Kaptanpaşa Mah. Darülaceze Cad. Bilaş İş Mrk. B Blok No:33 K:3 D:43 Okmeydanı
+90 212 210 00 33 - 210 55 88
  • Facebook
  • Twitter
  • Linkedin
  • Google Plus

Kdv Oranlarının Pamukta Kayıt Dışılığa Etkisi

ANASAYFA  /  MAKALELER  /  VERGI  /  Kdv Oranlarının Pamukta Kayıt Dışılığa Etkisi

                                                                                                                                         

YEMİNLİ MALİ MÜŞAVİRLİK                                                                                                             

VE DENETİM TİC. LTD. ŞTİ.

 

Dr. Yusuf İLERİ
Haliç Üniversitesi

Vergisi Dünyası / 02 2008

 

KDV ORANLARININ PAMUKTA KAYIT DIŞILIĞA ETKİSİ
I. GİRİŞ:
Kurumlar vergisinin en önemli sorunlarından birisi; bir kurumun diğer kuruma iştirak
etmesi halinde iştirak eden kurumun kazanç payının hem iştirak edilen kurumda, hem de
iştirak eden kurumda vergilendirilmesidir. Zira bu husus, çifte vergilendirme problemini
ortaya çıkarmaktadır. Bu nedenledir ki hemen her ülkenin vergi kanunlarında; şu veya bu
şekilde kabul edilmiş olan iştirak kazançları istisnası, gerek vergilemede adalet ilkesine aykırı
olan, gerekse girişimcilerin iktisadi kararlarında olumsuz bazı sapmalara neden olabilecek
olan kurumlar vergisinde mükerrerliği önlemek amacıyla konmuştur
Bu yazıda KVK’nda yer alan yurt dışı iştirak kazançları istisnasının yurt dışına
sermaye transferine etkileri incelenecektir.
II. GENEL OLARAK İŞTİRAK KAZANÇLARI İSTİSNASI
Kurumlar vergisi sistemimizin özü beyandır. KVK’nun 2’nci maddesinde sayılan
kurumlar, kanuni ve iş merkezlerinin Türkiye’de bulunup bulunmadığına göre tam
mükellefiyet veya dar mükellefiyet esasında vergilendirilir. Kurumlardan kanuni veya iş
merkezleri Türkiye’de bulunanlar tam mükellefiyet esasında gerek Türkiye içinde gerekse
Türkiye dışında elde ettikleri kazançların tamamı üzerinden, kanuni ve iş merkezlerinin her
ikisi de Türkiye’de bulunmayanlar, dar mükellefiyet esasında sadece Türkiye’de elde ettikleri
kazançları üzerinden vergilendirilirler.
Verginin konusuna girmekle beraber, bir kısım kazançlar teknik, ekonomik, sosyal
veya siyasal nedenlerle vergi dışına çıkartılabilir. Vergicilik dilinde bu ayrıcalığa “istisna” adı
verilir.
5520 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’muzun 5’inci maddesinin birinci fıkrasının (a)
bendinde yer alan iştirak kazançları istisnası, mükerrer vergilemeyi önlemek amacıyla
KVK’larında daim ve kaim olarak yer alan teknik nitelikli bir istisnadır. İstisnaya konu
kazanç, esas itibariyle kazancın elde edildiği ilk kurumda vergilendirildiğinden, kazancın kâr
dağıtımı yoluyla intikali sağlanan diğer kurumlarda da kurumlar vergisine tabi tutulmasının
önüne geçilmek istenmektedir.
Kanuni ve iş merkezi yurt dışında bulunan kurumlardan elde edilen iştirak
kazançlarının çifte vergilendirme karşısındaki durumu özellik arz etmektedir. Kanuni ve iş
merkezi Türkiye dışında bulunan bir kurumdan başka bir ifade ile dar mükellef bir kurumdan,
kar payı alan kurumların kural olarak, iştirak kazançları istisnasından faydalanmamaları gerekir.

Zira dar mükellef kurumlar sadece Türkiye’de elde ettikleri kazançları üzerinden
vergilendirilen kurumlardır. Bu durumda kanuni ve iş merkezi Türkiye dışında olan kurumdan
elde edilen kar payının, daha evvel ülkemizde kurumlar vergisine tabi tutulmaması nedeniyle,
tam mükellef kurumlardan elde edilen kazançlar için öngörülen istisnadan faydalanamaması
verginin hükümranlıkla ilgili yanını ortaya koyan ve aynı zamanda vergi tekniğine uygun bir
durumdur.
III. YURT DIŞI İŞTİRAK KAZANÇLARI İSTİSNASI
KVK’nun 5’inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde kurumların, gerek dar
mükellef kurumlardan ve gerekse Türkiye’de işyeri ve daimi temsilci bulundurmayan anonim
ve limited şirketlerden elde ettikleri iştirak kazançları, belli koşullar altında kurumlar
vergisinden istisna edilmiştir. İstisnaya ilişkin olarak Maliye Bakanlığı tarafından yayınlanan
1 Seri No’lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliği’nde oldukça geniş açıklamalar yapılmış olup, bu
yazının konusu bütün bu koşulları açıklamak değil, sadece sermaye ihracına etkisi olanları
ortaya koymaktır.
İştirak olunan şirketin ödenmiş sermayesinin en az yüzde 10’una sahip olmak
istisnadan faydalanmak için aranan koşullardan biridir. Dikkat edilir ise asgari bir iştirak oranı
konmak suretiyle istisnadan yararlanmak için daha fazla bir sermayenin yurt dışına
çıkarılması teşvik edilmiştir.
İstisnadan yararlanmak için aranan diğer bir koşul ise, iştirak kazancı elde eden
kurumun, bu kazancı elde ettiği tarihten geriye doğru kesintisiz bir yıl süreyle iştirak payını
elde tutmuş olmasıdır. Burada sözü geçen “bir yıllık süre”, bir takvim yılını değil, geriye
doğru 365 günlük süreyi ifade etmektedir. Üstelik bu bir yıllık süre içerisinde, yüzde 10
iştirak oranına sahip olmak koşulu da kesintisiz olarak muhafaza edilecektir. Diğer bir ifade
ile, geriye doğru yüzde 10 oranında iştirak koşulu, geriye doğru 365 gün boyunca her bir gün
için ayrı ayrı aranacaktır. Belli ki sermaye ihracını teşvik etmekle yetinmiyoruz. Aynı
zamanda bu sermayenin gittiği ülkede bir istikrarsızlık ürünü olmasını da istemiyoruz. Kim
bilir belki de sıcak paranın ani çıkışlarından büyük sıkıntılar yaşamış bir ülke olarak empati
yapıyoruz.
Koşullardan biri ise yabancı ülkedeki vergi oranıdır. Yasada kar payının ilgili ülkede
en az %15 oranında gelir ve kurumlar vergisi benzeri toplam vergi yükü taşıması gerektiği
belirtilmiştir. Finansman şirketleri için ise; en az Türkiye’de uygulanan kurumlar vergisi
oranında gelir ve kurumlar vergisi benzeri toplam vergi yükü taşıması aranmıştır. Bu koşulun
vergi cennetleri psikozundan etkilenerek konduğu düşünülmektedir. Ama biz yabancı
ülkedeki vergilendirmede pay almıyoruz. Yani iştirak kazancının sağlandığı ülkede
vergilendirmenin yüksek olması halinde hazinemiz herhangi bir pay almayacaktır. Dolayısıyla
bu kazançlar, Türkiye’de istisna tutulduktan hangi ülkede ve ne oranda vergilendirildiği niçin
önemlidir?
İştirak kazancının elde edildiği hesap dönemine ilişkin kurumlar vergisi
beyannamesinin verilmesi gereken tarihe kadar Türkiye’ye transfer edilmesi de aranan bir koşuldur.

Türkiye Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı karar ile sermaye
hareketlerini serbestleştirmiştir. Yani gelen paranın tekrar ülke dışına çıkmasının önünde bir
engel yoktur.
Verilen muktezalarda kazancın Türkiye’ye transferi mutlak olarak aranmamaktadır.
Tam mükellefiyete tabi bir şirket Romanya ‘da tek kişilik bir şirket kurduğunu, bu şirketin
2006 hesap döneminde kar ettiğini, bu karın yurt içine getirilmeyerek kurulan şirketin
sermayesinin artırılmasında kullanılacağını, Romanya’da kurumlar vergisi oranının %16
olduğunu belirterek, yurtdışındaki bu iştirak kazanıcının vergiye tabi olup olmayacağı ile
vergiye tabi olması halinde, hangi dönemde vergilendirileceği konusunda görüş istemiştir.
İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı B.07.1.GİB.4.34.l6.01/KVK-5/b-7586 sayılı muktezada
2006 yılında elde edilen ve sermaye artırımında kullanılan kazancın, şirket bünyesinde kaldığı
sürece söz konusu kazanç şirket tarafından elde edilmemiş olacağından hareketle Türkiye’de
beyan edilmemesi, yönünden görüş bildirmiştir. Yine aynı muktezada söz konusu kazancın
dağıtılması halinde, (Türkiye’deki şirket yönünden) KVK’nun 5.maddesinin (b) bendinde
belirtilen şartları taşıması kaydıyla, kurumlar vergisinden istisna edilmesi mümkün olduğu
yönünden görüş bildirilmiştir.
IV. YURT DIŞINDA ÖDENEN VERGİLRİN MAHSUBU
Tam mükellefiyette, yabancı ülkelerde elde edilen gelirlerin, brüt tutarlarıyla
Türkiye’deki kurumlar vergisi matrahına dahil edilmesi temel kuraldır. KVK’nun 33’üncü
maddesine göre yabancı ülkelerde elde edilerek Türkiye’de genel sonuç hesaplarına intikal
ettirilen kazançlardan mahallinde ödenen kurumlar vergisi ve benzeri vergiler, Türkiye’de bu
kazançlar üzerinden tarh olunan kurumlar vergisinden indirilir.
KVK’nun 33’üncü maddesinin 3’üncü bendinde yurt dışı iştiraklerden elde edilen kar
paylarına ilişkin özel düzenleme yapılmıştır. Buna göre tam mükellef kurumların doğrudan
veya dolaylı olarak sermayesi veya oy hakkının %25'ine sahip olduğu yurt dışı iştiraklerinden
elde ettikleri kâr payları üzerinden Türkiye'de ödenecek kurumlar vergisinden, iştiraklerin
bulunduğu ülkelerdeki kâr payı dağıtımına kaynak oluşturan kazançlar üzerinden ödenen gelir
ve kurumlar vergisi benzeri vergilerin kâr payı tutarına isabet eden kısmı mahsup edilebilir.
Kazanca ilave edilen kâr payı, bu kazançlar üzerinden yurt dışında ödenen gelir ve kurumlar
vergisi benzeri vergiler dahil edilmek suretiyle dikkate alınır.
Öte yandan aynı maddede, yurt dışı kazançlar üzerinden Türkiye'de tarh olunacak
vergilere mahsup edilebilecek tutarın, hiç bir surette yurt dışında elde edilen kazançlara
Kanunun 32’nci maddesinde belirtilen kurumlar vergisi oranının uygulanmasıyla bulunacak
tutardan fazla olamayacağı belirtilmiştir. Bu sınır dahilinde, ilgili bulunduğu kazancın
Türkiye'de genel sonuç hesaplarına intikal ettirildiği hesap döneminde tamamen veya kısmen
indirilemeyen vergiler, bu dönemi izleyen üçüncü hesap dönemi sonuna kadar indirim konusu
yapılabilir.
Dikkat edilirse mahsup sisteminde, yabancı ülkelerde ödenen vergilere mahsup imkânı
3 yıl süreyle en geniş anlamda sağlanmıştır. Sadece Türkiye’deki vergi oranının gelirin elde
edildiği ülkeye göre yüksek olması halinde bu kazançlar üzerinden vergi ödenmesi söz
konusudur.

V. ÇİFTE VERGİLENDİRMEYİ ÖNLEME ANLAŞMALARINDA İŞTİRAK
KAZANÇLARI
Türkiye’nin taraf olduğu çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmalarının 10’uncu maddesinde
temettülerle ilgili düzenlemeler yer almıştır. Maddeye göre; hisse senetlerinden, intifa
senetlerinden, intifa haklarından, kurucu hisse senetlerinden, alacak şeklinde olmayıp kazanca
katılmayı sağlayan diğer haklardan elde edilen gelirler temettü addolunmaktadır. Bütün
anlaşmalarda, temettü gelirinin vergileme hakkı, kural olarak temettü geliri elde edenin
mukimi olduğu Devlete tanınmıştır. Kural bu olmakla birlikte kaynak devlete de sınırlı
vergileme yetkisi verilmektedir. Diğer bir ifade ile anlaşmalar; temettü gelirlerinin
vergilendirilmesinde, temettü elde edenin mukim olduğu Devletin vergileme hakkını
sınırlamazken, temettü ödeyen şirketin mukim olduğu Devletin vergileme hakkını belli
açılardan sınırlama yoluna gitmiştir.
2007 yılı başı itibariyle Türkiye’nin taraf olduğu çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmalarının
sayısı 65’tir. Her anlaşmada anlaşmaya taraf olan ülkelerin ve Türkiye’nin içinde bulunduğu
özel ekonomik, sosyal, hukuksal hatta siyasal koşullar nedeniyle farklılaşmış kısımlar
bulunmaktadır. Çalışmamıza örnek teşkil etmesi açısından Türkiye Cumhuriyeti İle Hollanda
Krallığı Arasında akdedilen “Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi
Önleme Anlaşmasının” temettüler konusundaki hükümleri ele alınmıştır. Bunun bir nedeni
Maliye Bakanlığı tarafından yayınlanan 1 Seri No’lu Çifte Vergilendirmeyi Önleme
Anlaşmaları Genel Tebliği ile bu anlaşma hükümleri hakkında Genel Tebliğ düzeyinde görüş
belirtilmesi diğer bir nedeni ise Türkiye yatırımlarının Hollanda’da yoğunlaşması, bu ülkenin
bu alanda Almanya ile beraber birinci ve ikinciliği paylaşmalarıdır.
Anlaşma, temettü gelirlerinin vergilendirilmesinde, temettü elde edenin mukim olduğu
Devletin vergileme hakkını sınırlamazken, temettü ödeyen şirketin mukim olduğu Devletin
vergilendirme hakkını belli açılardan sınırlama yoluna gitmiştir. Anlaşmanın 10 uncu
maddesinin ikinci fıkrasına göre; Türkiye’de tam mükellefiyet esasına göre vergilendirilen bir
kurum Hollanda’da bir şirketten temettü geliri elde ettiğinden Türkiye’deki şirketin
Hollanda’daki şirkete iştirak oranı 25’ten fazla ise bu temettü gelirleri üzerinden Hollanda’nın
vergileme yetkisi yüzde 10’u geçmeyecektir. Şayet bu iştirak oranı yüzde %25’ten az ise
Hollanda’nın uygulayacağı vergi oranı yüzde 15’i aşamayacaktır. Tersi durumda aynı koşullar
Türkiye için geçerlidir. Dikkat edilir ise, anlaşma temettü ödeyen şirketin mukim olduğu
Devletin vergileme hakkını, temettüler üzerinden ödenecek verginin üst sınırını belirlemek
suretiyle sınırlandırmıştır. Temettü gelirini elde eden şirketin mukimi olduğu ülke yönünden
bir sınırlama yoktur.
VI. SONUÇ

Çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmalarında, temettü gelirinin vergileme hakkı, kural
olarak temettü geliri elde edenin mukimi olduğu Devlete tanınmıştır. Türkiye bu temel kurala
göre vergileme hakkı elde ettiği durumlarda bile KVK’nun 5’nci maddesinin 1’nci fıkrasının
(b) bendindeki istisna ile vergileme hakkından vazgeçmektedir. Öte yandan vergisel istisnayı
sağlamak, Türkiye’de sermaye transferini sağlayacak koşullarla elde edilebilmektedir.
Türkiye’nin özel sektörü 138 milyar dolar borçludur. Buna karşın Hazine Müsteşarlığı
kayıtlarına göre, Türkiye’den 1980- Ekim/2005 Aralık’ında 7.791.083.984,- dolarlık yatırımcı
sermaye çıkmış ve bunlar 87 ülkeye dağılmıştır. Ekonomisine yabancı sermaye çekmekte
büyük zorluklarla karşılaşan Türkiye sermaye ihraç eden bir ülke haline gelmiştir. Küresel
ekonomi koşulları içerisinde bu gibi düzenleme ve uygulamaların; normal ve kaçınılmaz
olduğu ileri sürülebilir. Ama yine de garip bir durumla karşı karşıya olduğumuzu
yadsıyamayız.



Yusuf ileri
27-10-2015 11:40:24
Bu yaziyi indirmek için tıklayınız :   DOWNLOAD PDF

Bizi Takip Edin

  • Facebook
  • Twitter
  • Linkedin
  • Google Plus

© 2015 Tüm Hakları Saklıdır Yusuf ileri

HİZMETLERİMİZ

  • » Bağımsız Dış Denetim Hizmetleri
  • » Vergi ve Tasdik Hizmetleri
  • » Mali Danışmanlık Hizmetleri
  • » Diğer Danışmanlık Hizmetleri
  • » Hukuk Danışmanlığı

ADRES

Kaptanpaşa Mah. Darülaceze Cad. Bilaş İş Mrk. B Blok No:33 K:3 D:43 Okmeydanı
Şişli/İSTANBUL
Yusuf ileri
2019 © Powered by : KETENCEK I.T