Kaptanpaşa Mah. Darülaceze Cad. Bilaş İş Mrk. B Blok No:33 K:3 D:43 Okmeydanı
+90 212 210 00 33 - 210 55 88
  • Facebook
  • Twitter
  • Linkedin
  • Google Plus

VAKIF ÜNİVERSİTELERİNİN KDV İLE SINAVI

ANASAYFA  /  MAKALELER  /  VERGI  /  VAKIF ÜNİVERSİTELERİNİN KDV İLE SINAVI

                                                                                                                                         

YEMİNLİ MALİ MÜŞAVİRLİK                                                                                                             

VE DENETİM TİC. LTD. ŞTİ.

Dr. Yusuf İLERİ

Yeniyüzyıl Üniversitesi

Hukuk Fakültesi

İSMMO-Çözüm Dergisi 132.Sayı 20.01.2016

 

                                                      VAKIF ÜNİVERSİTELERİNİN KDV İLE SINAVI

1.GİRİŞ

Vergi yasalarımızda “üniversite”nin vergi konusu olarak isminde söz ettirdiği tek yasa KDV Kanunudur. Diğer vergi yasalarında üniversite bir kavram olarak dahi geçmemektedir. Üniversite, bu yasalarda geçen “resmi daireler” içinde kabul edilmektedir. Bu kabul, vakıflar tarafından kurulan üniversiteleri de kapsar. Ezcümle; Kurumlar Vergisi Kanunu, Damga Vergisi Kanunu, Harçlar Kanunu ile Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu’nda üniversite kavramı geçmediği halde, devlet ve vakıf ayırmaksızın üniversiteler bu kanunlarda geçen “resmi kurumlar” arasında kabul edilmiştir[1]. Resmi kurumlar, sözü edilen kanunlarda, vergiden muaf tutulan kurumlar arasında yer alınca devlet üniversiteleri de vakıf üniversiteleri de, mükellefi oldukları bu vergilerden muaf tutulmuştur. Devlet üniversitelerin tüm bu vergilerden muaf tutulmasının hukuki dayanağı 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu 56 inci madde, vakıf üniversitelerinin ise Kanunun 56 inci maddesi yanı sıra Ek Madde 7’dir. Yükseköğretim Kanunun 56 nci maddesinin (b) fıkrasında “Üniversitelerin ve ileri teknoloji enstitülerinin genel bütçeye dahil kamu kurum ve kuruluşlarına tanınan mali muafiyetler-istisnalar ve diğer mali kolaylıklardan yararlanacağı” belirtilmiştir. Ek Madde 7’de ise “Vakıflarca kurulacak yükseköğretim kurumlarının, bu Kanun’un 56 inci maddesinde yer alan mali kolaylıklardan, muafiyetlerden ve istisnalardan aynen istifade edeceğine” hüküm altına alınmıştır.

Ne var ki KDV söz konusu olunca,  vakıf üniversiteleriiçin Yükseköğretim Kanunuve KDV Kanunundaki muafiyetler devre dışıdır. Bu nedenledir ki vakıf üniversitelerinin katma değer vergisi mükellefiyeti sorunlu başlamış ve bu sorun boyut değiştirerek devam etmektedir.

2.VAKIF ÜNİVERSİTELERİNİN KDV İLE İLK SINAVI: KDV’YE TABİ Mİ?

KDV Kanunu üç ayrı hükümle üniversitelerden söz etmiştir. İlki, Kanunun 1 inci maddesinde yer almıştır. Üniversitelerin ticarî, sınaî, ziraî ve meslekî nitelikteki teslim ve hizmetleri devlet üniversitesi ve vakıf üniversitesi ayrımı yapılmaksızın KDV Kanunun 1/3-g maddesi ile verginin konusunu teşkil eden işlemler arasında sayılmıştır.  Diğer ikisi ise “Sosyal ve Askerî Amaçlı İstisnalarla Diğer İstisnalar” başlıklı 17 inci maddesinde geçmiştir. Kanunun 17/1 maddesinde, bu maddenin (1) numaralı fıkrasında sayılan arasında üniversitelerin de yer aldığı kurum ve kuruluşların ilim, fen ve güzel sanatları, tarımı yaymak, ıslah ve teşvik etmek amacıyla yaptıkları teslim ve hizmetler ile tiyatro, konser salonu, kütüphane, sergi, okuma ve konferans salonları ile spor tesisleri işletmek veya yönetmek suretiyle ifa ettikleri kültür ve eğitim faaliyetlerine ilişki teslim ve hizmetlerinin katma değer vergisinden istisna olduğu hüküm altına alınmıştır.

Ülkemizde vakıf üniversitelerinin kuruluşu ile Katma Vergisi Kanunun yürürlüğe girişi aynı tarihlere 1985 yılına rastlar. İlk vakıf üniversiteleri KDV Kanunun 17/1 maddesinin istisna hükmünden hareketle KDV mükellefiyeti tesis ettirmemişlerdir. Bunu yargı kararlarında anlıyoruz. Yargı kararları incelendiğinde bazı vakıf üniversitelerinin KDV mükellefiyeti tesis ettirmedikleri gerekçesiyle cezalı KDV tarhiyatına maruz kaldıkları anlaşılmaktadır. Gerek yargıya yansıyan olayların çokluğu ve gerekse geniş bir zaman sürecine yayılmasında çok sayıda vakıf üniversitesinin KDV mükellefiyeti için müracaat etmediği ve/veya vergi dairesi tarafından mükellefiyetlerinin tesis edilmediği sonucunu çıkarıyoruz[2]. Zira, vakıf üniversitesi gibi bir kurumun “işe başlama bildirimi”ni alan vergi dairesi, KDV gibi önemli bir mükellefiyeti hemen tesis edeceğinden şüphe yoktur[3]. KDV tarhiyatlarına bakılırsa Vergi İdaresinin vakıf üniversitelerinin KDV mükellefiyeti konusunda en azından bir duraksamaya düştüğü anlaşılmaktadır.

Belirtmek gerekir ki bu süreçte sektöre giren daha güçlü sermaye gurupları büyük sabit yatırımları nedeniyle yüksek devreden KDV tutarlarına ulaştılarsa, bu tutarları indirmek adına KDV’ye tabi olmak ve tahsil etmek bunlar için cazip bir hale gelmiş olabilir. Ayrıca öğrenciden tahsil edilen vergiyi, KDV beyanında kaynaklanan avantajla bir süre finansman olarak kullanmak mümkündür[4]. Gerçi KDV Kanunun 18 inci maddesi kapsamında istisnadan vazgeçerek normal vergilendirme rejimine girmek imkan dahillindedir. Ancak bütün sektörden bağımsız tek başına KDV mükellefiyeti tesis ettirmek rekabet koşulları açısından dezavantaj yaratan bir olgudur. Bu üniversitelerin potansiyel müşterileri için KDV’nin getirdiği yükün pek de önemli olmadığını dikkate alırsak bazı vakıf üniversitelerinin KDV’ye tabi olmayı özellikle tercih ettikleri düşünülebilir. Danıştay kararlarına da geçtiği üzere ne de olsa KDV’yi ödeyen son tahlilde üniversite değil, öğrencidir.

2.1.ÜNİVERSİTELERARASI KURULUN YAKLAŞIMI

Bu arada Üniversitelerarası Kurul, Vakıf üniversitelerinin “Eğitim, öğretim ve kültüre yönelik ilim, fen ve güzel sanatları teşvik edici, yayıcı nitelikte de olsa kamu kurum ve kuruluşları eliyle yapılmayan, onlar tarafından yapılsa bile ticari, mesleki faaliyet çerçevesine giren işlemlerin KDV Kanunun 17/1 inci maddesindeki istisna hükmü dışında kaldığını” bildirmiştir[5].Bu kararın önemli tarafı, Üniversitelerarası Kurulun, Vakıf üniversitelerinin “Eğitim, öğretim ve kültüre yönelik faaliyetlerini ilim, fen ve güzel sanatları teşvik edici ve yayıcı nitelikte görmesidir. Kararın diğer bölümü, yani bunun ötesine giderek, bu faaliyetlerin katma değer vergisi karşısındaki durumunu saptamaya çalışması yetki aşımıdır.  Zira, VUK’un 4 üncü maddesine göre vergi mükellefiyeti tespit etmeye yetkili merci vergi dairesidir. Bu bir üniversite de olsa, Üniversitelerarası Kurulunyetki ve ihtisas alanına giren bir konu değildir. Bu kararın 1992 tarihli olduğu göz önüne alınırsa vakıf üniversitelerinin tüm üniversiteler arasındaki ağırlığının 1/10’ların altında olduğu ortamda alınan bu kararın hukuki olmaktan ziyade güç dengelerinin sonucu olduğu açıkça görülür. Böyle de olsa, Üniversitelerarası Kurulun bu kararı Yüksek Yargı kararlarında bir argüman olarak vakıf üniversitelerinin KDV’ye oldukları yönündeki kararlara gerekçe olabilmiştir. Neticede, vakıf üniversitelerinin KDV ile ilgili bu ilk sınavı Danıştay katında vakıf üniversitelerinin KDV’ye tabi oldukları, Kanunun 17/1 maddesinde belirtilen istisnadan yararlanamayacağı yönünde sonuçlanmıştır.

2.2.VERGİ İDARESİNİN YAKLAŞIMI

Bu noktada Vergi İdaresinin konuya yaklaşımını da açıklamak yararlıdır. Vergi idaresi, devlet üniversitelerinde eğitim ve öğrenimin parasız olduğunu kabul etmektedir. Bu üniversitelerde okuyan öğrencilerin ödediği katkı paylarını bedel olarak görmemektedir. Başlangıçta bir tereddüt yaşasa da KDV Kanunun 17/1 inci maddesindeki istisna hükmünün vakıf üniversitelerini kapsamayacağı; Yükseköğretim Kanunu 56 inci maddesi ve Ek 7 inci maddenin KDV Kanunu 19/1 uncu maddesi hükmü karşısında icrai bir nitelik kazanamayacağı görüşündedir.

KDV Kanunu 19 uncu maddesi şöyledir:

 “Diğer kanunlardaki vergi muaflık ve istisna hükümlerinin bu vergi bakımından geçersiz olduğu, KDV’ye ilişkin istisna ve muafiyetlerin ancak bu kanuna hüküm eklemek veya Kanunda değişiklik yapılmak suretiyle düzenlenir.”

2.3.DANIŞTAYIN GÖRÜŞÜ

Danıştay’ın farklı vergi dava daireleri baktıkları uyuşmazlıklarda vakıf üniversitelerinin KDV’ye tabi oldukları yönünde kararlar ihdas etmişlerdir[6]. Bu kararlarlardaki iddia, savunma ve karar hükmüne dayanak olan gerekçeler, benzerdir. Bunlar en geniş şekliyle Danıştay Vergi Dava Daireleri Genel Kurulunun 29.9.2006 tarih ve E: 2006/150, K:2006/230 sayılı kararında yer almıştır. Bu nedenle Danıştay’ın konuya yaklaşımını bu karar üzerinde okumaya çalışacağız. Karardaki gerekçelerden biri:

3065 sayılı Kanunun 1 inci maddesinde belirtilen, ticari, sınai, zirai ve mesleki nitelikteki teslim ve hizmetleri katma değer vergisine tabi bulunan kurumlar arasında Devlet üniversitelerinin de sayılmış bulunması karşısında, 2547 sayılı Kanunun anılan maddesinde sözü edilen mali kolaylık, muafiyet ve istisnaların katma değer vergisiyle ilgilerinin olmadığı açıktır.”

Devlet üniversitelerinin KDV’den muaf tutuldukları hem de bu muafiyetin 2547 sayılı Kanunun 56 inci maddesiyle sağlandığı bir ortamda bu değerlendirme boşlukta kalmaktadır. Devlet üniversitelerinin yaptığı ikinci öğretim paralı olmasına rağmen 2547 sayılı Kanunun 56 inci maddesinden hareketle katma değer vergisinden muaf tutulmuşlardır. Yükseköğretim Kanununun “Öğrenci katkı payları ve öğrenim ücretleri” başlıklı 46 inci maddesinde “Yükseköğretim kurumlarında, öğrenci başına düşen cari hizmet maliyetleri, yükseköğretim programlarının özellikleri göz önüne alınarak Yükseköğretim Kurulunca hesaplanır. Öğrencilerden her bir dönem için birinci öğretimde öğrenci katkı payı, ikinci öğretim ve uzaktan öğretimde ise öğrenim ücreti alınır. Yabancı uyruklu öğrencilerden, birinci veya ikinci öğretim ayırımı yapılmaksızın, her bir dönem için öğrenim ücreti alınır”. Denilmektedir. Bu hükümlerden hareketle devlet üniversitelerinin yaptığı birinci öğretimden; öğrenciden “katkı payı”, ikinci öğretimden “öğrenim ücreti” alınacağı açıklandığı ve ikinci öğretim öğrencilerinden bu bedeller alınmasına karşın, katma değer vergisine tabi tutulmamasının, vakıf üniversiteleri açısından eşitsizliğe yol açmıştır.

Danıştay’ın diğer bir gerekçesi de şudur:

“… Katma değer vergisinin yüklenicisi, vakfa ait üniversite olmayıp, eğitim ve öğretim hizmetinden yararlanan öğrenciler olduğu”

KDV’ye tabi tüm işlemlerde KDV’nin yüklenicisi nihai tüketicidir. Yasa koyucu istisnayı, hizmeti sunan için değil bu hizmeti alan için koymuştur. İstisna ile ilgili hükümde üniversiteler yanısıra oldukça geniş bir kurumlar listesi verdiği halde hizmetin kime yapıldığına bakmamıştır[7]. Danıştay’ın bu yaklaşımını genel geçer bir kural olarak kabul edersek Türkiye içindeki işlemlere dönük olarak KDV Kanununda yer alan istisnaları geçersiz ilan etmek gerekecektir. Zira, KDV’nin özelliği gereği Türkiye içerisindeki tüm teslimlerde nihai yüklenici tüketicidir. Üniversitelerarası Kurul’un ifadesiyle “eğitim, öğretim ve kültüre yönelik ilim, fen ve güzel sanatları teşvik edici, yayıcı nitelikte” hizmet alan öğrencinin KDV’yi yüklenmesi istisna nedeni iken istisnanın geçersizliğine gerekçe yapılması şaşırtıcıdır. Diğer gerekçe daha da şaşırtıcıdır.

Katma değer vergisi istisnası; ilim, fen ve güzel sanatları, tarımı yaymak, ıslah ve teşvik etmek amacıyla yapılan teslim ve hizmetlere ilişkin olup, okul ve üniversitelere ise ilmi yaymak, teşvik etmek ve ıslah etmek gibi bir fonksiyon ve görev verilmediği anlaşılmaktadır. Bu nedenle de kültürel bir faaliyet olan ilim ve fenni yayma ile eğitim-öğretim faaliyeti olan okul işletmeciliği, amaçları, araçları itibarıyla birbirinden farklı faaliyetler olduğundan, davacı üniversitenin eğitim ve öğretim faaliyetinin bu istisna hükümleri içinde değerlendirilmesine de olanak bulunmamaktadır.”

Üniversitenin işlevini “okul işletmeciliği” ile sınırlayan bu satırlar anlaşılır olmaktan uzaktır. İlim yaymak, bir ilim kurumu  olan üniversitenin görevi değilse kimindir? Bir an için hukuki metinlerin yetersiz olduğunu düşünsek dahi üniversite kurumu ilim yaymak için yazılı bir kurala ihtiyaç duymaz. Zaten varlık nedeni budur. Dünyadaki uygulaması da böyledir. Böyle bir durumda olması gereken eksik olan hukuki kuralın ikmalidir.Kaldı ki böyle bir eksiklik de yoktur. Anayasa 130 uncu maddesi uyarınca Devletin gözetim ve denetimi altında olan vakıf üniversiteleri, kazanç sağlamak amacıyla kurulamayacaklardır. Bu kurumlarla, Devletin yetişemediği yerde vakıflar aracılığıyla yüksek eğitim, öğretim açığının kapatılmasına imkan sağlanmaya çalışılmıştır. Nitekim herhangi bir nedenle vakfın ortadan kalkması halinde vakfa ait yüksek öğretim kurumu faaliyetine devam edecektir. Yükseköğretim Kanununda ilim/bilim kavramı tam 91 kez geçmektedir. Bütün bu maddeleri burada tek tek ele almanın bir yararı yoktur. Örneklemek gerekirse;

Kanunun 3/1 maddesinin (d) bendi ile “Üniversite”nin öğrenciye dönük eğitim ve öğrenim yapan tüm birimlerine bilimsel araştırma, yayın ve danışmanlık yapmak görevi verilmiştir. Kanundaki ifade ile:

Üniversite: Bilimsel özerkliğe ve kamu tüzelkişiliğine sahip yüksek düzeyde eğitim - öğretim, bilimsel araştırma, yayın ve danışmanlık yapan; fakülte, enstitü, yüksekokul ve benzeri kuruluş ve birimlerden oluşan bir yükseköğretim kurumudur.”

Aynı maddenin (e)  bendinde üniversitenin öğrenciye yönelik en yaygın eğitim ve öğretim hizmeti veren birimi olan “fakülte” bilim yuvası olarak tanımlanmıştır:

Fakülte: Yüksek düzeyde eğitim - öğretim, bilimsel araştırma ve yayın yapan; kendisine birimler bağlanabilen bir yükseköğretim kurumudur.”

Yüksek öğretimin öğrencilere yönelik amacın belirleyen 4/a-5 maddesinde “Hür ve bilimsel düşünce gücüne, geniş bir dünya görüşüne sahip, insan haklarına saygılı” öğrenci yetiştirmekten söz etmektedir.

Maddenin 4/c hükmü:

Yükseköğretim kurumları olarak yüksek düzeyde bilimsel çalışma ve araştırma yapmak, bilgi ve teknoloji üretmek, bilim verilerini yaymak, ulusal alanda gelişme ve kalkınmaya destek olmak, yurt içi ve yurt dışı kurumlarla işbirliği yapmak suretiyle bilim dünyasının seçkin bir üyesi haline gelmek, evrensel ve çağdaş gelişmeye katkıda bulunmak

Ana ilkeler başlıklı 5 inci maddenin (d) bendinde eğitim ve öğrenimin bilimsel ve teknolojik esaslara dayalı olacağı bir kez daha çarpıcı bir şekilde ortaya konmuştur:

Eğitim - öğretim plan ve programları, bilimsel ve teknolojik esaslara, ülke ve yöre ihtiyaçlarına göre kısa ve uzun vadeli olarak hazırlanıp sürekli olarak geliştirilir.

Katma değer vergisi neticede nihai tüketici sıfatıyla öğrenci tarafından ödendiği dikkate alındığında vakıf üniversitesinden okuyan öğrenci devlet üniversitesinden okuyan öğrenciden farklı olarak devleti vergisel olarak finans etmektedir. Bunun Anayasamızın kural önünde eşitlik ilkesini düzenleyen 10 uncu maddesi karşısındaki durumu ise izaha muhtaç bir soru olarak orta yerde durmaktadır. Vergiyi yükleyen ve ödeyenin öğrenci olmasına rağmen bunu yargıya taşıyanının örgenci değil de, üniversite olması bir paradoks gibi görünse de KDV’nin teknik yapısı buna elverişli bir ortam yaratmaktadır. Bu arada örgencinin de yüklenen ve ödeyen olarak konuyu yargıya taşımasının önünde yasal bir engel olmadığını belirtmek durumdayız. Gelinen noktada taşların daha yerli yerine oturmadığı sadece yüklenicinin nihai noktada öğrenci olması nedeniyle bunun üzerinde bir uzlaşma sağlanmış gibi bir sonuç çıkmaktadır.

3.VAKIF ÜNİVERSİTELERİNİN KDV İLE İKİNCİ SINAVI: BURSLU ÖĞRENCİLER

Vakıf üniversitelerinin KDV ile sorunu bugün için başka bir zeminde ve ağır bir vergi yükü getirecek şekilde devam etmektedir. Üstelik bu vergileme, maalesef bu ülkenin en başarılı öğrencileri üzerinden ve bir istisna hükmü altında gerçekleştirilmektedir. KDV Kanunun 17/2-b maddesinde “Sosyal amaç taşıyan istisnalar” başlığı  altında yer alan “Üniversitelerin ilgili dönemdeki kapasitesinin %50’sini geçmemek üzere bedelsiz olarak vereceği eğitim ve öğretim hizmetlerinin katma değer vergisinden istisnasını” öngören düzenleme vakıf üniversitelerine dönük ağır bir vergilemeye gerekçe yapılmaktadır.

Vergileme, KDV Kanunun 30 uncu maddesinin 1 inci fıkrasının (a) bendine dayandırılmaktadır. Bu hüküm, vergiden istisna edilmiş hizmet ifalarıyla ilgili yüklenilen KDV’lerin indirimine yasak getirmiştir. Maddedeki ifadeyle,“Vergiye tabi olmayan veya vergiden istisna edilmiş bulunan malların teslimi ve hizmet ifası ile ilgili alış vesikalarında gösterilen veya bu mal ve hizmetlerin maliyetleri içinde yer alan katma değer vergisi” mükellefin vergiye tabi işlemleri üzerinden hesaplanan katma değer vergisinden indirilemez.”

Maliye Bakanlığı yayımladığı KDV Genel Uygulama Tebliğinin F.2.2. bölümünde KDV’nin indirilecek veya indirilmeyecek bölümünün, yüklenilen KDV temelinde hesaplanması gerektiğini deklare etmiştir. Bakanlık, kısmı burs uygulanan eğitim ve öğretim hizmetlerinde yüklenilen KDV’nin tamamının indirim konusu yapılacağını, yani KDV Kanunun 17/2-b’deki istisna hükmünün bu öğrenciler yönünden çalıştırılmayacağını açıklamıştır ki, bu son derece olumlu bir yaklaşımdır. Bakanlığın bu Tebliğiyle vakıf üniversiteleri kısmı burslar yönünden rahatlamıştır. Bakanlık Tebliğinde,“tam burs uygulanarak verilen hizmetler için ise KDV hesaplanmaz, yüklenilen KDV de Kanunun (30/a) maddesi uyarınca indirim konusu yapılamaz”denilmiştir. Yani vakıf üniversiteleri tam burslu öğrenciler yönünden indirim iptali yapacaklardır. Oysa vakıf üniversitelerinin sunduğu hizmetin vergiye tabi olsun vergiden istisna olsun niteliği eğitim ve öğretim hizmetidir. Eğitim ve öğretim hizmeti, hizmeti alanın burslu olup olmadığına göre bölünen, parçalanabilen bir hizmet değildir. KDV mevzuatı ve uygulamalarında, “Yüklenilen KDV” kavramı, istisna uygulanan işlemlerde geçmektedir. Ezcümle, KDV Genel Uygulama Genel Tebliğinde “Yüklenilen KDV, (…) işlemle ilişkilendirilebilen alış ve giderler, genel imal ve genel idare giderleri ile amortismana tabi iktisadi kıymetler (ATİK) için yapılan harcamalara ilişkin KDV’den oluştuğu” açıklanmıştır. Bu açıklamalara göre yüklenilen KDV demek, işlemle ile ilgili filen gerçekleşen KDV demektir. Eğitim ve öğretim hizmetlerinin bölünemez, parçalanamaz bütünlüklü yapısı, burslu öğrenciler için fiilen yüklenilen KDV tutarlarının marjinal maliyet usulüne göre hesaplanmasını gerektirmektedir. Marjinal maliyet, üretim bir birim arttırıldığında üretilen yeni birimin maliyeti yani son birim maliyetidir[8]. Yani burslu her bir öğrenciden dolayı önceki hizmet giderlerine ilave olarak gerçekleşen harcamadır. Bedelli öğrenciler vakıf üniversitesinin varlık nedenleri yani olmazsa olmazlarıdır. Şu halde yüklenilen KDV’nin öncelikle bedel karşılığı verilen eğitim ve öğretim hizmetleri için hesaplanacağından şüphe yoktur. Bu durumda burslu öğrenciler için yüklenilen KDV’den söz edilebilir mi? Ücret ödemeleri KDV’ye tabi olmadığı için dışarıda tutarsak, bir üniversitenin KDV’ye tabi harcamaları; mekan temini, temizliği, ısıtılması ve aydınlatma ile kırtasiye vb. cari harcamalardan müteşekkildir. Şayet maliyetler artmadan yani ek bir harcama yapılmadan burslu öğrencilere de hizmet veriliyorsa bedelsiz öğrenciler için marjinal maliyet sıfırdır. Ancak vergi incelemelerinde eğitim ve öğretim ücretleri dağıtım anahtarı olarak kabul edilerek bu tutarlar üzerinden indirim iptaline gidilmekte ve hesaplanan tutarlar vergisel tarhiyata dönüştürülmektedir.

4.SONUÇ:

1.Vakıf üniversitelerini KDV’den muaf tutan biri KDV Kanunu, diğeri YÖK Kanununda iki ayrı hüküm mevcuttur. Bu muafiyetlerden olsa gerek, Maliye Bakanlığı da bidayette bir duraksama yaşamış, bir süre sonra KDV mükellefiyeti tesis ettirmeyen vakıf üniversitelerine yönelik geçmişe dönük tarhiyatlar gerçekleştirmiş ve bu tarhiyatlar Danıştay katında da tasdik edilmiştir[9]. Ne var ki bu kararlar incelendiğinde, hukuki bir değerlendirmeden ziyade Devlete finansman arayışını anlamaya çalışan konjonktürel kararlar olduğu görülür. Vakıf üniversitelerinin bu kararlarda bilim yayan kurumlar değil de okul işletmeciliği düzeyinde görülmesi bundan olsa gerek. Kararları tartışmalı kılan diğer bir husus ise, KDV ödeyicisinin son tahlilde üniversite değil de öğrenci olmasını, KDV muafiyetini ihlal eden bir olgu olarak gerekçelendirmesidir. Bu bakış açısı doğru kabul edilirse yurt içerisindeki teslim ve hizmetlere ilişkin yani ihracat eksenli olanlar dışında kalan KDV Kanununda yer alan tüm istisnaların ilgası gerekir. Zira KDV’ye tabi teslim ve hizmetlerin tamamında KDV’nin son kertede yüklenicisi tüketicidir. Devlet üniversitelerinin ikinci öğrenimlerinin paralı olmasına rağmen KDV mükellefiyetlerin olmaması, bu bakış açısını eşitsizlikle malul kılsa da, Danıştay’ın kararları vakıf üniversitelerinin KDV’ye tabi olduğu yönünde olunca bu tartışma nihayete ermiştir.

2. Vergi hukukunda istisna , mevcut duruma göre mükellefe bir avantaj sağlaması gerekir. Ne var ki KDV Kanunun 17/2-b’de “Üniversitelerin ilgili dönemdeki kapasitesinin %50’sini geçmemek üzere bedelsiz olarak vereceği eğitim ve öğretim hizmetlerinin katma değer vergisinden istisnasını” öngören düzenleme vakıf üniversitelerine dönük ağır bir vergilemeye gerekçe yapılmaktadır. Vergilemenin bir istisna hükmü altında ve bu ülkenin en kritik sınavlarında zirveyi yakalamış en başarılı evlatları üzerinde yapılması kayda değerdir.

 

 

 

 

[1] Maliye Bakanlığının 04.06.2012 tarih ve B.07.1.GİB.4.34.17.01-KDV.17-1798 sayılı özelgesi

[2]Danıştay 11. Daire 19.10.1998 tarih ve E:1997/785, K:1998/3508 sayılı kararına konu olan bir uyuşmazlıkta bir vakıf üniversitesine, 1994 Şubat dönemi KDV beyannamesini vermediği gerekçesiyle cezalı tarhiyat yapılmıştır. Danıştay 7. Daire 2.4.2000 tarih ve E:2000/5572, K:2000/1024 sayılı kararına konu olan olayda, bir vakıf üniversitesi1999 Şubat dönemi beyannamesini ihtirazi kayıtla vermiştir. Danıştay 7. Daire 9.12.2003 tarih ve E:2003/688, K:2003/4982 sayılı kararına konu olan olayda, bir vakıf üniversitesi KDV’den istisna olduğu gerekçesiyle 2002 Mart dönemi Beyannamesini ihtirazi kayıtla vermiştir. Danıştay Vergi Dava Daireleri Genel Kurulu 29.9.2006 tarih ve E: 2006/150, K:2006/230 sayılı kararına konu olan uyuşmazlıkta, davacı vakıf üniversitesi 2002Mart dönemi KDV beyannamesini vermediği için hakkında kusur cezalı tarhiyat yapılmıştır. 

[3]Bir aşamadan sonra sektöre daha güçlü sermaye guruplarının girmesi bunların büyük sabit yatırımları nedeniyle yüksek devreden KDV tutarlarına ulaşmaları bu kurumların fiyatlandırma problemlerinin olmaması ve dolayısıyla tahsil ettikleri KDV tutarlarını bir süre finansman olarak kullanabilmeleri nedeniyle vergiye tabi olmayı tercih ettikleri düşünülebilir

[4] KDV beyannamesi Kanunun 41/1  vergilendirme dönemini takibeden ayın yirmidördüncü günü akşamına kadar verilir. 

[5] Üniversitelerarası Kurul’un 23.02.1992 tarih ve 65 sayılı kararı.

[6]Danıştay 11. Daire 19.10.1998 tarih ve E:1997/785, K:1998/3508 sayılı karar, Danıştay 7. Daire 2.4.2000 tarih ve E:2000/5572, K:2000/1024 sayılı kararı, Danıştay 7. Daire 9.12.2003 tarih ve E:2003/688, K:2003/4982 sayılı kararı, Danıştay Vergi Dava Daireleri Genel Kurulu 29.9.2006 tarih ve E: 2006/150, K:2006/230 sayılı kararı.

[7]Kanunda geçen kurumlar şunlardır: Genel ve katma bütçeli daireler, il özel idareleri, belediyeler, köyler, bunların teşkil ettikleri birlikler, üniversiteler, döner sermayeli kuruluşlar, kanunla kurulan kamu kurum ve kuruluşları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, siyasî partiler ve sendikalar, kanunla kurulan veya tüzelkişiliği haiz emekli ve yardım sandıkları, kamu menfaatine yararlı dernekler, tarımsal amaçlı kooperatifler ve Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıflar.

 

[8] Ejder YILMAZ, Hukuk Sözlüğü, Yetkin Yayınları, 9 Baskı, s:781

[9]Danıştay 11. Daire 19.10.1998 tarih ve E:1997/785, K:1998/3508 sayılı kararı; Danıştay 7. Daire 2.4.2000 tarih ve E:2000/5572, K:2000/1024 sayılı kararı; Danıştay 7. Daire 9.12.2003 tarih ve E:2003/688, K:2003/4982 sayılı kararı; Danıştay Vergi Dava Daireleri Genel Kurulu 29.9.2006 tarih ve E: 2006/150, K:2006/230 sayılı kararı.

 



Yusuf İleri
07-03-2016 13:13:25
Bu yaziyi indirmek için tıklayınız :   DOWNLOAD PDF

Bizi Takip Edin

  • Facebook
  • Twitter
  • Linkedin
  • Google Plus

© 2015 Tüm Hakları Saklıdır Yusuf ileri

HİZMETLERİMİZ

  • » Bağımsız Dış Denetim Hizmetleri
  • » Vergi ve Tasdik Hizmetleri
  • » Mali Danışmanlık Hizmetleri
  • » Diğer Danışmanlık Hizmetleri
  • » Hukuk Danışmanlığı

ADRES

Kaptanpaşa Mah. Darülaceze Cad. Bilaş İş Mrk. B Blok No:33 K:3 D:43 Okmeydanı
Şişli/İSTANBUL
Yusuf ileri
2019 © Powered by : KETENCEK I.T