Kaptanpaşa Mah. Darülaceze Cad. Bilaş İş Mrk. B Blok No:33 K:3 D:43 Okmeydanı
+90 212 210 00 33 - 210 55 88
  • Facebook
  • Twitter
  • Linkedin
  • Google Plus

Kdv tevkifatının şifreleri

ANASAYFA  /  MAKALELER  /  VERGI  /  Kdv tevkifatının şifreleri

                                                                                                                                         

YEMİNLİ MALİ MÜŞAVİRLİK                                                                                                             

VE DENETİM TİC. LTD. ŞTİ.

 

Dr. Yusuf İLERİ
Yeni Yüzyıl Üniversitesi
Hukuk Fakültesi
Yeminli Mali Müşavir
Vergi Dünyası Dergisi-08/2015

 

ÖZET:
Günümüzde devletler vergiyi daha kolay ve kestirme yollardan almak istemektedirler.
Vergi tevkifatı sistemi bunu sağlayan en önemli araçlardan biridir. Bu nedenledir ki genelde
bütün vergilerde ve özellikle katma değer vergisi alanında vergi tevkifatı yaygın ve etkin bir
hale getirilmiştir. Öyle ki, bidayette satıcının KDV mükellefi olmadığı iş ve işlemlere
uygulanan KDV tevkifatı, gelinen aşamada tüm hizmetler ile temel hammaddelerin üretim
süreçlerine girdiği aşamalara uygulanır hale gelmiştir. KDV tevkifatında önemli bir unsur da
tevkifatı yapacak olanlardır. Bir cümlelik kısa bir yasa maddesiyle temel kuralların Maliye
Bakanlığına bırakıldığı sistemde, Bakanlık her bir işlemin özelliğini dikkate alarak tevkifat
yapacak olanları belirlemiştir. Maliye Bakanlığınca yayımlanan tebliğler ekseninde
şekillenen sistemde tevkifatın kalıcı ve nihai bir vergilemeye dönüştürülmek istendiği
anlaşılmaktadır. Bu nedenledir ki tevkif edilen verginin iadesinde özellikle hizmetler
sektöründe katı uygulamalara yer verilmiş, bu temelde yeminli mali müşavirler devre dışı
edilmiştir.
Anahtar Kelimeler: Vergi tevkifatı, KDV tevkifatı, Maliye Bakanlığı, Belirlenmiş
alıcılar, Tam tevkifat, Kısmı tevkifat, KDV tebliğleri, .
İlgili Kanunun Sayısı/Kısaltılmış Adı İlgili Kanunun Maddesi/Fıkrası/Bendi
3065 sayılı KDV Kanunu Md.9/1
KDV TEVKİFATININ ŞİFRELERİ
1.GİRİŞ
Katma Değer Vergisi Kanunun 9 uncu maddesinde üç fıkra halinde üç1 ayrı
sorumluluk türü öngörülmüştür2. Ne var ki KDV’de sorumluluk denilince maddenin 1 inci
fıkrasındaki sorumluluk akla gelmektedir. Katma değer vergisinin mükellefi normal ve doğal
akışı içerisinde satıcı iken sorumlulukla birlikte şekli ve maddi ödevler alıcıya
yüklenmektedir. Fıkrada “Mükellefin Türkiye içinde ikametgâhının, işyerinin, kanunî merkezi
ve iş merkezinin bulunmaması hallerinde ve gerekli görülen diğer hallerde Maliye Bakanlığı,
vergi alacağının emniyet altına alınması amacıyla, vergiye tabi işlemlere taraf olanları
verginin ödenmesinden sorumlu tutabilir.” Şeklinde yer alan bu kısa hükmün arkasında koca
bir mevzuat oluşmuştur3.
2.KDV TEVKİFATININ TARİHSEL GELİŞİMİ
KDV tevkifatı uygulamasının tarihsel gelişimine bakıldığında uygulamanın kanun
maddesindeki bir cümlelik fıkradan geniş kapsamlı bir vergileme rejimine dönüştüğü
görülecektir. Sorumluluğa ilişkin kurallar ikincil düzenlemelere kalınca, Bakanlık bu kuralları
tebliğlerle, sirkülerlerle bazen de muktezalarla4 belirlemiştir. Belirtmek gerekir ki temel

 

1-Lisanslı depo işleticilerini katma değer vergisinin ödenmesinden sorumlu” tutan hüküm Maliye Bakanlığının tebliğlerle
belirlediği sorumluluk hallerinde farklı değilken bu düzenlemenin tebliğle değil kanunla yapılmıştır.
2-Madenin 2 nci fıkrası belgesiz emtia bulunduran ve hizmet temin edenlerle ilgili ayrı ve spesifik bir sorumluluk halini teşkil
etmektedir; bu nedenle incelememiz dışında kalmıştır.
3-21.07.2085 tarih ve 18818 sayılı resmi Gazete’de yayımlanmıştır.
4-Aracı kurumlara 17.03.1994 tarih ve 52600 sayılı mukteza, amatör spor kulüplerine 27.11.2000 tarih ve 6226 sayılı mukteza
ile tevkifat uygulaması getirilmiştir.

 

hükümler yasa düzeyinde bir nitelik almayınca sorumluluğun alt düzenlemelerdeki hali pek de
yaman olmuştur. Sorumluluğa ilişkin belirlemeler tek tek tebliğlerle yapılmış, 117 Seri No.lu
KDV Tebliğine kadar tam 37 ayrı tebliğin konusunu teşkil etmiştir5.
Kronolojiye göre KDV tebliğleri incelendiğinde sorumluluk uygulamasının “Türkiye
içinde ikametgâhı, işyeri, kanunî merkezi ve iş merkezi bulunmayan mükellefler” tümcesi
kapsamında ilk olarak yurt dışından hizmet satın alan alıcılara getirildiği görülecektir. İthalat
haricinde verginin satıcılar tarafından hesaplanıp beyan edilmesi KDV Kanunun
temelidir.Mükellef esas olarak hizmeti ifa eden olmakla birlikte yurt dışında temin edilen
hizmet ifalarında; Türkiye’de ikametgahı, işyeri, kanuni merkezi ve iş merkezi
bulunmayanların beyan edeceği KDV’yi bunların inisiyatifine bırakılması elbette safdillik
olurdu. Ne var ki bu sorumluluk doğrudan kanunla belirlenebilirdi. Nitekim sorumluluk tayin
eden 15 Seri No.lu KDV Genel Tebliği, Kanunun yürürlük tarihinden 7 ay sonra
yayımlanabilmiştir6. Hizmeti verenin yurt dışında olduğu durumlarda, Türkiye’de hizmetten
faydalanan muhatabın KDV mükellefi olması şartı tabii olarak aranmamıştır.
Bunun akabinde gelen sorumluluk uygulamaları içeriye dönüktür. “Gerekli görülen
diğer haller kapsamında Maliye Bakanlığı, vergi alacağının emniyet altına alınması
amacıyla”satıcının başka faaliyeti nedeniyle KDV mükellefi olmadığı, KDV’ye tabi iş ve
işlemleri sorumluluk kapsamına almıştır. Bunlar, Gelir Vergisi Kanunun 18 inci maddesi
kapsamına giren işler7 ile kiralama ve reklam verme işlemleridir8. Tam tevkifat denilen bu
sorumluluk uygulamalarında vergi idaresi çok sayıda kişiyi vergi mükellefi yaparak bunlarla
ayrı ayrı muhatap olmak istememiştir. Verginin verimlilik ilkesine göre vergi uygulama ve
toplama maliyetinin, yarattığı gelire kıyasla çok yüksek tutarlara ulaşmaması gerekir.
Verimlilik ilkesi mükellefin cebinden çıkan para ile devlet hazinesine giren para arasında da
fark olmamasını öngörür9. İşte bu ilke ile hareket eden Maliye Bakanlığı hizmeti sunanın
KDV mükellefi olmadığı, buna karşın alıcının KDV mükellefi olduğu işlerde, hazır alıcı KDV
mükellefi iken, hem hazine hem de mükellefe yeni maliyetler yaratmamak adına alıcıyı vergi
sorumlusu olarak tayin etmiştir.
Vergisel ödevlerini noksansız yerine getiren alıcılar özellikle ihracatçılar, KDV
iadelerinde ödedikleri KDV’nin hazineye intikali edilmediği yönünde tarhiyatlarla
karşılaşınca bunun başka bir yöntemi yok mu arayışına girmişlerdir. Alıcı ve satıcının vergi
mükellefi olduğu durumlarda sorumluluk uygulaması ilk olarak ihracat işlemi nedeniyle vergi
iadesi alan mükelleflerin sorunlarını azaltmak amacıyla fason olarak yaptırılan tekstil ve
konfeksiyon işlerinde fason hizmet bedeline getirilmesi bundandır10. Maliye Bakanlığı “eldeki
kuş daldaki kuştan evliyadır” mantığıyla hazinedeki parayı disiplin altına alırken ihracatçıyı
da rahatlatmıştır. Hurda metal alımlarına eş zamanlı getirilen sorumluluk da bütünüyle
güvenlikle bağlantılıdır11. Kayıt dışı kalmış hurda metal gibi ekonomideki ağırlığı oldukça
büyük olan bir hammaddenin dolanıma girişinde olası KDV kaybına karşı tedbir alınmıştır12.
Söz konusu sorumluluk uygulamaları KDV Kanunun yürürlüğe girdiği 1985 yılında 10 yıl
sonra 1996 yılında yürürlüğe girdiği göz önüne alınırsa, Kanunun uygulaması sonucu doğan
aksaklıklar ve zaaflar artık tecrübe edilmiş ve sıra tedbirlere gelmiştir. Hurda metal ile ilgili
KDV tevkifatının ardından,2 yıl sonra akaryakıt teslimlerinde13,5 yıl sonra atık kağıt ve hurda
plastike sorumluluk14 derken, gelinen noktada tüm hizmetler ile endüstrinin temel
hammaddeleri sorumluluk kapsamına alınmıştır. KDV sorumluluğu bu şekilde 37 ayrı tebliğe
konu olduktan sonra Maliye Bakanlığınca yayımlanan 117 Seri No.lu KDV Genel Tebliği ile

 

5file:///C:/Users/SAMSUNG/Downloads/KDV9.404%20(3).pdf
6 15 seri no.lu KDV Genel tebliği 21.07.1985 tarih ve 18818 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.
7 19 ve 72 sei no.lu KDV Genel Tebliğleri.
8 30 seri no.lu KDV Kanunu Genel Tebliği
9 Abdurrahman AKDOĞAN, Kamu Maliyesi, Gazi Kitabevi, 14. Baskı, Eylül-2011, S.215
10 Ayhan ÜNGÖRMÜŞ, Katma Değer Vergisi Tevkifat Uygulaması Artık DerliToplu, Vergi Dünyası, Sayı:370, Haziran
2012 s.28
11 Sorumluğun getirildiği dönemde hurda metal KDV’de istisna değil genel oranda KDV’ye tabidir.
12 51 seri no.lu KDV Genel Tebliği 10.01.1996 tarih ve 22519 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.
13 68 seri no.lu 11.6.1998 tarih ve 23369 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.
14 81 seri no.lu KDV Genel Tebliği 01.03.2001 tarih ve 24333 sayılı Resmi Gazete2de yayımlanmıştır.

 

KDV tevkifatı ile literatüre yerleşen uygulamalar içeriklerine uygun olarak “tam tevkifat” ve
“kısmi tevkifat” diye ikiye ayrıştırılarak gruplandırılmış ve bir tebliğde toplanmıştır.
Belirtmek gerekir ki KDV tevkifatının genel tebliğlere yansıyan bu dağınık yapısı, KDV
Yasasının diğer konu ve hükümleri de nasibini alınca, Bakanlık, KDV Yasasının bidayette
beri yayımladığı tebliğleri yürürlükten kaldırarak, 1 Seri No.lu Katma Değer Vergisi Genel
Uygulama Tebliğinde toplamıştır. Gelinen aşamada artık tarih olmuş tebliğler yerine,
yürürlükteki Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliğindeki sorumluluğunun
incelenmesi doğru olacaktır.
3.KATMA DEĞER VERGİSİ UYGULAMA GENEL TEBLİĞNDE
SORUMLULUK
Öncelikle KDV’de sorumluluğun temelini oluşturan maddenin 1 inci fıkrasının esas
olarak dört unsurdan oluştuğunu belirtmekte yarar vardır. Bunlar; (a) Sorumluluk halleri, (b)
Sorumluyu belirlemeye yetkili merci, (c) Sorumluğun dayanağı ve (d) Kimlerin sorumlu
tutulacağıdır. Fıkra iki çeşit sorumluluk halinde söz etmektedir; bunlardan biri “ Türkiye
içinde ikametgâhı, işyeri, kanunî merkezi ve iş merkezi bulunmayanlar” ikincisi ise “diğer
haller”dir. Sorumluluğu belirleme yetkisi Maliye Bakanlığına aittir. Esasen bu hükmün en
kritik noktası da burasıdır. Sorumluluk ancak “vergi alacağının emniyet altına alınması” için
belirlenecek, başka bir gerekçe sorumluluğa dayanak olamayacaktır. KDV’nin ödenmesinden
sorumlu tutulacaklar ise “vergiye tabi işlemlere taraf” olanlardır. Maddede belirtilen işlemlere
taraf olarak, sorumlu belirlenenler kendisine mal teslim edilen veya hizmet ifa edilen kişi
ve/veya kurumlardır.
1 Seri No.lu Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliğinde,KDV tevkifatı, tam
tevkifat ve kısmı tevkifat olarak ayrıştırılmıştır. Tam tevkifat, işlem bedeli üzerinden
hesaplanan verginin tamamının işleme muhatap olan alıcılar tarafından beyan edilip
ödenmesi; kısmı tevkifat ise hesaplanan verginin, Maliye Bakanlığınca belirlenen kısmının,
işleme muhatap olan alıcılar tarafından, diğer kısmının ise işlemi yapan tarafından beyan
edilip ödenmesi olarak açıklanmıştır.
KDV tevkifatı ihtiyari bir uygulama olmayıp, Maliye Bakanlığınca tevkifat
uygulaması kapsamına alınan işlemlerde alıcılar tarafından tevkifat yapılması zorunludur.
Diğer taraftan, Maliye Bakanlığınca tevkifat kapsamına alınmamış işlemlerde alıcılar
tarafından tevkifat yapılması mümkün değildir.
3.1.TAM TEVKİFAT UYGULAMASINDA DEĞİŞEN BİR ŞEY YOK
Tebliğde, önceki tebliğlerdeki tam tevkifat uygulamasındaki ilke ve kurallar aynen
benimsenmiştir.Uygulama Genel Tebliğinde tevkifata ilişkin usul ve esaslar oldukça ayrıntılı
belirlendiğinde burada tekrarına girilmeyecektir.
3.2.KISMI TEVKİFAT UYGULAMASININ ŞİFRELERİ
3.2.1.BELİRLENMİŞ ALICILARIN ÖNEMİ
Kısmı tevkifat uygulamasının bütün hikmeti tevkifat yapacak alıcılar ile tevkifat
kapsamına alınan mal ve hizmetlerin özelliğinde yatar. KDV Uygulama Genel Tebliğinde
KDV tevkifatı yapmak için sorumlu tutulanlar iki grup halinde sayılmıştır. Birinci grupta tüm
KDV mükellefleri, ikinci grupta “belirlenmiş alıcılar” adı altında 13 kesim sayılmıştır.
Belirtmek gerekir ki, kısmi KDV stopajı uygulaması belirlenmiş alıcılar etrafında
yürümektedir. Öyle ki belirlenmiş alıcılar tevkifat kapsamına alınan tüm kalemlerden tevkifat
yapmaya sorumlu tutulmuşken, KDV mükellefleri sınırlı bazı kalemlerde sorumlu
tutulmuşlardır. Burada kayda değer bir husus da, belirlenmiş alıcılar arasında sayılanların
önemli kesiminin KDV mükellefi dahi olmamasıdır. Örnek vermek gerekirse belirlenmiş
alıcılar arasında sayılan 5018 sayılı Kanuna ekli cetvellerde yer alan idare, kurum ve
kuruluşlarının KDV mükellefiyeti yoktur. Bu da bir başka sorunu ortaya çıkarmaktadır.
Maliye Bakanlığı KDV karşısında mükellef dahi olmayan bir kişi ve/veya kurumu vergi
sorumlusu olarak tayin edebilir mi? Vergi sorumluluğuna dayanak kılınan KDV Kanunu’nun
9 uncu maddesinin 1’inci fıkrasına bakılırsa, burada KDV mükellefi olmak koşulunun
geçmediği, sadece “vergiye tabi işlemlere taraf olmanın” yeterli görüldüğü ve bu ifadenin
bunu sağladığı düşündürmektedir.
Belirlenmiş alıcıların diğer önemli bir özelliği ekonomi içerisindeki nispi ağırlığıdır. Bu
alıcılar arasında yer alan 5108 sayılı Kanuna ekli cetvellerde yer alan idare, kurum ve kuruluşların tamamı kamu kuruluşudur.

İlave olarak kamu ekonomisi içerisinde gösterilen
kamu iktisadi teşebbüsleri, özelleştirme kapsamındaki kuruluşları da “belirlenmiş alıcılar”
arasına alınmıştır15. Devlet payı, Ülkemizde ekonominin %27’ine inhisar etmektedir16.
Bankalar, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, kanunla kurulan ve tüzel kişiliği
haiz emekli ve yardım sandıkları, Borsa’ya kayıtlı şirketlerin de “belirlenmiş alıcılar” arasında
yer aldığını da belirtirsek, Ülkemizdeki büyük alıcıların neredeyse tamamına KDV tevkifatı
getirildiğini görürüz. Bir mal ve hizmet tesliminde normalde, satıcının KDV mükellefi olarak
atandığını ve bunun tahsil ettiği KDV’yi vergi dairesine ödemesini KDV Kanunu’nun temeli
olduğunu yukarıda ifade etmiştik. Sorumluluk satıcı yerine alıcının KDV’yi ödemesidir ki, bu
da sistemin baş aşağı edilmesi demektir. Belli ki bu sistemde büyük bir tıkanma olmuştur.
Maliye Bakanlığının KDV mükellefi olsun veya olmasın, kamu kurumlarını ve meslek
odalarını da kapsayacak bir vüsatta sorumluluk uygulamasına geçmesi başka türlü izah
edilemez. Alınan bu radikal tedbirlere bakılırsa KDV uygulamasının geçen 30 yıllık tecrübesi
önemli bir güven problemi yaratmıştır. Sorumluluğun ağırlığının yüklendiği kesimlere
bakılırsa güven irili ufaklı mükelleflerden büyüklere kaymıştır. Zira belirlenmiş alıcıların
birbirlerine karşı yaptıkları teslim ve hizmetler KDV tevkifatı dışında kalmıştır. Buna da bir
istisna getirilmiştir. Profesyonel spor kulüplerine yapılan teslimlerde, teslim yapan belirlenmiş
alıcılar da olsa tevkifat yapılacaktır denilmiştir ki bunda da bizim bilmediğimiz bir hikmet
vardır. Ancak yine de bundan profesyonel spor kulüpleri tarafından tahsil edilen KDV’nin
Hazineye dönmediği tahsilatında güçlükler çekildiği yönünden bir anlam çıkarabiliriz.
Profesyonel spor kulüplerinin yayın, reklam ve isim hakkı gelirlerine konu işlemlerinde stopaj
oranının 9/10 olarak belirlenmesi de bu yargıyı pekiştirmektedir. KDV tevkifatı sisteminin
derinliğine inildiğinde büyük bir akılcılığı içerisinde taşıdığını görürüz. Zira kamu
ekonomisine giren mal ve hizmet karşılığında çıkan paranın KDV tevkifatına konu olan kısmı
Devlet Hazinesinden kalmaktadır. Yani esasen vergi olarak zaten devlet payı olan bu tutar
risk edilmemektedir. Diğer türlü, Hazineden çıkacak bu paranın, ticaretin tabii akışı içerisinde
KDV indirim mekanizması gibi karmaşık bir sistemde tekrar Hazine’ye dönüp dönmeyeceği
hususu biraz da şansa bağlıdır. Bununla birlikte bu paranın geri alınması için mükellefe
gerekli ortam da sağlanmıştır.
3.2.2.TÜM HİZMET SEKTÖRLERİ KISMİ TEVKİFAT KAPSAMINDADIR
KDV tevkifatında kayda değer diğer önemli bir nokta da bütün hizmetlerin tevkifat
kapsamına alınmasıdır. Tebliğ de hizmet kalemlerinden 12’si hizmetin niteliğine göre ayrı
ayrı sayılmıştır17. Bu 12 kaleme bakıldığında bir ekonomi içinde var olan tüm hizmetlerin
sayıldığını söyleyebiliriz. Ancak ne olur olmaz burada bir hizmet türü sayılmamış, bir şekilde
kalmış olabilir, bu tevkifat dışında kalmasın düşüncesiyle Tebliğin “2.1.3.2.1.3. başlığı altında
“Yukarıda Belirlenenler Dışındaki Hizmetler” başlığı kullanılmıştır. Ancak bu hizmet
grubunda KDV mükellefleri tevkifat yapamayacakları gibi belirlenmiş alıcıların tamamı da
tevkifat yapamayacaktır. Bu hizmet grubunda tevkifat yapmaya sadece kamu kurumları
yetkilendirilmiştir. Böylece hizmetlerin tamamı “sağlama” yapılmak suretiyle KDV
sorumluluğu kapsamına alınmıştır.
Hizmette dört ayrı tevkifat oranı belirlenmiştir. Hizmetle ilgili beş alanda tevkifat oranı
9/10 gibi nerdeyse KDV’nin tamamı kadar belirlenmesi önemlidir. Diğer kalemlerde ise
tefkifat oran ve tutarı yarı yarıyadır. Sadece yapım işlerinde tevkifat oranı 2/10 olarak düşük

 

15 5018 sayılı Kamu Mali Yönetim ve Kontrol Kanuna (KMYKK) ekli 4 ayrı cetvel bulunmaktadır. KMYKK’na ekli (I), (II)
ve (III) sayılı yer alanlar kamu idareleridir. (I) sayılı Cetvel genel bütçe kapsamındaki kamu idareleridir. Yüksek Öğretim
Kurulu, üniversiteler ve ileri teknoloji üniversiteleri ile özel bütçeli diğer idareler (II) sayılı cetvelde, (III) sayılı cetvelde ise
düzenleyici ve denetleyici kurumlar, yer almıştır. (IV) sayılı cetvelde yer alan kamu kuruluşları çeşitli sosyal güvenlik
kurumlarıdır. (Abdurrahman AKDOĞAN, Kamu Maliyesi,Gazi Kitabevi 14. Baskı, s.253 vd.)
16http://www.haberler.com/babacan-devletin-ekonomide-payi-yuzde-27-5927905-haberi/
17Yapım İşleri ile Bu İşlerle Birlikte İfa Edilen Mühendislik-Mimarlık ve Etüt-Proje Hizmetleri, Etüt, Plan-Proje,
Danışmanlık, Denetim ve Benzeri Hizmetler, Makine, Teçhizat, Demirbaş ve Taşıtlara Ait Tadil, Bakım ve Onarım
Hizmetleri, Yemek Servis ve Organizasyon Hizmetleri, İşgücü Temin Hizmetleri, Yapı Denetim Hizmetleri, Fason Olarak
Yaptırılan Tekstil ve Konfeksiyon İşleri, Çanta ve Ayakkabı Dikim İşleri ve Bu İşlere Aracılık Hizmetleri, Fason İşlerle İlgili
Aracılık Hizmetleri, Turistik Mağazalara Verilen Müşteri Bulma / Götürme Hizmetleri, Spor Kulüplerinin Yayın, Reklâm ve
İsim Hakkı Gelirlerine Konu İşlemleri, Temizlik, Çevre ve Bahçe Bakım Hizmetleri, Servis Taşımacılığı Hizmeti, Her Türlü
Baskı ve Basım Hizmetleri, Yukarıda Belirlenenler Dışındaki Hizmetler

 

tutulmuştur. Tevkifatın yüksek tutulduğu alanlar ise (1) “Etüt, plan-proje, danışmanlık,
denetim vebenzeri hizmetler, (2) Yapı denetim hizmetleri, (3) İşgücü temin hizmetleri, (4)
Turistik mağazalara verilen müşteri bulma hizmetleri ile (5) Spor kulüplerinin yayın, reklam
ve isim hakkı gelirlerine konu işlemlerdir. Bunların tamamında hem belirlenmiş alıcıların hem
de KDV mükelleflerinin tevkifat yapmaya yetkili kılınması bu hizmetlerde KDV kaybının
daha yüksek olduğunun tecrübesine dayalı birikimli etkilerdir.
Belirlenmiş alıcılar bütün hizmet kalemlerinden tevkifat yapacaklardır18. Belirlenmiş
alıcılar içerisinde ağırlıklı olarak kamu kurumları yer almakla birlikte tevkifat oranları
alıcılara göre ayrıştırılmamıştır. KDV tefkifatı oranları 2/10 ila 9/10 aralığında değişmektedir.
9/10 oranı gibi yüksek oranda tevkifata tabi tutulan kalemleri enrisk taşıyan alanlar olarak
değerlendirmek yanlış olmaz. Kamu kurumlarının alıcı olduğu durumlarda daha yüksek
tevkifat oranlarının tamamına yakın olması doğru bir güvenlik tedbiri gibi görülmektedir.
Ancak belli ki bu oranlar belirlenirken mükelleflere iade doğacağı endişesiyle hizmetin
mahiyetine göre, olası iade alacaklarını engellemek için bir ihtiyat olarak tamamı tevkif
edilmemiştir.
Hizmet tesliminde KDV oranlarınıngenelde %18’e bağlandığı malumdur. KDV
tevkifatının 9/10 oranında olduğu hizmet teslimlerinde hizmeti sunan mükellefin eline %1.8
oranında KDV geçecektir. Bu mükellefler alımlarında ise mal ve hizmetin niteliğine göre %1,
%8 ve %18 oranında KDV ödemektedirler. Bu tablo mükellefin alışları sırasında teslimlerine
göre daha yüksek KDV ödeyeceği sonucunu ve dolayısıyla KDV iadesi almaya hak
kazanacağı sonucunu çıkarmaktadır. Bu durumda haliyle tevkifat oranları 9/10 olan
hizmetlerde daha yüksek tutarda bir KDV iadesi doğacağı beklenir. Demek ki Tebliği yazan
irade 9/10 oranında tevkifata maruz kalan mükelleflerle KDV’yi tahsil ettikten sonra
hesaplaşmak istemektedir.
3.2.3. HİZMET SEKTÖRÜNDE KDV’NİN MAHSUP VE İADESİ KOLAY DEĞİL
Tebliğde mahsup ve iade hakkı prensip olarak kabul edilmiştir. Ancak oldukça katı
sınırlamalar yapılmıştır.Bu sınırlamalar özellikle hizmet alanındaki iade ve mahsup
taleplerine getirilmiştir. Öyle ki yapım işleri dışındaki hizmetlere ilişkin mahsup taleplerinde
tutarı ne olursa olsun yeminli mali müşavir raporu veya vergi inceleme raporu aranmıştır.
5.000,-TL’yi aşan mahsup tutarlarının yerine getirilmesi ise sadece vergi inceleme raporuna
bağlı kılınmıştır. Mahsup taleplerinde teminat verildiği takdirde, teminat da vergi inceleme
raporuna göre çözülecektir. Nakit iade işlemlerinde ise YMM’ler tamamen devre dışıdır.
Tutarı ne olursa olsun iade talepleri vergi inceleme raporu düzenlenmesine bağlanmıştır.
Doğrusu bunun anlaşılır tarafı yoktur. Mahsup taleplerinde YMM raporu kabul edilirken iade
taleplerinde kabul edilmemesi ayrıca izaha muhtaç bir durumdur. Mahsubun iade olduğu
Maliye Bakanlığının çeşitli tebliğlerinde kabul ettiği bir gerçeklik olduğu halde böyle bir
ayrımın yine de yapılmış olması anlaşılır değildir. Bu uygulama hizmet sektöründe tevkifatı
nihai bir vergilendirmeye dönüştürecek niteliktedir. Zira iade alacağı da olsa,yasalara aykırı
bir işlemi olmasa da her mükellef vergi incelemesine sıcak bakmayabilir. Şayet bu
hassasiyetler hizmet sektöründe mevzuata muhalif iş ve işlemler ekseninde KDV kaybı
olduğu yönündeki kaygılardan besleniyorsa doğru olan bu alandaki iadeleri YMM gibi
nitelikli bir kesime açmaktır. Bu durumda sektöre verilecek kalifiyeli müşavirlik hizmetleri ile
mevzuata aykırı iş ve işlemlerle daha etkin mücadele edileceği açıktır.

 

18 Turistik Mağazalara Verilen Müşteri Bulma/Götürme Hizmetlerinde belirlenmiş alıcılardan söz edilmemesi bu tarz bir
hizmet almalarına olasılık verilmemesindendir. Tebliğin “2.1.3.2.1.3. başlığı altında “Yukarıda Belirlenenler Dışındaki
Hizmetler”başlğı altına düşecek hizmetlerde belirlenmiş alıcıların tamamı değil, sadece 5018 sayılı Kanuna Ekli Cetveller
Kapsamındaki İdare Kurum ve Kuruluşlara Yapılan hizmetler için bu kurumlar tevkifat yapabileceklerdir

 

Yapım işlerinde19 ise 5.000,-TL’ye kadar olan mahsup ve iade tutarlarında vergi
dairesinin denetimi yeterli görülerek YMM Raporu ve teminat aranmamış, 5.000,-TL’yi aşan
mahsup ve iade taleplerinde vergi inceleme raporunun yanı sıra YMM raporuda fonksiyonel
hale getirilmiştir. YMM’lerin devreye konulduğu yapım işlerinde tevkifat oranlarının diğer
hizmet teslimlerine göre daha düşük olması ilginç bir durum oluşturmaktadır.
3.2.3.ENDÜSTRİYEL HAMMADDELER TEVKİFAT KAPSAMINDA
Maliye Bakanlığı temel hammadde niteliğindeki ürünleri teslim yapanın niteliğine
bakarak kısmı KDV tevkifatı kapsamına almıştır. Kural koyucu, bazılarında bu
hammaddelerin ithal edenlerle ilk üreticilerini, bazılarında ithal edenleri, KDV tevkifatı
dışında tutarak tevkifatı bunların nihai ürüne dönüşeceği aşamaya kaydırmıştır. Şöyle ki; (1)
Hurda metallerden elde edilenler dışındaki bakır, çinko, alüminyum kurşun külçelerinin
ithalatçılar ve ilk üreticiler dışındakiler tarafından yapılan teslimlerinden 5/10 oranında,
(2)Bakır alaşımlarından, çinko alaşımlarından, alüminyum alaşımlarından, kurşun
alaşımlarından mamul ürünlerin ilk üreticileri ve ithalatçılar dışındakiler tarafındaki
tesliminde 5/10 oranında, (3) İstisnadan feragat hurda ve atık teslimleri 5/10 oranında, (4)
Metal plastik, lastik, kauçuk, kağıt, cam hurda ve atıklarından elde edilen hammaddelerin
ithalatçıları dışındakiler tarafından yapılan teslimi 9/10 oranında (5) Pamuk, tiftik, yün ve
yapağı, ham post ve deri teslimleri 9/10 oranında (6)Ağaç ve orman ürünlerinin ithalatçıları
dışındakilerce yapılan teslimleri 5/10 oranında KDV tevkifatına tabi kılınmıştır.
Katma değer vergisi mükelleflerinin tamamı ile belirlenmiş alıcıların tamamının
tevkifat yapmakla yetkili kılınması, bu hammaddelerin tam bir denetimini amaçlamaktadır.
Böylece temel hammaddelerin tamamı üretim süreçlerine girdikleri anda tevkifata tabi
tutulmakla KDV tahsilatı açısından önemli bir pozisyon alınmıştır. Üretim süreçlerine giriş
böyle yüksek bir oranda vergilendirildikten sonra, bu hammaddelerden müteşekkil ürünlerin
dolaşımında ayrıca tevkifat aranmamıştır. Tevkifat oranları oldukça yüksek tutulmuştur.
Dikkat edilirse iki kalemde tefkifat oranı 9/10 gibi KDV tutarının tamamına yakındır.
Diğerlerinde de yarısı kadardır.
3.2.4. HAMMADDE TESLİMLERİNDE KDV MAHSUP VE İADESİ KOLAY
KDV tevkifatına konu olan mal teslimlerinde vergi borçlarına mahsup söz konusu ise
miktarına bakılmaksızın teminat, YMM Raporu ve vergi inceleme raporu aranmaksızın yerine
getirilecektir. İade taleplerinde ise 5.000,-TL’ye kadar olan tutarlarda YMM Raporu ve
teminat aranmamış, vergi dairesinin denetimi yeterli görülmüş, 5.000,-TL’yi aşan iade
taleplerinde YMM Raporunun ibrazı ya da vergi inceleme raporuna göre yerine getirileceği
kabul edilmiştir.
Mal ve hizmet teslimlerinde doğan iade taleplerinin yerine getirilmesinde, alıcı
tarafından 2 No.lu KDV beyannamesi ile beyan dilen ve tahakkuk ettirilen KDV’nin ödenmiş
olması şartı aranmaz. İade olarak talep edilen tutar, işlemin bünyesine gire KDV değil, tevkif
edilen KDV esas olarak belirlenir. İadesi istenilen KDV, hiçbir surette tevkifata tutulan
KDV’den fazla olamayacaktır.
4.SONUÇ:
Katma değer vergisinde tevkifat ister tam tevkifat olsun ister kısmi tevkifat olsun
temelde bir güvenlik meselesi olarak ele alınmıştır. Başlangıçta işlem maliyetlerini azaltmak
uğruna tam tevkifat olarak başlayan uygulama, KDV’yi güvence altına almak ve tahsilatını
hızlandırmak adına hizmet sektörünün tamamıyla temel hammaddeleri kapsayacak bir
genişliğe erişmiştir.

 

19 ) Spor kulüplerinin yayın, reklam ve isim hakkı gelirlerine konu işlemlerindeki tevkifatın iadesine ilişkin işlem le de
yapım işleri için belirlenen kurallara tabidir. Ancak yaygın olduğu için yapım işleri üzerinde açıklanmıştır.

KAYNAKÇA
- Abdurrahman AKDOĞAN, Kamu Maliyesi, Gazi Kitabevi, 14. Baskı, Eylül-2011,
-Ayhan ÜNGÖRMÜŞ, Katma Değer Vergisi Tevkifat Uygulaması Artık Derli Toplu,
-3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu ve Genel Tebliğleri,
-5018 sayılı Kamu Mali Yönetim ve Kontrol Kanunu,
-Resmi Gazete,
-Anayasa Mahkemesi Kararları,
-Vergi Dünyası Dergisi,
-Yaklaşım Dergisi

 

 

 



Yusuf ileri
24-10-2015 12:12:55
Bu yaziyi indirmek için tıklayınız :   DOWNLOAD PDF

Bizi Takip Edin

  • Facebook
  • Twitter
  • Linkedin
  • Google Plus

© 2015 Tüm Hakları Saklıdır Yusuf ileri

HİZMETLERİMİZ

  • » Bağımsız Dış Denetim Hizmetleri
  • » Vergi ve Tasdik Hizmetleri
  • » Mali Danışmanlık Hizmetleri
  • » Diğer Danışmanlık Hizmetleri
  • » Hukuk Danışmanlığı

ADRES

Kaptanpaşa Mah. Darülaceze Cad. Bilaş İş Mrk. B Blok No:33 K:3 D:43 Okmeydanı
Şişli/İSTANBUL
Yusuf ileri
2019 © Powered by : KETENCEK I.T