Kaptanpaşa Mah. Darülaceze Cad. Bilaş İş Mrk. B Blok No:33 K:3 D:43 Okmeydanı
+90 212 210 00 33 - 210 55 88
  • Facebook
  • Twitter
  • Linkedin
  • Google Plus

Vergi Borçlarının Kanuni Temsilcilerden Tahsilinde Vergi İdaresine Tanınan Yeni Ayrıcalıklar

ANASAYFA  /  MAKALELER  /  VERGI  /  Vergi Borçlarının Kanuni Temsilcilerden Tahsilinde Vergi İdaresine Tanınan Yeni Ayrıcalıklar

                                                                                                                                         

YEMİNLİ MALİ MÜŞAVİRLİK                                                                                                             

VE DENETİM TİC. LTD. ŞTİ.

 

Dr. Yusuf İLERİ
Yaklaşım Yayınları /Ağustos 2008/Sayı:188

 

VERGİ BORÇLARININ KANUNİ TEMSİLCİLERDEN TAHSİLİNDE VERGİ
İDARESİNE TANINAN YENİ AYRICALIKLAR
I- GİRİŞ
Vergi usul ve vergi icra hukukundaki temel anlayışa göre, mükelleflerin veya vergi
sorumlularının varlığından alınamayan vergi ve buna bağlı alacaklar, kanuni ödevleri yerine
getirmeyenlerin varlıklarından alınır. Vergi yargısına ilişkin yayımlanmış kararların
incelenmesi halinde (bu konuda mevcut bir istatistik olmamakla beraber), bu ilkenin
uygulanmasına ilişkin uyuşmazlıkların vergi ihtilafları arasında önemli bir yer aldığı görülür.
Bu doğal. Zira bir kez mükellef veya sorumlunun mal varlığının kamu borcunu karşılamaması
halinde, bunun tahsilinin artık kolay olmayacağı ve sorunun çözüleceği nihai mercii olan
mahkemeye kadar varacağı açık. Bu borç şirketin mevcut temsilcilerinden mi alınacak
Mevcut temsilcilerden alınacak ise bütün temsilciler mi sorumlu olacak? Önceki temsilcilerin
sorumluluğu hangi durumlarda söz konusudur. Geçmişte vergi yargısını en fazla meşgul etmiş
olan bu ve benzeri soruların gelecekte de vergi yargısının üzerinde en fazla karar oluşturacağı
konular olacağından kuşku yok.
Firmalarımızın öz kaynak yerine borçlanma ile faaliyetlerini yürüttükleri, boyutları
öngörülmeyen bir ekonomik krizin kapıda olduğu öngörüleri dikkate alındığında ödenmeyen
vergi borçları nedeniyle bundan sonra da temsilcilerin başlarının ağrıyacağını söylemek için
kâhin olmaya gerek yok.
Bu öngörüler yapılıyor olmalı ki 5766 sayılı Kanunla 6183 sayılı AATUHK’nın bazı
hükümleri kamu alacağının tahsilinde idareye kolaylıklar sağlayacak şekilde değiştirilmiş ve
Kanun’a yeni hükümler ilave edilmiştir.
II- MÜKERRER 35. MADDEDEKİ DEGİŞİKLİKLER
A- KAPSAM YÖNÜNDEKİ DEGİŞİKLİK
1- Değişiklik Öncesi Durum
Kanuni temsilcilere yönelik cebri icra alanında düzenlemeler içeren biri VUK’un 10.,
diğeri 6183 sayılı AATUHK’nın mükerrer 35. maddesinde olmak üzere iki ayrı hüküm var.
İlk bakışta, birbirinin benzeri gibi görünen bu iki düzenleme, gerçekte, öngördükleri
sorumlulukların kapsamları, koşulları, nitelikleri, dayanakları ve sınırları bakımından
farklıdır(l). Ancak bu iki hüküm arasındaki 5766 sayılı Kanun öncesi farklılıklar bu yazının
konusu değildir. Belirtmek gerekir ki özellikle incelememize konu olan 5766 sayılı Karnın
değişiklikleriyle bu iki hüküm arasında kapsam, koşullar, nitelik ve sınırlar açısından önemli
farklılıklar oluşmuştur. Dolayısıyla kanuni temsilcilere yönelik cebri takip ve tahsil
işlemelerinin hangi hükme göre yürütüleceği önem arz etmektedir.

VUK’un 10. maddesi Yasa’nın kabul edildiği 1961 yılında yürürlüğe giren ilk halinde
mevcut olan çok eski bir hüküm. Bu maddede öngörülen sorumluluk, vergi alacakları ile
vergiye bağlı alacakları ve vergi cezalarının kapsamaktadır. Ancak Gümrük ve Tekel İdareleri
tarafından alınan vergi, resim ve harçları bu maddede öngörülen sorumluluğun kapsamında
değildir.
Vergi Usul Kanunu'nun 10. maddesinde öngörülen sorumluluğun kapsamının bu sınırlı
niteliğine karşın, mükerrer 35. madde ile getirilen sorumluluk, geniş kapsamlıdır. VUK’un
kapsamına girmeyen gümrük ve tekel vergi ve resimleri dahil, 6183 sayılı Kanun’un 1. ve 2.
maddelerinde yazılı kamu alacaklarının tümünü içermektedir. 6183 sayılı Yasa’nın mükerrer
35. maddesi VUK’un 10. maddesi kadar eski değil, 02.06.1995 tarihinde yürürlüğe girdi.
Vergi İdaresi’nin görüş ve uygulamaları bu iki maddenin de ‘vergi ve buna bağlı alacakları’
kapsadığı yönünde idi. Danıştay’ın kararlarına göre ‘vergi ve bağlı alacaklar’ söz konusu
olduğunda VUK’un 10. maddesi, buna karşın fiyat farkı, kur farkı, haksız yere alınan ihracatta
vergi iadesi, kaynak kullanımı destekleme primi gibi ‘vergi ve bağlı alacaklar’ dışındaki kamu
alacakları söz konusu olduğunda ise 6183 sayılı Yasa’nın mükerrer 30. maddesinin
uygulanabilmesi mümkündür. Oldukça yaygın olan bu tür kararlara örnek olarak
verebileceğimiz Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu’nun Kararında(2), ''mükerrer 35.
madde ile özel bir tahsil hükmü olan VUK’un 10. maddesinin ikinci fıkrası zımnen veya açık
olarak ilga edilmediği ve mükerrer 35. maddenin getiriliş gerekçesinde de maddenin diğer
amme alacakları için getirildiğine açıkça vurgu yapıldığını gerekçe gösterilerek böyle bir
ayrıma gidildiğini okumaktayız.''
Vergi İdaresi, Danıştay kararlarının istikrarlı bir hal alması karşısında bir Genelge(1)
yayımlayarak ‘’kanuni temsilcilerden takibi gereken vergi ve buna bağlı alacaklara ilişkin
olarak düzenlenen ödeme emirlerinde VUK’un 10. maddesi ile 6183 sayılı Kanun’un
mükerrer 35. maddesinin birlikte yasal dayanak olarak gösterilmesini’’ belirtti.
Bu pragmatik yaklaşım zahiriyi kurtarsa da mükerrer 35. madde hükümlerini vergi ve
bağlı alacaklara uygulayacak sonuçları sağlamaktan uzak olduğu için bu konu 5766 sayılı
Yasa ile mükerrer 35. maddede değişiklik yapmak ve bu değişiklikle maddeyi vergi ve bağlı
alacaklar içinde uygulanmasını sağlamakla çözüme kavuşturulmak istenmiştir.
2- 5766 Sayılı Kanun Sonrası Durum
Kanun’un 4. maddesiyle 6183 sayılı Kanun’un ‘Kanuni Temsilcilerin Sorumlulukları’
başlıklı mükerrer 35. maddesindeki amme alacakları ibaresi, bu Kanun’un 1 ve 2. maddesi
kapsamına giren amme alacakları ibaresi ile değiştirilerek bu maddenin vergi ve bağlı
alacaklara da uygulanmasına imkân sağlanıyor.
Ayrıca 5766 sayılı Kanun’u n 4. maddesi ile 6183 sayılı Kanun’un mükerrer 35.
maddesine ‘’Kanuni temsilcilerin sorumluluklarına dair 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nda
yer alan hükümler, bu maddede düzenlenen sorumluluğu ortadan kaldırmaz.’’ hükmü
eklenmek suretiyle bu husus iyice pekiştiriliyor.
Bu düzenlemelerle, şirketten tahsil edilmeyen veya tahsil edilmeyeceği anlaşılan Vergi
Usul Kanunu kapsamındaki amme alacaklarının, tahsil ve takibinin (Vergi Usul Kanunu'nun 10.

maddesinde, kanuni temsilcilerin sorumluluklarına ilişkin hükümlerine rağmen) 6183
sayılı Kanun’un mükerrer 35. maddesine göre yapılması mümkün hale getirilmiştir. Böylece
koşullan, nitelikleri, dayanakları ve sınırları bakımından 5766 sayılı Kanunla daha kapsamlı
hale getirilen mükerrer 35. maddenin vergi ve bağlı alacaklara da uygulanması ile İdareye
kanuni temsilcilerin takibinde önemli imkânlar verilmiştir.
B- KANUNİ TEMSİLCİYE YÖNELME KOŞULLARINDA DEĞİŞİKLİK
5766 sayılı Kanunla mükerrer 35. maddede yapılan diğer bir değişiklik de madde
metninde yer alan “şirketten tahsil imkânı bulunmayan” ibaresinin “şirketten tahsil
edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan” ibaresi ile değiştirilmesidir. Aynı Kanunla
6183 sayılı Kanun’un 3. maddesinde yapılan değişiklikle; bu kavramların tanımı yapılmıştır.
Bu değişiklikle beraber alacaklı vergi dairesinin, kanuni temsilcinin mal varlığına
müracaatı kolaylaştırılmaktadır. Bugüne kadar ki uygulamada kanuni temsilciye başvurmak
için söz konusu alacağın şirket tüzel kişiliğinden tamamen veya kısmen tahsil imkânının
bulunmadığı hususu açık ve kesin olarak aranıyordu. Aksi yöndeki uygulamalar yargıya
intikali halinde Danıştay'ın bu ilkeyi sağlamaya dönük kararları karşısında sonuçsuz
kalıyordu. Literatürü taradığımızda bu yönde çok sayıda yüksek mahkeme kararına
rastlamaktayız. Örnek olarak aldığımız Danıştay Dördüncü Dairesi'nin Kararı’ndaki(4) şirket
tüzel kişiliğinden tahsil edilmeyen alacaklar için hangi koşullarda kanuni temsilcilere
yöneleceğine ilişkin tespitler yanı sıra 6183 sayılı mükerrer 35. maddenin 5766 sayılı Yasa ile
değişmeden önceki kapsamı ile ilgili şu görüşler yer alıyor: “6183 sayılı Yasa’nın sözü edilen
mükerrer 35. maddesi hükmünün 312 sayılı Vergi Usul Kanunu kapsamı dışındaki kamu
alacakları yönünden takibi için getirilmiş olması karşısında olayda uygulanmasının mümkün
olamayacağı, ayrıca dosyanın incelenmesinden şirketin vergi borcu için 6183 sayılı Yasa da
öngörülen tüm cebren takip ve tahsil işlemleri tamamlanmadan ve dolayısı ile söz konusu
alacağın şirket tüzel kişiliğinden tamamen veya kısman tahsil imkânının bulunmadığı açık ve
kesin olarak ortaya konulmadan takibata başlanıldığı sonucuna varıldığından bu husustaki
davalı idare temyiz dilekçesindeki iddiada isabet görülmemiştir.”
Ne var ki 5766 sayılı Kanun ile yapılan düzenlemelerle alacağın haczedilen mallardan
karşılanıp karşılanmayacağının takdiri tamamen alacaklı idareye bırakılmaktadır. Düzenleme
şirket tüzel kişiliği hakkında 6183 sayılı Yasa da öngörülen tüm cebren takip ve tahsil
işlemleri tükenmeden kanuni temsilcilere yönelmeye imkân tanımaktadır. Böylece şirket tüzel
kişiliği ile şirketin kanuni temsilcileri eş zamanlı olarak takip ve tahsil işlemleriyle muhatap
olabilecektir.
Bunun çeşitli sakıncalara sebebiyet vermesi olasıdır. Kanun da tahsil edilemeyeceği
anlaşılan amme alacağı terimi; “Amme borçlusunun haczedilen mal varlığına bu Kanun
hükümlerine göre biçilen değerlerin amme alacağını karşılayamayacağının veya hakkında
iflas kararı verilen amme borçlusundan aranılan amme alacağının iflas masasından tahsil
edilemeyeceğinin anlaşılması gibi nedenlerle tahsil dairelerince yürütülen takip
muamelelerinin herhangi bir aşamasında amme borçlusundan tahsil edilemeyeceği ortaya
çıkan amme alacaklarını,’’ şeklinde tanımlanmıştır.

Kamu alacağının haczedilen mallardan veya iflas masasından tahsil edilemeyeceği
bazen çok açık olabilir. Ancak bu netlik çoğu zaman mümkün olmayabilir. Yasa tasarısında
bu gibi hallerde mükellef haklarını teminat altına alıcı hiçbir düzenleme yoktur. Alacağın
haczedilen mallardan karşılanıp karşılanamayacağının takdiri tamamen alacaklı idarenin
başına, yani vergi dairesi müdürüne bırakılmaktadır. Bu takdirin objektif ölçütlerinin yasada
olması gerekir. Bu ölçütleri, sonradan genel tebliğ, sirküler gibi idarenin takdiri
düzenlemelerine bırakamayız. Çünkü konu vergi alacağından ziyade mülkiyet hakkı ile
ilgilidir.(5)
Gerçekten de haczedilen mal varlığının değerinin düşük tespit edilmesi ve bu arada
kanuni temsilciden de tahsilat yapıldıktan sonra daha evvel haczedilen şirkete ait malların
yüksek değerle satılması, bu değerin tek başına kamu borcunu karşı laması halinde hem
kanuni temsilci gereksiz yere önceden cebri takip ve tahsil işlemleriyle muhatap edilmiş
olacak hem de kamu alacağı için daha evvel ödediği tutarları geri almak gibi yeni bir takım
problemlerle karşı karşıya kalabilecektir. Bu arada olası rücu davaları da cabadan kanuni
temsilcileri meşgul edecektir.
C- KANUNİ TEMSİLCİLERE MÜTESELSİL SORUMLULUK
Maddede yapılan bir değişiklik de kanuni temsilci vasfını kaybetmiş veya sona ermiş
olan önceki temsilcilere bazı durumlarda müteselsil sorumluluk getirilmesidir. Maddeye 5766
sayılı Kanun’un 4. maddesiyle eklenen fıkra ile ‘’Amme alacağının doğduğu ve ödenmesi
gereken zamanlarda kanuni temsilci veya teşekkülü idare edenlerin farklı şahıslar olmaları
halinde bu şahıslar, amme alacağının ödenmesinden müteselsilen sorumlu tutulur.’’ denmek
suretiyle alacağın gerçekleştiği sırada temsilci olan şahısların, bu verginin Hazine’ye
intikaline kadar yeni temsilcilerle beraber sorumlu tutulmaları sağlanmıştır. Yani şayet vergi
borcu ödenmemiş ise vergi idaresi, eski temsilcinin beyanname vermek ve imzalamak, şirket
kasasında para çekmek, bankada işlem yapmak yetkisinin sona erip ermediğine bakmayacak,
bu hiç bir yetkisi kalmamış eski temsilci hakkında da cebri icra takibi başlatacaktır. Öncelikle
belirtelim ki “Alacağın doğduğu tarih,” ibaresi ile neyin kast edildiği belli değildir. Alacağın
doğduğu tarihle kastedilen vergiyi doğuran olayın gerçekleştiği tarih midir, beyannamenin
verilmesi yani verginin tahakkuk ettirilmesi mi, yoksa alacağın vade tarihi midir? Bu husus
gelecekte çeşitli ihtilaflara elverişli bir ortam yaratmaktadır. Aslında yapılan bir bakıma
alacaklı tahsil daireleri tarafından prensip haline getirilen bir uygulamanın yasa hükmüne
dönüştürülmesidir. Ancak arada önemli bir fark bulunmaktadır: Bugüne kadar ki uygulamada
alacaklı tahsil dairesi öncelikle mevcut temsilci hakkında işlem yürütür şayet mevcut
temsilcilerden kamu alacağının tahsili imkânı bulamaz ve alacağın doğduğu tarihte bir başkası
temsilci ise bu kişi hakkında da cebri takip işlemleri yürüttürdü. Yargıya yansıyan olaylarda
yerel mahkemeler ve Danıştay maddi olayı tespit ederek her olayın özelliğine göre ve delilleri
tahlil ve takdir suretiyle önceki temsilciyi kamu alacağının ödenmesinden sorumluluğunu
kabul ya da reddederdi. Maddeye eklenen fıkra ile amme alacağının ödenmemesi halinde,
alacağın doğduğu tarihte temsilcilik vasfı olan şahıs hakkında icra takibi işlemlerinin
yürütülmesi yasal olarak yeterli bir neden olacaktır. Yani Vergi İdaresi kamu alacağının
doğduğu tarihte temsilci vasfı olan buna karşın ödenmesi gereken zamanda bu vasfını yitiren
şahıstan, ödenmeyen kamu alacağını tahsil etmeye muktedir olacaktır. Muhatap kaldığı cebri işlem

sonucu ödeme yapmak zorunda kalan şahıs ise rücu için dava açmak hakkını
kazanacaktır. Yani ödenen tutarı ancak dava ikame etmek suretiyle alabilme imkânına sahip
olacaktır. Devlet haklı-haksız, yetkili-yetkisiz ayrımı yapmaksızın alacağını tahsil edip aradan
çıkacak! Tebaa ise artık kavga/mahkeme bir şekilde başının çaresine bakmaya çalışacak!
Şayet dava açar; kusursuzluğunu ispat eder veya rücu hakkını elde ederse alacağının tahsili
şirketin mal varlığının bulunmasına bağlı. Yoksa üzerine soğuk su içecek. Dönüp Vergi
İdaresi’ne borçtan sorumlu temsilci ben değilim, ben masumum, işte mahkeme kararı demesi
hiç bir şey değiştirmeyecek yani ödediği parayı geri alamayacak. Bu durumda borçtan
sorumlu olan temsilcinin tespiti ve bu kişiye rücu edilip edilemeyeceği de yeni bir sorun
olarak yargıya taşınacak.
III- SONUÇ
Kamu alacağının tahsilinde amaç, kamu düzeninin sağlanmasıdır. Kamu alacakları ile
kamu hizmetleri arasındaki yakın ilişki dolayısıyla tahsilinde verimlilik, hız ve ayrıcalık
gözetilmiştir. Ancak kamu alacaklarına tanınan bu yeni imtiyazlar kamunun fertleri arasında
ihtilafa elverişli ortam yaratacak bir görünüm sunmaktadır.
----------------------------------------------
* Yrd. Doç. Dr., Haliç Üniversitesi
(1) Bu konuda geniş bilgi için Bkz. Turgut CANDAN, ?Kanuni Temsilcilerin Kamu
Alacaklarından Sorumluluğu-I,II,III, Yaklaşım Sayı: 39, 40, 41, Mart, Nisan, Mayıs 1996
(2) DVDDK’nın, 16.06.2006 tarih ve E.2006/27, K.2006/174 sayılı Kararı; Şükrü
KIZILOT, Danıştay Kararları ve Özelgeler (Muktezalar) 8. Cilt, Yaklaşım Yayınları, Ankara
2008, s.1412
(3) İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı, 6183 Sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü
Hakkında Kanun, 2. Baskı, İsmav Yayınları, 2006, s.178-180
(4) On. 4. D.’nin, 30.11.2000 tarih ve E.1999/2597, K.2000/5013 sayılı Kararı, İstanbul
Vergi Dairesi Başkanlığı, s.168
(5) A. Bumin DOĞRUSÖZ, Limited Şirket Ortağının Sorumluluğu Genişliyor, Referans
Gazetesi, 11.02.2008



Yusuf ileri
27-10-2015 11:28:27
Bu yaziyi indirmek için tıklayınız :   DOWNLOAD PDF

Bizi Takip Edin

  • Facebook
  • Twitter
  • Linkedin
  • Google Plus

© 2015 Tüm Hakları Saklıdır Yusuf ileri

HİZMETLERİMİZ

  • » Bağımsız Dış Denetim Hizmetleri
  • » Vergi ve Tasdik Hizmetleri
  • » Mali Danışmanlık Hizmetleri
  • » Diğer Danışmanlık Hizmetleri
  • » Hukuk Danışmanlığı

ADRES

Kaptanpaşa Mah. Darülaceze Cad. Bilaş İş Mrk. B Blok No:33 K:3 D:43 Okmeydanı
Şişli/İSTANBUL
Yusuf ileri
2019 © Powered by : KETENCEK I.T