibi tekrar yatırım indiriminin içine alınmıştır. Aynı şekilde yatırımlarla
ilgili harcamalara uygulanacak yatırım indiriminin nispetinde ileri geri gitmeler ve organize
sanayi bölgeleri ve kalkınmada öncelikli yöreler gibi sınıflandırılmalar yapılarak
uygulanacak nispetlerde farklılıklar yapılmıştır. Yatırım indirimini amacından uzaklaştıran
ve işlevsiz hale getiren en önemli husus, yatırım indirimi uygulayan kurumların,
uyguladıkları indirim nedeniyle, bu indirimler üzerinden hesaplanan gelir vergisi stopajının
giderek yatırımcılar aleyhine arttırılmasıdır. 1999 yılından bu yana ise, stopaj oranlarının
artışına ilişkin mevzuat ve uygulamalar hep tartışmalı hale gelmiş ve konu yargıya taşındığı
için yargı kararları ile beraber sürekli olarak gündemde kalmıştır. Öyle ki yasayla konulması
gereken stopaj unutulduğu için bu hatayı telafi edebilmek açısından kararname çıkarılmıştır.
Bu belirsizlik ortamı ise, yatırımlar üzerinde son derece olumsuz etkiler yaratmıştır. 2001,
2002 ve 2003 yılı kurum kazançlarına uygulanan kurumlar vergisi ve fon payı oranı toplam
%33 iken, yatırım indirimi uygulayan kurumların bu indirimleri nedeniyle ödedikleri stopaj
ve fon payı oranı toplamı %19,8’e kadar çıkarılmıştır. Aradaki % 13.20 (%33-%19,8=)
farkın ise, yatırım teşvik belgesinin alınması, vize, iptaller ve belgenin kapanması, iş ve
işlemlerin takibi gibi yapılan zorunlu masrafları ancak karşılaması ve yatırım teşvik belgesinde yer

alan özel şartların gerçekleştirilmesindeki zorluklar dikkate alındığında küçük
ve orta ölçekli yatırımlar için külfeti nimetinden fazla olmuştur.
B- YATIRIM İNDİRİMİNİN BUGÜNKÜ DURUMU
Vergi yasalarındaki değişikler yaşantımızın mutat ve olağan bir parçası haline geldi.
Değişiklikler birbirini izliyor. Bütün bu düzenlemelerde; şeffaflık ve güçlü ekonomi için
yapısal reformlar ortak söylem. Ne var ki bir de-regülasyondur sürüp gidiyor. Peki, bunlar
ulusal bir inisiyatifle mi yani ulusal ekonominin bir ihtiyacı olarak mı yoksa "kredi alma
koşullarının" gereği olarak mı gerçekleşiyor Analize, 4842 sayılı kanunla yapılan
değişikliklerle ama konumuzu değiştirmeden devam edelim. Bu kanunun ilk maddesiyle,
1963 yılından bu yana, GVK'nun Ek 1-6 maddelerinde yer alan yatırım indirimi kaldırılarak,
aynı kanunun 19 uncu maddesinde yeniden düzenleniyor. Bu yeni düzenlemeyi
incelediğimizde gözümüze çarpan ilk özellikler; teşvik belgesi alınması zorunluluğunun
kaldırılarak formalitelerin azaltıldığı ve uygulamasının kolaylaştırıldığı, yatırım indiriminin
yapılabilmesi için gerekli olan asgari yatırım tutarı sınırının kaldırılarak küçük yatırımların
kapsanmak istendiği, stopaj uygulamasına son verilerek yatırımlar üzerindeki mali yüklerin
indirildiği, madde sayısının altı iken bire indirilerek basitleştirildiği şeklinde olumlu bir
görünüm ise de, konu ayrıntılı bir analize tabi tutulduğunda görülmektedir ki; aksine, yatırım
indirimi istisnası teşvik müessesi olmaktan çıkarılmış ve amortismana tabi bazı iktisadi
kıymetler için bir defaya mahsus amortisman indirimine olanak sağlamaktan gayri kıymet-i
harbiyesi kalmayan sıradan bir yapıya dönüştürülmüştür. Şöyle ki; (1) Yatırım indiriminden
faydalanmayacaklar sayılmak suretiyle kapsamı daraltılmıştır. (2) Daha evvel mükelleflerin
faaliyetlerinde kullanmak üzere satın aldıkları veya imal ettikleri amortismana tabi iktisadi
kıymetler ve bunların maliyet bedellerinin tamamı vergi matrahından indirilmekte iken ve
hatta bu oranın bazı durumlarda yükseltilmesi mümkün iken, indirim bu kez %40 oranıyla
sınırlandırılmıştır. (3) Eski düzenlemede yurt dışında kullanılmış olsa dahi Hazine
Müsteşarlığınca uygun görülen makine ve tesislerin ithali halinde, bu aktif kıymetler yatırım
indirimi kapsamı içindeydi. Türkiye sanayiine herhangi bir nitelik getirmeyen, teknik bir
aşama sağlamayan, üretimi yükseltici ve rekabet edici bir gelişme yaratmayan ve üstelik dış
ticaret açığını körükleyen bu kullanılmış makine ve tesisat; bu kez yüzer havuzlar ve on iki
yaşından küçük gemilerle sınırlandırılmıştır. (4) Yatırım indirimiyle sektörel bazda
özendirici roller ve uygulamalar yapmaya imkân veren hükümler kaldırılmıştır. Böylece
bundan böyle bu müesseseyle; üretimi genişletmeye, verimi arttırmaya, ihracatı
geliştirmeye, tarıma, ilim ve teknik araştırmalara veya kalkınma planlan ve yıllık
programlarda belirtilen başkaca alanlara yönelik yatırımlan korumak ve teşvik etmek
mümkün olamayacaktır. Hâlbuki ulusal bir ekonominin sanayileşerek üretimini çeşitlemesi
için, daha önce sanayileşmiş ülkelerin rekabetinden korunması ve bunu sağlamak için de
özellikli sektörlere ve stratejik alanlara teşvikler yapması olmazsa olmazdır. (5) Aynı şekilde
bölgesel olarak farklı yatırım indirim imkânı sağlayan düzenlemeler de kaldırıldığı için
bundan böyle bölgesel farklılıkları giderecek uygulamalar mümkün olamayacaktır. Bu
durumda ülkemizde zaten var olan bölgeler arası eşitsizlikler artarak keskinleşecektir. (6) Peşin indirim

olarak bilinen öngörülen yatırım harcamalarının cari dönem vergi matrahından
düşürülmesini sağlayan uygulamanın kaldırılması, ilk bakışta olumsuz bir değişiklik gibi
görünüyor ise de; gerek ülkemizde bir süredir devam eden bunalım ekonomisi ve gerekse
başta imar olmak üzere çeşitli mevzuat değişiklikleri ve idari uygulamalar sonucu yatırımlar
öngörüldüğü gibi gerçekleşmediğine ve bu ortam ve iklim değiştirilemediğine göre; bu
değişiklikle mükellefler bundan böyle öngörüde bulunmayacaklarından hiç olmazsa
yanılgıya ve dolayısıyla cezalı duruma düşmeyeceklerdir. (7) Petrol kanunu ve Maden
kanununa göre yürütülen arama ve sondaj faaliyetleri için yapılan harcamaların tamamının
yatırım indirimi istisnasından faydalanması ise, tekel niteliğindeki bu kuruluşlara ait
harcamaların ülke kaynaklarıyla finanse edilmesini amaçlayan bir ayrıcalıktır.
C- YATIRIMLARA STOPAJ ENGELİ
Şu ana kadar yapmaya çalıştığımız açıklamalardan anlaşılacağı üzere ilki hemen 1980
sonrasında yapılan ve birbirini izleyen değişiklerle bu önemli teşvik müessesesi kesilip
kırpılarak kuşa döndürüldü. Yatırım indirimini verimsiz bir hale getiren bu değişikliklerin en
önemlilerinden biri de kurumlar vergisi matrahından indirilen bu tutarlar üzerinden tevkifat
yapılması yönündeki düzenlemelerdir. Yüksek oranlı nihai vergi mahiyetindeki bu tevkifat
korunurken, yatırım indirimden faydalanan tutarlara ilişkin vergilendirme sistemi sık sık
değiştirildi. Yatırımlar gibi ülke ekonomisi için hayati önem taşıyan vergi mükellefleri
açısından ise herkesin bağlı olacağı kuralları ve yükleri önceden bilmesi ve geleceğe yönelik
planlarını buna göre yapması gereken hassas bir alanda yasa koyucu tarafından bu kadar
değişiklik yapılması hiç kuşku yok ki yatırımları ve yatırım kararlarını başlı başına olumsuz
etkileyen bir faktör olmuştur. Böyle olunca yapılacak değişiklik kadar, bu değişikliklerin
anlaşılırlığı da önem arz etmektedir. Ayrıca oranları yüksek tutulan tevkifata ilişkin
düzenlemelerin, yeterince açık olmaması nedeniyle konu, birçok kez yargıya kadar taşındı.
Şunu da belirtelim ki yatırım indirimi müessesesinde stopaj uygulamasına odaklaşan bu
tartışmalar, bu sistemi kısırlaştıran diğer önemli değişikliklerin önüne geçti ve bu
değişikliklerin ekonomiye etkileri hiç analiz edilmedi. Yatırım indiriminde stopaj
uygulamasına ilişkin değişiklikler 4842 sayılı kanunla yapılan düzenlemelerle bir kez daha
tartışmalı hale geldi 16. Maliye Bakanlığı tarafından yayımlanan 80 seri no’lu Kurumlar
Vergisi Genel Tebliği üzerine olası bir tarhiyata karşı ihtirazı kayıtla beyanname vererek,
vergi mahkemelerinde dava açmış olanlar hakkında artık söz ve karar sırası yargıya
geçmiştir.
4842 sayılı kanunun l7'nci maddesiyle GVK'na eklenen bu geçici 61’inci maddesinin
birinci paragrafında; 24.04.2003 tarihinden önce düzenlenen yatırım teşvik belgesi
kapsamındaki yatırımlarla ilgili yatırım indirimi uygulamasına, GVK'nun bu tarihten önceki
yürürlükte bulunan hükümlerinin uygulanacağı yönünde genel bir vurgu yapıldıktan sonra
ikinci paragrafında tevkifata ilişkin özel bir düzenleme yer almıştır. Bu paragrafta, tevkifata
tabi yatırım indirimi ikili bir ayrıma tabi tutulmuştur. Paragrafta geçen "yukarıda belirtilen
şekilde yatırım indirimi istisnasından yararlanan kazançlar" şeklindeki ilk tümcenin lafzı yorumunda,

maddenin yürürlük tarihi olan 24.04.2003 tarihinden önce yatırım indirimi
istisnasından yararlanan yani bu tarihe kadar kurumlar vergisi beyannamesi vererek bu
beyannamelerde indirilen tutarların tevkifata tabi tutulacağı anlaşılmaktadır. İkinci
tümcedeki "...bu maddenin yürürlük tarihinden önce gerçekleşen yatırımlar üzerinden
hesaplanan ve kazancın yetersiz olması nedeniyle sonraki dönemlere devreden yatırım
indiriminden yararlanan kazançlar..." şeklindeki ifadeyle ise 24.04.2003 tarihinden önceki
faydalanılmayan yatırım indirimi tutarlarından sadece 2003 ve müteakip yıl kurumlar vergisi
beyannamelerinde indirilen kazançların tevkifat kapsamına alındığı anlaşılmaktadır. Çünkü
burada 2002 yılı kurumlar vergisi beyannamesinde faydalanılan tutarların tevkifata tabi
tutulacağına dair bir ibareye yer verilmediği gibi "sonraki dönemlere devreden yatırım
indiriminden yararlanan kazançlar üzerinden %19,8 oranında gelir vergisi tevkifatı yapılır"
ifadesiyle de cari yıl olan 2002 kurumlar vergisi beyannamesinde indirilen yatırım indirimi
istisnasının bu kapsamda vergilendirilmek istenmediği kanaati uyanmaktadır. Bu bakış
ışığında maddenin lafzında 24.04.2002 ila 30.04.2002 tarihleri arasında verilen
beyannamelerde faydalanılan yatırım indirimleri için tevkifat yapılamayacağı sonucu
çıkmaktadır. Böyle bir durumda ise bir kez daha yasal yükümlülüklerini daha evvel yerine
getirmiş olanların zarar görmeleri gibi ve üstelik bir beyanname verme döneminde
beyannamelerin veriliş gününe göre farklı vergi yüklerinin ortaya çıkması gibi tuhaf bir
durum ortaya çıkacaktır.
Bu hükmün, yasaların geçmişe yürürlüğü yönünden incelenmesine gelince; geçici 61
madde bir ek madde ve yeni bir düzenleme olarak yayım tarihi olan 24.04.2003 tarihinde
yürürlüğe gim1iştir. Anayasamızda vergi kanunlarının geriye yürümezliğine ilişkin açık bir
hüküm yer almamakla beraber geriye yürümezlik ilkesinin hukuksal dayanağı olarak
07.11.1989 tarih ve 6/42 sayılı Anayasa Mahkemesi kararı 18 gösterilmektedir. Söz konusu
karara göre "yükümlüler arasında eşitsizliğe yol açmayacak düzenlemeler üstelik
yükümlülerin yararına olunca geriye yürütülmekle hukuksal güvenlik ilkesini çiğnemiş
sayılamazlar." Bu kararın mefhumu muhalifinden yükümlülerin aleyhine durumlar
doğuracak yasaların geriye yürütülmesinin mümkün olmayacağı sonucu çıkmaktadır. Daha
önceki tevkifat rejimi ise 4842 sayılı yasayla kaldırıldığına göre, 4842 sayılı yasanın
yürürlük tarihi olan 24.04.2003 tarihinden evvel 2002 yılı için verilen kurumlar vergisi
beyannameleri üzerinden tenzil edilen yatırım indirimlerine de -buna ister yasa koyucunun
iradesi diyelim ister liberalizmin o gizli eli diyelim- tevkifat uygulanmasında yasal açıdan
engeller bulunmaktadır.
Türkiye ekonomisi 2000 sonunda yeni bir kilometre taşına geldi, dayandı. Ve 2001'de
yüzde l0'a yaklaşan dramatik küçülme yaşadı. 2002'de ise, yüzde 7,8 oranında büyüdü.
Bütün bu dönemlerde; Türkiye'den mal almak ucuzladı, Türkiye'den şirket almak, banka
almak ucuzladı.. Büyük yığınların gelirleri ile işgücü ve tarımsal girdi fiyatlarında
gerilemeye ve işsizliğe yol açan "kalkınmasız büyüme" olgusuna ait sorunlar kategorisi...
III- SONUÇ

1- Gelişmekte olan ülkelerin aşırı üretim sonucu oluşan muazzam stoklarının
eritilmesinin yolu, gelişmekte olan ülkelerin tüketim düzeyinde bu ekonomilere
eklemlenmelerine bağlıdır. Bunun içinde neo-klasik serbest dış ticaret vasıtasıyla açık pazara
dönüştürülen ülkemizde yatırım ve üretim üzerindeki teşviklerin kaldırılması, kısacası
ihracata dönük üretim dışında iç pazar için üretim yapmamamız isteniyor.
2- Küçük ve orta ölçekli işletmeleri korumak ve ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak bir
yatırım indirimi uygulaması kısır kalacaktır. Zira gelinen noktada, küçük ve orta ölçekli
firmalar ve sermaye eridiği gibi; eş zamanlı olarak Türkiye tam açık bir pazar haline geldiği
için, kurumlaşma ve sermaye birikimi yabancı tekelci firmalar ve bunlara ait sermayenin
yararına gerçekleşmiştir.
3- Çağdaş bir vergi sisteminin tek amacı, kamu giderlerinin finansmanı değildir ve
olmamalıdır. Vergi politikası; dinamik bir üretim faktörü olan teknolojik gelişimin teşviki,
işgücü potansiyelinin nitelik ve nicelik bakımdan arttırılması ve nihayet yatırımları teşvik
ederek ulusal üretimi artırmasıdır. Bu yönüyle bakıldığında yürürlüğe girdiği 1963
yılındakine göre, daha özendirici bir yatırım indirimi sistemine ihtiyaç vardır.

 

KAYNAKÇA
DIE: Türkiye’de Toplumsal ve Ekonomik Gelişmenin 50 Yılı, Ankara: 1973 Doğrusöz
Bumin, Yatırım İndirimi Stopajı, Dünya Gazetesi, 26.05.2003
Güneş Gülten, Verginin Yasallığı İlkesi, İstanbul: Alfa Basım Yayını, 1999, s.135-136 İleri
Yusuf, Kısırlaştırılan Yatırım İndirimi, Dünya Gazetesi, 18.12.2002
Kazgan Gülten, Tanzimat'tan XXI. Yüzyıla Türkiye Ekonomisi, İstanbul: Altın Kitaplar
Yayınevi, 1999
Kızılot Şükrü, Kurumlar Vergisi ve Uygulaması, Ankara: Yaklaşım Yayıncılık, 2000, c.2
Resmi Gazete
Saygılıoğlu Nevzat, "Yatırım İndirimi Uygulamasının Gelişimi ve Öneriler," Yaklaşım
Dergisi, Sayı:24
Sönmez Mustafa, Dışa Açılan Türkiye Kapitalizmi, İstanbul: Gerçek Yayınevi, 1992 Seviğ
Veysi, Yatırım İndirimi Uygulamasında Yeni Dönem, Dünya Gazetesi, 08.05.2003 Seviğ
Veysi, 2002 Kazançlarında Yatırım İndirimi Stopajı, Dünya Gazetesi, 16.06.2003 Sönmez,
Kriz ve Yoksullaşma İstanbul: İletişim Yayınları



Yusuf ileri
27-10-2015 13:56:10
Bu yaziyi indirmek için tıklayınız :   DOWNLOAD PDF

Bizi Takip Edin

  • Facebook
  • Twitter
  • Linkedin
  • Google Plus

© 2015 Tüm Hakları Saklıdır Yusuf ileri

HİZMETLERİMİZ

  • » Bağımsız Dış Denetim Hizmetleri
  • » Vergi ve Tasdik Hizmetleri
  • » Mali Danışmanlık Hizmetleri
  • » Diğer Danışmanlık Hizmetleri
  • » Hukuk Danışmanlığı

ADRES

Kaptanpaşa Mah. Darülaceze Cad. Bilaş İş Mrk. B Blok No:33 K:3 D:43 Okmeydanı
Şişli/İSTANBUL
Yusuf ileri
2019 © Powered by : KETENCEK I.T