Kaptanpaşa Mah. Darülaceze Cad. Bilaş İş Mrk. B Blok No:33 K:3 D:43 Okmeydanı
+90 212 210 00 33 - 210 55 88
  • Facebook
  • Twitter
  • Linkedin
  • Google Plus

TÜRKİYE'DE ENFLASYON VE VERGİSEL POLİTİKALAR (2)

ANASAYFA  /  MAKALELER  /  VERGI  /  TÜRKİYE'DE ENFLASYON VE VERGİSEL POLİTİKALAR (2)

                                                                                                                                  

YEMİNLİ MALİ MÜŞAVİRLİK                                                                                                             

VE DENETİM TİC. LTD. ŞTİ.

Dr. Yusuf İLERİ

Haliç Üniversitesi Öğretim Görevlisi

Dünya Gazetesi - 12.03.2003

                                     TÜRKİYE'DE ENFLASYON VE VERGİSEL POLİTİKALAR (2)

            Ekonomik sistem toplumun geleceğini kurma ve refahı yaygınlaştırma gibi işlevlerini yerine getirebilmesi için üç temel ekonomik sorunu çözmek zorundadır. Bunlar; makro ekonomik istikrarı sağlama, ekonomik büyümeyi gerçekleştirme ve yaratılan gelirin üretim sürecine katılanlar arasında dağılımını büyük dengesizlikler yaratmadan bir çözüme bağlama diye özetlenebilir.

            Makro ekonomik istikrar finansal ve reel plandaki dengelerin kurulmasını kapsar. Genel fiyat düzeyi hızlı artış ya da şiddetli iniş-çıkışlar göstermemeli; öyle ki, ekonomik ajanlar yarın için büyük belirsizliklerle ve karar alma güçlükleriyle karşı karşıya kalmamalıdır. Yani sürekli ve yüksek enflasyon olmamalıdır. Reel planda ise, var olan üretim kaynakları tam olarak kullanılmalı, yüksek oranlı işsizlik ya da üretim kapasitesinde aylaklık, yani ekonominin etkinliği düşmemelidir. Aşırı üretim ya da kıtlık yani deflasyon olmamalıdır. Bu ölçütlere göre Türkiye 1978'den bu yana makro-ekonomik istikrarsızlık yaşamaktadır. İstikrarsızlık 1988'den bu yana da artma belirtileri göstermektedir. Üstelik yüksek oranlı işsizlik ve üretimsizlik içinde iken fiyat düzeyi hızlı artış yani stagflasyon yaşanmaktadır. Enflasyon hızı ve işsizliği eşit önemde tutan bazı iktisatçılar fiyat artış hızıyla işsizlik oranını toplayıp ekonominin ne ölçüde sağlıklı bir konjonktürde seyrettiği konusunda bir gösterge elde ederler. Buradaki artış olumsuzluğun arttığına, azalış olumsuzluğun azaldığına gösterge sayılır.

            Ekonomik büyüme ise, savaş yıllarına oranla daha kötü hale gelmiştir. Öyle ki 2001 kriz sonrası şiddeti %9,4 oranında küçülme depremi yaşanmıştır.

            Türkiye, dünya gelişme liginde "üst-orta gelirli ülkeler" kümesinden "alt-orta gelirli ülkeler" kümesine düşmüştür. Gelir azaldığı için paylaşım daha da bozulmuştur. Reel ücretlerde hızlı düşüş son 13 yılın en düşük düzeyine ulaştı. Bu ise, tüketimin azalmasına ve iç talebin düşmesine yol açtı.

            Bu yazımızda, kamunun harcama gelir dengesinin açık vermesinden, yani kamu kesimi borçlanmasından kaynaklanan enflasyon ve bu enflasyonu körükleyen vergisel politikalardan söz edilecektir.

            Türkiye de kamu kesimi dengesi bozuktur, ancak bu bozukluk devletin reel yani hizmet yaratan harcamaların yüksekliğinden değil, kamu borcunun aşırı faiz yükünden kaynaklanıyor. Kamu sabit yatırımları son 5 yıldır (l998-2002) milli gelirin %2,8’i düzeyinde. Devletin faize ayırdığı kaynak ise milli gelirin %23’ü düzeyinde. Sanayiden iyice uzaklaşan devlet; enerji, ulaştırma, haberleşme gibi alt yapı yatırımları için de kaynak bulamıyor ve altyapı hızla aşınırken yerine yenileri yapılamıyor. Siyasi iktidarlar oluşan kamu açığını vergileri veya özel tasarrufları arttırarak dengelemekten kaçınıyorlar ve çareyi dış kaynak arayışında buluyorlar. Kısa vadeli dış borçlanma yüksek faizle kamu kâğıtlarına aktarılıyor.

            Daha önce emisyon yoluyla kâğıt ve para basma maliyetine karşılanabilirken devletin kamu açıkları, bu yetkinin sınırlanmasıyla, iç/dış borçlanma yoluyla bu kesimlere yüksek faizler ödenerek sağlanabilir hale geldi. Hazine Müsteşarlığı verilerine göre Türkiye 2002 yılını 148,3 milyar dolar borçla kapattı. 148,3 katrilyon olarak açıklanan 2003 yılı bütçesinin üçte biri açık. 49,8 katrilyon olarak belirlenen bütçe açığının borçla kapatılması öngörülüyor. Devletin iç ve dış borçlan 2002 yılında 24,6 milyar dolar arttı. Hazinenin iç borçları 91,7 milyar dolara, dış borçları ise 56,6 milyar dolara yükseldi. Dolara endeksli dış borçlanma enflasyona sebebiyet verdiği gibi kredi anlaşmalarına eklenen "kredi alma koşulları" aracılığıyla uygulanan makro-ekonomik politikalar, kaynakları ulusal ekonomiden uzaklaştırıyor ve ülkeleri gıda maddeleri de dahil büyük miktarlarda tüketim malları ve lüks malları ithal etmeye teşvik ediyor. 2002 yılında iç borçlanmada Hazine 141 katrilyon ödeme yaptı. Bunun 97,5 katrilyon lirası anapara 43,4 katrilyon lirasını ise faiz oluşturdu. 500 büyük sanayi kapsamındaki özel büyük kuruluşlar, 1999'dan 2001’e kadar üretimden kâr etmediklerini, faiz ve benzeri rant gelirleriyle ayakta kaldıklarını açıkladılar. Bu durumun sürmesi faizlerde yükselmeye neden olmaktadır. Enflasyon dönemlerinde devletin borçlanma yoluyla piyasalardan (ve bireylerden) çektiği kaynakları, yüksek faiz ödemeleri ile toplumun bazı kesimlerine aktarılıyorsa, bu durum hem enflasyonist etkinin artmasına hem de gelir dağılımının bozulmasına yol açacaktır. Öte yandan devlet vergi yerine borçlanmaya başvuruyorsa, gelir etkisi ile bireylerin harcama olanaklarını ve tüketim eğilimini arttırmış olacaktır.

            Devlet borçlanabilmek için kamu kâğıtlarına yüksek faiz, vergiden muaf olma, devlet ihalelerinde teminat olarak kabul edilme gibi bazı avantajlar sağlamaktadır. Bunun sonucunda da doğal olarak özel kesimin yatırım olanakları zayıflamaktadır.

            Gelir Vergisi Kanunu'nda menkul sermaye iratlarından bazıları vergiden istisna edilmiş, bazı menkul sermaye iratları için de beyanname verilmemesi veya bazı menkul sermaye iratlarının bir kısmının beyan olunacak saf irattan indirilmesi, indirimden sonra kalan tutarın diğer şartları da taşıması halinde beyan olunması gibi oldukça kapsamlı vergisel bağışıklıklar ve avantajlar sağlanmıştır.

            GVK'nun 4444 sayılı kanunla ilave edilen geçici 55’inci maddesi hükmü uyarınca; 01.01.1999-31.12.2002 tarihleri arasında elde edilen ve tevkif suretiyle vergilendirilmiş bulunan GVK’nun 75’inci maddesinin 7, 12, 14 numaralı bentlerinde yazılı (mevduat faizleri, faizsiz olarak kredi verenlere ödenen kâr payları ile kâr ve zarar ortaklığı belgesi karşılığı ödenen kâr  payları ve özel finans kurumlarınca kâr  ve zarar katılma hesabı karşılığında ödenen kâr  payları, repo gelirleri) menkul sermaye iratları ile menkul kıymet yatırım fonlarının katılma belgelerine ödenen kâr  payları için yıllık beyanname verilmemekte, diğer gelirler nedeniyle beyanname verilmesi halinde de bu gelirler beyannameye dahil edilmemektedir. Bu durumda söz konusu gelirler için vergilendirme O ila %16 oranlarındaki gelir vergisi stopajla sınırlı kalmıştır. Bu gelirlerin ticari işletmeye dahil olması halinde, bu madde kapsam dışında tutularak beyan kapsamına dahil kılınmasını ise, verginin teknik yapısının sonucu olarak değil, bütünüyle reel sektörden kopuk olan fonlar ve bu fonlara ait faiz gelirlerinin; üretim ve ticari organizasyon içerisindeki firmalara ait atıl kalmış fonlara oranla himaye edildiği ve sıcak para hareketlerine dayalı kalkınma modelinin bir parçası olarak görmek ve değerlendirmek mümkündür.

            GVK'na 4710 sayılı kanunla eklenen Geçici 59'ncu madde hükmü uyarınca, 31.12.2005 tarihine kadar, 26.07.2001-31.12.2003 tarihleri arasında ihraç edilen Devlet tahvilleri ve Hazine Bonoları'nın faiz gelirleri ve elden çıkarılmasından sağlanan diğer kazançlar toplamının; 2001 yılında 50 milyar lirası, 2002 ve izleyen yıllarda bu tutarın veya arttırılmış tutarın her yıl için belirlenen yeniden değerleme oranında arttırılmasıyla bulunacak tutar gelir vergisinden müstesna tutulmuştur. Burada da söz konusu gelirlerin ticari işletmeye dahil olması halinde, muafiyet kapsamı dışında tutulmak suretiyle vergisel teşvik, sıcak para hareketlerine yönlendirilmiştir.

Vergisel bağışıklıklar getirilmek ve/veya vergi dışı tutulması sağlanarak teşvik olunan yüksek faizli borçlanmada, sınırlar arası boyutu günlük trilyonlarca dolara ulaşan spekülatif amaçlı yabancı para hareketleri de, ülkemizdeki sermaye hareketlerinin serbestleşmesi sonucu faydalanmaktadır. Bu bakımdan sağlıklı bir konu finans sistemi ve vergilemenin kurulması sermaye hareketlerinin kontrol altına alınmasına yüzde yüz bağlıdır. Ve nihayet kamu harcamalarını borçla finans eden devletlerin yüksek enflasyon ve sosyal sorunlardan kurtulması mümkün değildir. 



Yusuf İleri
11-11-2016 17:55:51
Bu yaziyi indirmek için tıklayınız :   DOWNLOAD PDF

Bizi Takip Edin

  • Facebook
  • Twitter
  • Linkedin
  • Google Plus

© 2015 Tüm Hakları Saklıdır Yusuf ileri

HİZMETLERİMİZ

  • » Bağımsız Dış Denetim Hizmetleri
  • » Vergi ve Tasdik Hizmetleri
  • » Mali Danışmanlık Hizmetleri
  • » Diğer Danışmanlık Hizmetleri
  • » Hukuk Danışmanlığı

ADRES

Kaptanpaşa Mah. Darülaceze Cad. Bilaş İş Mrk. B Blok No:33 K:3 D:43 Okmeydanı
Şişli/İSTANBUL
Yusuf ileri
2019 © Powered by : KETENCEK I.T