Kaptanpaşa Mah. Darülaceze Cad. Bilaş İş Mrk. B Blok No:33 K:3 D:43 Okmeydanı
+90 212 210 00 33 - 210 55 88
  • Facebook
  • Twitter
  • Linkedin
  • Google Plus

Varlık Barışı Dışında Tutulan Vergi İncelemelerinin Anayasa Hükümleri ve Anayasa Mahkemesi Kararları Açısından Değerlendirilmesi - I

ANASAYFA  /  MAKALELER  /  VERGI  /  Varlık Barışı Dışında Tutulan Vergi İncelemelerinin Anayasa Hükümleri ve Anayasa Mahkemesi Kararları Açısından Değerlendirilmesi - I

                                                                                                                                         

YEMİNLİ MALİ MÜŞAVİRLİK                                                                                                             

VE DENETİM TİC. LTD. ŞTİ.

 

Dr. Yusuf İLERİ
YAKLAŞIM YAYINLARI / Ocak 2010 / Sayı: 205

 

VARLIK BARIŞI DIŞINDA TUTULAN VERGİ İNCELEMELERİNİN
ANAYASA HÜKÜMLERİ VE ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARI
AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ - I
I- GİRİŞ
Bazı Varlıkların Milli Ekonomiye Kazandırılması Hakkında Kanun(1) hukuki açıdan
değerlendirildiğinde bir af” yasasıdır. Kanun’un 3. maddesinin 5. fıkrası şartlı özel bir af
getirmektedir. Yasa’nın isminde af sözcüğü geçmemiş olmasına rağmen, kamuoyunda bu
düzenleme af kanunu olarak adlandırılmakta, vergi hukuku öğretisinde de kanun af olarak
görülmektedir. Söz konusu Kanun’un af olarak görülmesi sadece terminolojik bir sorun
olmayıp, bu Kanun’un niteliğinin belirlenmesi, Anayasa’ya uygunluk denetiminde ve
uygulamada doğurduğu sonuçlar bakımından da önem taşımaktadır.
Kamuoyunda “Varlık Barışı” olarak bilinen bu Kanun, biri ülke ekonomisi diğeri
işletmelere dönük iki amacı gerçekleştirmeyi hedeflemiştir. Makro hedef olarak kriz ve
durgunluk içindeki Türkiye ekonomisine kaynak kazandırmak gösterilmiştir. Yasa’nın mikro
hedefi ise işletmelere kaynak kazandırmak ve sermaye yapılarını güçlendirmektir.
Yasa’ya göre, Devlet, beyan veya bildirilen varlık tutarı üzerinde yapılacak cüzi bir
ödeme karşılığında yapacağı tarhiyatlarda vazgeçecektir. Devlete ödenecek tutar ile bunun
karşılığında vazgeçilecek tarhiyat tutarları arasındaki fark, bugüne kadar çıkmış tüm af
yasalarıyla mukayese edilemeyecek kadar büyüktür.
II- KRİZ KOŞULLARINDA VARLIK BARIŞI VE VERGİ İNCELEMELERİ
Varlık barışını ile getirilen “af” mahiyetindeki düzenlemelerde faydalanmak ilke
olarak isteğe bağlıdır. Ancak isteğe bağlı yararlanma hakkına sınırlama getirilmiştir.
Sınırlamaya ilişkin Kanun’un 3. maddesinin 5. fıkrasındaki tümce şöyledir:
“Ancak, diğer nedenlerle bu Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten sonra başlayan
01.01.2008 tarihinde önceki dönemlere ilişkin vergi incelemeleri sonucu gelir, kurumlar ve
katma değer vergisi yönünden tespit edilen matrah farkından, bu Kanun kapsamında beyan
edilen tutarlar, bu tutarlara ilişkin tarh edilen verginin vadesinde ödenmesi koşuluyla
mahsup edilerek tarhiyat yapılır.”
Bu tümcede yer alan “bu Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten sonra başlayan” ibaresi
ile Yasa’nın yayınladığı anda devam eden vergi incelemelerine bağlı yapılan tarhiyatlar,
Varlık Barışı Kanunu’nun kapsamı dışında kalmıştır. Bakanlar Kurulunun Meclise sunduğu
Tasarı’da yer almayan bu kural, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda yapılan bir çalışma ile
Tasarı kapsamına alınmıştır. Ancak Tasarı’nın TBMM Genel Kurulunda görüşmeleri
sırasında kabul edilen bir önerge ile bu düzenleme tekrar Tasarı’dan çıkarılmıştır. Bu gel-git

sonucunda devam eden incelemelerin Varlık Barışının kapsamı dışında tutulması ile Tasarı
kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.
Varlık barışı çalışmaları, ekonomik krizin bütün dünyayı etkileyeceği yönünde
uyarıların yapıldığı, ABD ve AB ülkelerinin krizden çıkış için trilyonlarca doları aşan
kurtarma paketlerini ortaya koyduğu bir süreçte başlamıştır. Ekonomik krize karşı ülkemizin
aldığı ilk önlemdir. Krizin, bir finansal kriz olarak başladığı ancak hızla reel krize dönüştüğü
yönünde yargıların pekiştiği bir ortamda çalışmalar başlamıştır. Nitekim Yasa’nın gerekçeleri
arasında finansal krizin “reel ekonomileri de etkilediği” değerlendirmesi yer almıştır.
Gerçekten de TÜİK verilerine göre, Türkiye 2009’un birinci 3 aylık döneminde %14,3
küçülmüştür. Küçülme oranı aynı zaman aralığında imalat sanayide %20,2, inşaat sektöründe
%18,9, ticarette %26,4, ulaştırma ve haberleşmede ise %14,3 olarak gerçekleşmiştir(2). Bu
durum vergi gelirlerine de yansımış, bir önceki yıla göre 2009 yılı vergi gelirleri 44,8 milyar
TL azalmıştır. Merkez Bankası verilerine göre 2008 yılının sonbaharına kadar %80’ler
civarında gezinen kapasite kullanım oranları bu tarihten sonra hızlı bir biçimde gerileyerek
2009 yılının şubat ayında %63 seviyesine inmiştir. Bu seviye hem 1994 hem de 2001
krizindeki seviyenin altındadır. 2009/Şubat ayından sonra KDV indirimlerinin etkisiyle
hafifçe toparlamaya başlayan kapasite kullanım oranları, Haziran ayından itibaren düşüşe
geçmiştir(3).
Vergi incelemeleri sonucu ortaya çıkan matrah/vergi farkının varlık barışıyla beyan
edilen tutarlardan mahsup edilmesine imkân tanıyan düzenlemeyi bu çerçeveye oturtmak
gerekiyor. Kanun’un amacını, zaten ekonomik kriz altında küçülmüş KOBİ’lerin, kalan
varlıklarını tehdit eden olası vergi incelemeleri ve tarhiyatlar karşısında kendilerini sigorta
ettirmek şeklinde okuyoruz. Beyan edilen vergilerde dahi önemli gerilemenin olduğu kritik
bir dönemde, mükellefler ikmalen ve re’sen yapılan cezalı vergisel tarhiyatlar karşısında
hukuki güvenceye kavuşacaklardır. Mükelleflerin kişisel mameleklerini ekonomiye ve işletme
sermayesine kazandırmaları karşılığında “matrah indirimi fonu” oluşturmalarıdır varlık barışı.
Bunun dışındaki bir bakış açısı, varlık barışının teröriste, kaçakçıya vb. yaradığı sonucunu
getirir ki bu bakış açısı inceleme konumuz dışındadır.
Bu bağlamda ele alındığında Yasa’nın esas olarak devam etmekte olan incelemeleri
kapsamına alması gerekirdi. Yasa’nın büyük bir ekonomik bunalım ortamında ve bunalıma
bir çare olarak yürürlüğe girdiği düşünüldüğünde; bu bunalımdan en çok bu süreçte vergi
incelemesine alınanların zarar göreceği tartışmasız bir gerçekliliktir. Çünkü bu mükellefler
kriz içerisinde iken bir de vergi tarhiyatı ile karşılaşma talihsizliğini yaşamışlardır.
Bu bakış açısına göre, kriz bittikten sonra yani olağan koşullarda incelemeye
alınanların ise kriz dönemi yasalarına değil, genel geçer olağan dönem yasalarına göre
vergilendirmeleri gerekir. Ülke ekonomisinin krizden çıktığı, talebin yükseldiği, likidite
sıkıntısından uzaklaşıldığı bir ortamda vergi tarhiyatı ile karşılaşanların varlık barışından
faydalandırılmasının bir manası olmasa gerek. Görülüyor ki aslında Yasa’dan yararlanmaları
gerekenler kapsam dışında tutulmuş; Yasa’dan yararlanmaları elzem olmayanlar ise, Yasa’nın
en avantajlı hükümlerinden yararlanmalarına imkân sağlanmıştır.
Tam da bu noktada Yasa’nın yayımlandığı tarihte devam eden incelemelerin yöneldiği
kesimler ile buna karşın gelecekteki incelemelerin kimlere yönelik olabileceği yönünde bir değerlendirme

yapmakta fayda vardır. Sadece İstanbul ilinde sakıncalı mükellefler listesine
alınan mükellef sayısının 100.000’in üzerinde olduğu ileri sürülmektedir(4). Bu sayı Türkiye
genelinde yüzbinleri aşmaktadır(5). Bu veri, mevcut incelemeler hakkında bir ipucu
vermektedir. Vergi İdaresi’nce incelemeye alınanların başında bu listeye giren mükellefler yer
almaktadır. Mevcut vergi incelemelerinin, özellikle küçük ve orta ölçekli (KOBİ)
mükelleflere yönelik büyük kısmını bu tür incelemeler ve buna bağlı tarhiyatlar
oluşturmaktadır.
Buna karşın reel ekonomi içerisinde yer almamış ve dolayısıyla herhangi bir gelir
unsurunda mükellefiyeti olmayanların da varlık barışından faydalanmaları mümkündür.
Herhangi bir gelir unsurundan dolayı mükellefiyet kaydı bulunmayan ve sadece potansiyel
mükellef olan gerçek kişilerce Kanun kapsamındaki varlıkların beyan edilmesi halinde, ilgili
kişinin mükellefiyet tesisine ilişkin herhangi bir talebinin olmaması durumunda beyanlarının
kabul edileceği açıklanmıştır(6).
Vergi yasalarında tanımlanan ticari, zirai, mesleki ve diğer gelir unsurlarında
mükellefiyet kaydı dahi olmayan bir kişinin hem de bu durumunu korumak ve sürdürmek
suretiyle varlık barışından faydalanması mümkün iken; uygulanan çeşitli ekonomik ve mali
politikalar sonucu zor duruma düşmüş, üstelik kriz ortamında vergi incelemesine yakalanmış
reel ekonomi içinde yer alan mükellefler Yasa’dan faydalanamaz duruma düşmüştür.
III- VARLIK BARIŞININ OLDUĞU VE OLMADIĞI KOŞULLARDA VERGİ
İNCELEMELERİ
Vergi yasaları açısından, varlık barışının olmadığı koşullarda, Kanun’un yürürlüğe
girdiği tarihten sonra incelemeye alınan mükelleflerle, yürürlüğe girdiği tarihte incelemesi
devam eden mükellefler aynı hukuksal konumdadır. Bu tespit, maddi vergi yasaları yönünden
de şekli vergi yasaları karşısında da geçerlidir. Varlık barışının kapsamı içine giren gelir,
kurumlar ve katma değer vergilerinin herhangi birisi yönünden Kanun’un yürürlük tarihinde
önce ve sonra incelemeye alınan iki ayrı mükellefe, vergi incelemesine alındıkları tarih farklı
diye, bu yasaların vergilendirmeye ilişkin hükümleri farklı uygulanmaz. Ezcümle bu yasaların
yürürlükteki; matrahın tespiti, vergi oranı, istisna ve muaflıklara ilişkin hükümleri ne ise
şahsilik ilkesine göre o mükellefe uygulanır. Bu kural, şekli vergi yasaları olan Vergi Usul
Kanunu, Amme Alacakları Tahsil Usulü Hakkındaki Kanun ile İdari Yargılama Usulü
Hakkındaki Kanun hükümleri açısından da geçerlidir. Farklı tarihlerde incelemeye alınmış
mükellefler; defter tutma, belge düzenleme, ibraz, muhafaza etme, değerleme hükümleri, suç
ve cezalar, dava açma, yargılama ve tahsilat hükümleri açısından aynı hükümlere tabidirler.
Hülasa hukuk sistemimizin hiçbir alanında incelemeye alınış tarihine göre, mükellefleri farklı
kurallara tabi tutan bir düzenlemeye rastlayamayız.
Varlık barışını düzenleyen temel Yasa 5811 sayılıdır. Bu ilk Yasa’nın yürürlük süresi
22.01.2009 tarihinde son bulmuştur. 19.06.2009 tarihinde yürürlüğe giren 5917 sayılı(7) Yasa
ile uygulama süresi 30.09. 2009 tarihine kadar uzatılmıştır. Bu süre Bakanlar Kurulu’na
tanınan yetkinin kullanımı suretiyle 30.12.2009 tarihine kadar uzatılmıştır. 5917 sayılı
Yasayla vergi farkları da varlık barışı kapsamına alınmıştır. Yasa bir “af” yasası olarak bir defa için çıkarılmış

olmasına karşın, ikinci kez yürürlüğe girmesi; ilk halinin sadece matrah
farkını, ikinci halinin ise hem matrah hem de vergi farklarını kapsaması nedeniyle yarattığı
sonuçlar yönünden çeşitli eşitsizlikler ortaya çıkmıştır. Maliye Bakanlığı’nca yayımlanan 4
Seri No.lu Genel Tebliğ’de yapılan sınıflandırmada çıkan sonuca göre:
a- İlk düzenleme olan 5811 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 22.11.2008 tarihinde
hakkında vergi incelemesi devam eden mükellefler oldukça talihsizdirler. Beyan ettikleri
tutarları vergi incelemeleri sonucu bulunan matrah ve vergi farkından indiremeyeceklerdir.
Krizin yok edici etkilerinin reel ekonomiyi sarmaladığı bir sırada incelemeye alındıkları halde
varlık barışı bu mükelleflere tamamen duyarsız kalmıştır.
b- İki düzenlemenin yürürlük tarihleri olan 22.11.2008 - 19.06.2009 zaman aralığında
başlayıp sona eren vergi incelemelerine konu olan mükellefler talih sıralamasında ikinci
sırada yer almaktadırlar. Aslında kriz sürecinde incelemeye alınmışlardır. Yine de beyan
etikleri tutarlar için sadece ?matrah farkı? yönünden Yasa’dan faydalanacaklardır. Vergi farkı
yönünden Yasa’dan faydalanmaları söz konusu değildir.
c- Varlık barışı kapsamında beyan edilen tutarlar; ikinci düzenlemenin yürürlüğe
girdiği 19.06.2009 tarihinde önce başlayan vergi incelemeleri sonucu bulunan matrah
farkından indirilemeyecektir, vergi farkından da indirilemeyecektir. Bu mükellefler de
talihsizdirler. Çünkü ikinci düzenlemenin yapıldığı süreçte kriz bütün olumsuzluğuyla
etkilerini sürdürmektedir. Zaten Yasa’nın süresi bu nedenle ikinci kez uzatılmıştır. Ne var ki
bu süreçte hakkında vergi incelemesi devam eden mükellefler de varlık barışından hiçbir
şekilde faydalanamayacaklardır.
d- Varlık barışı kapsamında beyan edilen tutarlar; ikinci düzenlemenin yürürlüğe
girdiği 19.06.2009 tarihinde sonra başlayan vergi incelemeleri sonucu bulunan matrah
farkından da vergi farkından da indirilecektir. Kriz döneminde vergi incelemesine alınmayan
dolayısıyla vergisel bir tarhiyat ve maddi yükle karşılaşmayan bu mükellefler, Yasa’dan
faydalanma açısından en şanslı mükelleflerdir.
Eşitsizlik belirgindir. Haksız rekabet yaratacak boyuttadır. Eşitsizlik hem vergi
incelemesine başlama tarihine göre hem de inceleme sonucunda bulunan farkın niteliği
yönünden yapılmıştır.
VUK’nun 138. maddesine göre kimin ve ne zaman incelemeye alınacağını belirlemeye
Vergi İdaresi yetkilidir. Öyle ki aynı maddede, vergi incelemesinin ne zaman yapılacağının
evvelden haber verilmesinin mecburi olmadığı, her zaman yapılabileceği, evvelce
incelemenin yapılmış olmasının yeniden inceleme yapılmasına ve gerekirse tarhiyatın
ikmaline mani olmadığı belirtilmiştir.
Bu durumda örneğin Yasa’nın ikinci kez yürürlüğe girdiği 19.06.2009 tarihinden evvel
2005 yılı hesapları incelemeye alınmış bir mükellefin, 21.01.2005 tarihinde düzenlediği bazı
faturaları beyan etmediği tespit olur ve hakkında tarhiyat yapılırsa, tarh edilen vergi ve cezalar
nedeniyle varlık barışından faydalanması mümkün değildir. VUK’nun 138. maddesi uyarınca
aynı mükellefin 2005 yılı defter ve belgelerinin yeniden istenmesi ve tekrar incelenmesi
mümkündür. Ve bu ikinci incelemede çarpıcı olması için mükellefin varsayalım ki yine aynı gün 21.01.2005

tarihinde düzenlediği başka faturaları da beyan etmediği ve önceki
incelemede fark edilmediği tespit edilsin! Bu inceleme, Yasa’nın yürürlük tarihinden sonra
başladığı için şayet mükellef varlık barışı kapsamında beyanda bulunmuş ise beyan olunan
tutar ile bulunan farkın niceliğine göre tarhiyat yapılmayacak ve dolayısıyla vergi ve cezalar
kalkacaktır. Şayet bu ikinci incelemede tespit edilen hususlar ilk incelemede tespit edilmiş
olsa idi matrah farkı ortadan kalkmayacak; mükellef tarh edilen vergiler yanı sıra gecikme
faizi ve cezaları da içeren bir tarhiyatla karşılaşacaktı. Tam tersi de mümkündür: Şayet ilk
incelemedeki tespit yapılamasaydı, bu tespitler de Yasa’nın yürürlük tarihinde sonra başlayan
incelemede yapılsaydı, o vakit bu mükellefin herhangi bir tarhiyat yaşamadan varlık barışının
avantajlı hükümleriyle kurtulması mümkündü. Dikkat edilirse aynı mükellef, aynı fiilden ve
aynı vergiden dolayı üstelik aynı gün içerisinde sebebiyet verdiği vergi kaybı nedeniyle vergi,
gecikme faizi ve cezalar açısından farklı ve orantısız iki ayrı işleme tabi tutulmaktadır.
Elbette örnekleri çoğaltmak ve çeşitlendirmek mümkündür. Verilen örnekte görüldüğü
gibi eşitsizlik sadece vergiler yönünden değil, cezalar yönünden de gerçekleşmiştir.
IV- MECLİSTEKİ GÖRÜŞMELERDE BİLEREK GİDERİLMEYEN
EŞİTSİZLİK
Anayasa Mahkemesi’nin iptal/itiraz ve yürürlüğü durdurma kararlarının esasa ilişkin
bölümünde değişmeyen bir ifade vardır: “Davanın esasına ilişkin rapor, dava dilekçesi ve
ekleri, iptali istenen Yasa kuralları, dayanılan Anayasa kuralları ile bunların gerekçeleri ve
öteki yasama belgeleri okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü.” Bu cümleden de
anlaşıldığı üzere “yasama belgeleri” Yüksek Mahkeme’nin kararlarına dayanak olan değişmez
kanıtlardan biridir. Bu bakımdan hem varlık barışının yasallaşma sürecinin hem de Anayasa
Mahkemesi’nin bakış açısının anlaşılması açısından TBMM’deki görüşmelerin
incelenmesinde fayda vardır.
Gerçekten de Meclisteki görüşmeler devam eden incelemelerin Yasa’nın kapsamı
dışında tutulmasının nedenleri konusunda çok değerli bilgiler sunmaktadır. İlginçtir böyle bir
düzenlemenin Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırı olduğu yönünde genel bir kanaat oluştuğu
halde, yine de bazı “kuşkular” gerekçe gösterilerek böyle bir adaletsizliğe rıza gösterilmiştir.
Yani konu hukuk dışı bir mecrada şekillenmiştir. Devam eden incelemelerin İktidar
çevrelerine dönük olduğu ve Yasa’nın salt bu kişi ve kurumları kurtarmak için çıkarıldığı ileri
sürülmüş, İktidar Partisi de kendisini bu iddialarla bağlı kılmıştır. Devam eden incelemelerin
bu tür suçlamalara maruz kalmamak için Tasarı’nın kapsamı dışında tutulduğu, Bütçe ve Plan
Komisyonu’nun bu eşitsizliği giderdiği, Genel Kurula yine bu hassasiyetin egemen olduğu
Meclisteki görüşmelerden anlaşılmaktadır. Yöneltilen bir soru üzerine Sayın Maliye Bakanı
bu kuşkuları açıkça ifade etmektedir:
“Yapılmakta olan incelemeler sırasındaki tespitleri de bunun içerisine almamız
mümkün değil, alamayız yani. Bunu zaten almaya kalkışsa sayın muhalefet partisinin
değerli üyelerinden bir kısmı zaten buna külliyen karşı ve ona da katılıyoruz biz, o karşı
olmaya da katılıyoruz.”(8)

Esasen muhalefet partilerine mensup milletvekilleri, iktidarı ve yüksek bürokrasiyi
varlık barışının kapsamı dışında tutmak için çok sayıda önerge vermişlerdir. Meclisteki
görüşmeler esnasında muhalefet partilerine mensup milletvekillerince, kapsamı geniş
tutulmuş olsa da esas olarak bu amaçla çeşitli önergeler verilmiştir. Hemen hemen her
maddenin görüşülmesi sırasında verilmiş bu önergelerin devam etmekte olan incelemelerin
Yasa’nın kapsamı dışında tutulmasında büyük rolü olduğu anlaşılmaktadır. İçerikleri birbirine
benzeyen bu önergelerden birini açıklamak diğer önergeler hakkında da yeterli bilgi
sunacaktır:
“Siyasi partilerin genel başkanları ve genel merkez yöneticileri, Milletvekilleri,
kamuda Müsteşarlar, Müsteşar yardımcıları, genel müdürler, genel müdür yardımcıları,
KİT’ler ve Kamu Bankaları Başkanları, yönetim kurulu üyeleri, genel müdürleri ve genel
müdür yardımcıları, Özerk bütçeli kurumlar, Başkan ve yönetim kurulu üyeleri,
Denetleyici ve düzenleyici kurumlar, başkan ve yönetim kurulu üyeleri, Belediye
başkanları, belediye meclisi üyeleri, il genel meclisi üyeleri, Vakıflar ve vakıflara ait
işletmeler ile vakıfların iştirak ettiği işletmeler, bu Kanun hükümlerinden
yararlanamaz.”(9)
İktidar Partisi de, Tasarı’nın tümüne gelen eleştirilere ve verilen önergelere karşı, “İşte
dediğinizi yapıyoruz, kendimizi kapsam dışında bırakıyoruz” demek için krizden en çok
etkilenen kesimi kapsam dışında bırakacak önergeyi Meclise sunmuştur. Adalet ve Kalkınma
Partisi Meclis Gurup Başkan Vekili’nın, önerge hakkındaki ifadeleri bu görüşleri
doğrulamaktadır.
“Bu önergeyi veren arkadaşlarım da bir eşitsizliğin giderilmesi noktasından, iyi niyetle
verdikleri bir önergedir. Bundan hiç kimsenin en ufak bir kuşkusu olmasın. Neden? Çünkü
bunu, bakın, eğer ilgili basını takip eden, yazarları takip eden? Ki, bu konuda Türkiye’de
tebarüz etmiş ve uzmanlığı herkes tarafından bilinen bazı yazarlar da bu şekilde ifade
etmişlerdir. Bunların bir tanesi Sayın KIZILOT’tur mesela. Sayın KIZILOT bu konuyla ilgili
yazısında, burada bir eşitsizliğin olduğunu ve devam eden incelemelerin de bu kapsama
alınması gerektiğini söylemiştir, tıpkı arkadaşların Komisyonda verdiği önerge çerçevesinde.
Ha, ben bu görüşe katılmıyorum, onu da söyleyeyim. Orada, neden katılmadığımı da ifade
ettim. Teknik olarak da katılmıyorum ve özellikle, daha sonra herhangi bir düzenleme
yaptığınız zaman, bir kapsama aldığınız zaman ya da birilerini bir kapsam dışında bıraktığınız
zaman, insanların kafasında doğru ya da yanlış, gerçek ya da değil, bir soru işareti oluşuyor.
En azından bu gerekçeyle bile, sadece bu gerekçeyle bile, kamuoyunun, insanların kafasında
oluşacak muhtemel soru işaretlerini de ortadan kaldırmak lazım veya bu tür soru işaretlerine -
gerçek olmasa bile- yol açacak bu tür düzenlemelerden kaçınmak lazım”(10).
Bütçe ve Plan Komisyonunda üstelik Komisyondaki İktidar Partisi temsilcilerince de
aynı değerlendirilmenin yapıldığı vurgusu da bu konuşmada yapılmıştır. Temsilci, bütün bu
hukuki ve bilimsel değerlendirmelere rağmen eşitsizliğe göz yummayı üstelik bir zorunluluk
olarak savunmuştur. Görülüyor ki “gerçek olmasa bile bir soru işareti” eşitsizliği görmezden
gelecek kadar etkili olmuş ve kriz koşullarında varlığını sürdürme çabası içinde olan
mükellefleri vergi tarhiyatları karşısında rahatlatmamıştır.

Oysa devam etmekte olan incelemelerin İktidar çevrelerine yönelik olduğuna dair
iddialar herhangi somut bir araştırmaya dayanmamakta, dolayısıyla bir varsayımdan öte değer
ifade etmemektedir. Bu iddia, şayet bir iktidar vergi incelemelerini politik bir araç olarak
kullanıyorsa, neden karşıtlarını değil de kendi çevresine yöneldiği sorusu karşısında yetersiz
kalır. Bu iddialara hedef olan Partinin yedi yıldır iktidarda olduğu, zamanaşımı süresinin de
beş yıl olduğu dikkate alındığında, bu iddiaların nesnel bir dayanağı olmadığı kendiliğinden
ortaya çıkar. Kuşkusuz incelediğimiz konu açısından önemli olan bu iddiaların doğruluğu ya
da yanlışlığı değildir. Doğru ya da yanlış sadece bu iddialara bağlı olarak, devam eden
incelemelerin Yasa’nın kapsamı dışında kalmasıdır.
(Devamı Gelecek Sayımızda)

 


* Yrd. Doç. Dr., Haliç Üniversitesi
(1) 22.11.2008 tarih ve 27062 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.
(2) Güngör URAS, Milliyet, 13 Ekim 2009
(3) Kaynak: Merkez Bankası
(4) Zeki GÜNDÜZ, Koda Alınan Şirketler ve Varlık Barışı, Dünya, 13.07.2009
(5) Dünya, 16.11.2009
(6) http://www.gib.gov.tr/index.php?id=1028
(7) 5917 sayılı Kanun, 10.07.2009 tarih ve 27284 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.
(8) http://www.tbmm.gov.tr/tutanak/donem23/yil3/bas/b014m.htm
(9) http://www.tbmm.gov.tr/tutanak/donem23/yil3/bas/b014m.htm
(10) http://www.tbmm.gov.tr/tutanak/donem23/yil3/bas/b014m.htm



Yusuf ileri
27-10-2015 09:33:54
Bu yaziyi indirmek için tıklayınız :   DOWNLOAD PDF

Bizi Takip Edin

  • Facebook
  • Twitter
  • Linkedin
  • Google Plus

© 2015 Tüm Hakları Saklıdır Yusuf ileri

HİZMETLERİMİZ

  • » Bağımsız Dış Denetim Hizmetleri
  • » Vergi ve Tasdik Hizmetleri
  • » Mali Danışmanlık Hizmetleri
  • » Diğer Danışmanlık Hizmetleri
  • » Hukuk Danışmanlığı

ADRES

Kaptanpaşa Mah. Darülaceze Cad. Bilaş İş Mrk. B Blok No:33 K:3 D:43 Okmeydanı
Şişli/İSTANBUL
Yusuf ileri
2019 © Powered by : KETENCEK I.T