Kaptanpaşa Mah. Darülaceze Cad. Bilaş İş Mrk. B Blok No:33 K:3 D:43 Okmeydanı
+90 212 210 00 33 - 210 55 88
  • Facebook
  • Twitter
  • Linkedin
  • Google Plus

Kar Paylarının Dağıtıma Bağlı Kılınan Vergilendiril(me)mesi

ANASAYFA  /  MAKALELER  /  VERGI  /  Kar Paylarının Dağıtıma Bağlı Kılınan Vergilendiril(me)mesi

                                                                                                                                         

YEMİNLİ MALİ MÜŞAVİRLİK                                                                                                             

VE DENETİM TİC. LTD. ŞTİ.

 

Dr. Yusuf İLERİ
Yaklaşım Yayınları / Aralık - 2003 / Sayı: 5

 

KÂR PAYLARININ DAĞITIMA BAĞLI KILINAN VERGİLENDİRİL(ME)MESİ
I- GİRİŞ
Vergi yasalarımızın en karmaşık ve anlaşılması zor hale getirilen konularının belki de
başında kâr paylarının vergilendirilmesi gelir. Esasen kurum ve şahıs kazançlarından alınan
vergilerin en ileri ve son aşamasıdır, kâr paylarının vergilendirilmesi. Böyle olunca
anlaşılması zaten doğası ve teknik yapısı itibariyle zor olan bu vergilendirme sık sık yapılan
değişikliklerle o kadar karmaşık hale getirilmiştir ki artık vergi hukukçuları ve uygulamacılar
tarafından değişikliklerin hangi yöne doğru gittiği, kimler ve hangi gelirlerin korunduğu ve en
önemlisi, ülkenin vergi kayıp tutarlarına yönelik analizlerde ziyade, her bir değişikliğin bir
önceki uygulamaya göre ne kadar basitleştirildiği ya da zorlaştırıldığına ve bu yeni
değişikliğin ne şekilde uygulandığına bakılmaktadır. Vergi egemenlik sistemiyle doğrudan
ilgili bir olgu. Günümüzde global anlamda organize olmuş tekeller üzerinde devletlerin
denetimi olanaksız hale geliyor. Küresel piyasa dinamikleri, evrensel hukuk kural ve
kurumlarını dümdüz ediyor. Bu yıkımda vergilendirme de nasibini alıyor. Finanssal
ekonominin gerekleri adına ulusal devletlerin vergilendirme yetkileri sınırlandırılırken,
spekülatif sermayeye vergi dışı alanlar ve labirentler yaratılıyor. Bugünün gerçeği şudur ki,
uluslararası finansın sınırsız kazanç talebine -mesela, gelir vergilerini arttırarak veya finans
işlemlerinde alınan rüsumatı yükselterek- karşı gelen her hükümet, sermayenin kaçması ve
parasının zayıflaması durumuyla karşılaşacaktır (1). Bu bağlamda piyasanın dinamiklerini ve
uluslararası sermayeyi ilgilendiren bir konudur, kâr paylarının vergilendirmesi
II- VERGİLENDİRMEYİ GEREKLİ KILAN NEDENLER
Gelir ve kurumlar vergileri ileri kapitalizm devrinin eserleri ve aynı zamanda da
karakteristik sonuçlarıdır. Çünkü 19. yüzyıldan önceki dönemlerde prensip olarak aynı amacı
güden yani geliri doğrudan doğruya yükümlü kılmak isteyen vergileme şekillerinin “ilkel”
örneklerine rastlamak mümkün olmakla beraber, “modern” gelir vergisinin iktisadi, siyasi ve
toplumsal koşulları ancak bu dönemde gerçekleştirilebildi. Her şeyden önce, gelirin tam ve
kesin olarak hesaplanması, para değişim ekonomisiyle modern muhasebe defteri tutmak gibi
tekniklerin varlığını zorunlu kılmaktaydı. Nitekim hızlı bir sanayileşme süreci sayesinde
iktisadi kalkınmayı diğer ülkelere kıyasla daha önce başlatmış olan İngiltere’nin gelir
vergisini kabul eden devlet oluşu, bu olayın doğal bir sonucu idi (2).
Sanayileşmeyle beraber 19. yüzyılın sonlarından itibaren anonim ve limited gibi
sermaye şirketleri ile komandit gibi karma nitelikteki şirketlerin önemi gittikçe artmaya
başladı. İşte tüzel kişiliği olan söz konusu kurumlarda görülen bu hızlı gelişme eğilimi,
sonuçta, gerçek kişileri yükümlü kılan gelir vergisini “tamamlayıcı bir vergi” olan kurumlar
vergisinin konmasına yol açmıştır. Bu kez bir yandan dağıtılan kazançların kurumlar
vergisinin yanı sıra gelir vergisine tabi tutulmasının neden olduğu çift vergileme, diğer yandan da

otofinansman için ayrılan dağıtılmayan kazançların daha hafif vergilendirilmesi,
kurumlar vergisinin gelir vergisi ile “entegre” edilmesi sorununu ortaya çıkardı (3). Bu
bağlamda kâr paylarının vergilendirilmesi olarak ifade edilen işin teorisi toplam gelir
kavramının kişisel ödeme gücünün ölçüsü olarak benimsenmesine, yani gelir vergisinin
tanımına dayanmaktadır. Çünkü dar anlamda gelir vergisi, gerçek kişilerin bir yıl içinde elde
ettikleri irat ve kazançların toplamı üzerinden, tahsil edilen sübjektif dolaysız bir vergi olduğu
halde; geniş anlamda gelir vergisi, gerçek kişilere atfedilen gelirin yanı sıra tüzel kişilere izafe
edilebilen kârları da vergilendirir. İşte adına kâr paylarının vergilendirilmesi denilen konunun
özü kurumlar vergisi hesaplandıktan sonra kalan kurum kazançlarından -dağıtılan kâr payları
ile istisnalar üzerinden yapılan tevkifat ile dağıtılsın dağıtılmasın kâr payları üzerindenyapılacak
oldukça geniş bir alandaki vergilendirmeyi ifade etmektedir. Çıkış noktası ve
meşruiyeti ise, vergilerin alınmasında kullanılan yöntem ne olursa olsun, sonuçta, bütün
vergilerin yüklenicisinin kişiler olduğu ve vergilemede adalet ilkesinin sadece bunlar
açısından gerçekleşeceği anlayışına dayanmaktadır. Şunu da belirtelim ki kazançların
dağıtılması konusunda ortakların özellikle küçük pay sahiplerinin pek az etkisi vardır ya da
hiç yoktur, bu hususta kararları genellikle şirket yönetim kurulları ve bu kurullara hâkim olan
büyük hissedarlar vermektedir (4)
III- ÜLKEMİZDEKİ GELİŞİM SÜRECİ
A- 1950-1980 DÖNEMİ
Çalışmamıza başlangıç olarak 01.01.1950 tarihinden itibaren yürürlüğe giren 5422
sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nu (5) almaktayız. Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten
bugüne kadar kurum kazançlarının vergilendirilmesinde farklı sistemler ve değişik oranlar
kullanılmıştır. Kurumlar vergisi uygulamasında vergileme, genellikle iki aşamalı yapılmakla
birlikte; 1986-1993 döneminde gelir vergisini de bünyesinde taşıyan %46’lık yüksek oran ile
tek aşamada yapılmış ve dağıtılan kurum kazançlarının gelir vergisiyle bir ilişkisi
kalmamıştır.
Kurum kazançlarının iki aşamada vergilendirilmesi sistemi 1980 öncesi 30 yıllık
1950-1979 dönemde uygulanmıştır. Ancak, bu uygulamada vergi alacağı müessesesi yer
almamıştır.
Kurum kazançlarının vergilendirilmesinin birinci aşamasında kurumlar vergisi oranı
1950-1959 yılları için %10, 1959-1967 yılları için %20 ve 1968-1979 yılları için de %25
olarak uygulanmıştır. Bu yıllarda kurum kazançlarına uygulanan gelir vergisi kesintisi oranı
ise %20’dir.
1950-1979 yılları arasında kurum kazançlarının vergilendirilmesinin ikinci aşaması
olarak, kurumlardan elde edilen kâr payları üniter sistemi içinde gelir vergisine tabi
tutulmuştur. Vergi alacağı müessesesinin mevcut olmadığı bu dönemde, hesaplanan gelir
vergisinden, daha önce kurumlar tarafından yapılan %20 oranındaki gelir vergisi kesintileri
belgelendirilmek koşuluyla mahsup edilmiştir (6).
B- 1980-2003 DÖNEMİ

1980’ler büyük sermayenin vergi yükünün hafifletildiği yıllardır. Bu amaçla, bu
yıllarda gelir ve kurumlar vergilerinde istisna ve muafiyet kapsamı olağanüstü boyutlarda
genişletildi. 1950’den beri Türkiye de ayrı bir vergi olarak uygulanan kurumlar vergisi, ilk
yürürlüğe girdiğinde, bünyesinde sadece üç bağışıklık hükmüne yer veriyordu, oysa 1980
sonrasında bu bağışıklıkların sayısı hızla arttırıldı. Böylece bu kesimin vergi yükünü
hafifletici, onun yükünü küçük ve orta işletmelere, tarım kesimine ve ücretlilere yükleyici
politikalar yürütüldü. Bu politikaların beklentileri, tasarruf ve yatırım eğilimi yüksek olan
büyük sermayenin vergi yükü azaltılınca, alınmayan vergilerin otomatikman yatırımlara
yöneleceği şeklindeydi (7).
Bu beklentilerden hareketle kurum kazançlarına 1980-1981 yıllarında %50, 1982-1984
yılları arasında ise %40 kurumlar vergisi oranı uygulandı. Aynı dönemlerde vergi alacağı
müessesesi de uygulamaya konuldu. Uygulamada 1980-1984 yılları arsında gelir vergisi
kesintisi yoktur. Gelir vergisi kesintisi bir bakıma %50 ve %40 olan yüksek kurumlar vergisi
oranlarının içinde saklıdır. Bu dönemlerde uygulanan vergi alacağı, ödenen kurumlar
vergisinin yarısı (%50’si) olarak kabul edilmiştir (8).
1980-1984 yıllarında kurum kazançlarının vergilendirilmesinin ikinci aşaması,
kurumlardan elde edilen kâr paylarının üniter sistem içinde vergi alacağı ile birlikte gelir
vergisine tabi tutulmak suretiyle uygulama alanı bulmuştur. Bu uygulama kurumlar vergisi
ödeyen şirketlerin ortaklarının neredeyse gelir vergisinden muaf tutulması anlamına
geliyordu. Bu kapsamda gelir vergisinden “daha yüksek kazançtan, daha çok vergi”
anlayışından vazgeçilerek vergi mükelleflerinin %70’ini ilk basamağa sokan bir tarife düzeni
belirlendi (9).
1986 yılından yeni vergileme sisteminin uygulamaya konulduğu 1994 yılına kadar
geçen dönemde kurum kazançları %46 oranında ve tek aşamada vergilendirilmiştir (10).
Kurumlar vergisi oranının, kazanç tutarlarına bakılmaksızın tek oranlı uygulanması
vergilendirmede eşitlik prensibiyle uyumlu değildir. Vergilendirmede eşitlik ilkesi benzer
durumda olanların eşit işleme tabi tutulmasını, benzer durumda olmayanların, farklılık
ölçüsünde, değişik işlem yapılmasını gerektirir. Gelire bağlı vergilerde “mali güce göre”
vergilendirmeyi belirleyen en temel araçlardan biri, vergi tarifesinin müterakki olması iken;
bu kadar yüksek bir oran bütün kazançlara, tutarlarına bakılmaksızın uygulandığı gibi yüksek
kurum kazançları çeşitli muafiyet ve istisnalarla vergi dışı tutulmuştur.
Kurumlardan elde edilen kâr payları da gelir vergisi yönünden beyan dışı bırakılmıştır.
Kuşkusuz bu dönemde vergi alacağı müessesesi de mevcut değildir. Böylece, %46 oranında
kurumlar vergisine (ve hesaplanan kurumlar vergisi üzerinden %7 oranında fon payına) tabi
tutulan kurum kazançları hem kurumlar ve hem de gelir vergisi yönünden nihai bir vergileme
sonucunu doğurmuştur. Kurum kazançları ne zaman dağıtılırsa dağıtılsın, gelir vergisiyle bir
ilgisi kalmamıştır (11).
Dikkat edilecek olunursa kurumlar vergisi oranı arttırılırken, karşılığında, dağıtılan
kurum kazançlarından gelir vergisi alınmaması tavizi verilmiştir. Bu ise büyük şirket ortakları
arasındaki büyük hissedarların yararına olmuştur. “Serbest ticaret” ve ekonomik
bütünleşmeyle beraber yürütülen bu politikalar, bir yandan küresel girişimcilere daha geniş bir hareket

alanı sağlarken diğer yandan eş zamanlı olarak gümrüklerin kaldırılması küçük
ölçekli yerel sermayenin hareket alanını daraltmış, silinen bireysel mülkiyetle beraber
bölgesel ve yerel girişimcilerin altındaki zemin geniş ölçüde kaymıştır. Kurum kazançlarının
vergilendirilmesi için 3946 sayılı Kanunla (12) getirilen sistem, 1980 öncesi 30 yıllık (1950-
1979) döneminde uygulanan iki aşamalı sisteme “vergi alacağı” müessesesinin eklenmesiyle
oluşturulmuştur. 1994 takvim yılı ve müteakip yıllar kurum kazançları uygulanmak üzere
yapılan değişiklikle, kurumlar vergisi %46 dan %25 indirilmiştir. Ancak, bu orana göre
hesaplanan vergi, kurum kazancının indirim ve istisnalar düşülmeden önceki tutarının
%20’sinden az olamıyordu. Buna mukabil vergi sonrası kurum kazancının dağıtılıp
dağıtılmadığına bakılmaksızın kurumlar vergisi matrahına bazı ilaveler ve bazı indirimler
yapmak suretiyle bulacakları matrah üzerinden kurum tarafından %20 oranında gelir vergisi
stopajı hesaplamak ve bunu beyan edip ödemek gerekiyordu (13). Ayrıca herhangi bir kanıt
ya da belgeye gerek olmadan, sadece bir hesaplama tekniği ile belirlenen (elde edilen kâr
payının 1/3’ü) vergi alacağı, hem gelir vergisi matrahı içinde yer alacak toplam menkul
sermaye iradını hem de hesaplanan gelir vergisinden düşülmek suretiyle ödenecek gelir
vergisini tayin ve tespit edebilmekteydi. Bu uygulamayla da dağıtılan kâr payları üzerindeki
vergilendirme hafif tutulurken kurum bünyesindeki kazanç tutarının küçüklüğüne ve
büyüklüğüne bakılmaksızın aynı oranla vergilendirme yapıldığı için vergi yükü yine küçük ve
orta boy şirketler üzerinde yoğunlaşıyordu. 1950-1979 vergileme dönemlerinde uygulanan
sistemde kurumlardan elde edilen kâr payları brüt tutarları üzerinden gelir vergisi matrahına
dahil edilmekte, gelir vergisi bu tutarlar üzerinden hesaplanmakta ve hesaplanan gelir
vergisinden, daha önce yapılan gelir vergisi kesintisi mahsup edilmekteydi. Ne var ki,
kurumların yaptıkları gelir vergisi kesintisinin, ilgili kurumlardan alınacak bir belge ile tevsik
edilme zorunluluğu vardı. Aksi takdirde, yapılan kesintinin, hesaplanan gelir vergisinden
düşülmesi mümkün değildi. 4369 sayılı Kanunla 01.01.1999 tarihinden itibaren kurumlar
vergisi oranı %30 ve uygulanan vergi alacağı 01.01.2000 tarihinden sonra elde edilen kâr
paylarına uygulanmak üzere 1/5 olarak değiştirilmiştir. Diğer yandan Kanun’da yer alan
istisnaların pek çoğunun kaldırılmasına paralel olarak asgari kurumlar vergisi uygulaması
anlamını yitirdiğinden kaldırılmıştır. Yapılan bu değişiklikle ilk bakışta kurum
kazançlarındaki vergi yükü arttırılmış gözükmekteyse de GVK’nun da yapılan değişiklikler
göz önüne alındığında kurum kazançları üzerindeki yük, özellikle kazancı ortaklara
dağıtılmaması yönünde önemli ölçüde arttırılmıştır.
Önceki uygulamada, kurum kazançları üzerinden dağıtılsın dağıtılmasın gelir vergisi
tevkifatı yapılmakta iken; yapılan düzenlemeyle tam mükellef kurumların kazançları
üzerindeki vergi yükü, söz konusu kazançların dağıtılmaması halinde azaltılmıştır.
Değişiklikten önceki düzenlemede kurum kazançları üzerinden dağıtılsın dağıtılmasın gelir
vergisi tevkifatı yapılması zorunludur. Yapılan değişiklikle GVK’ya göre yapılacak tevkifat
tam mükellef kurumlar için kurum kazancının ortaklara dağıtıldığı zamana ertelenmektedir
(14). Kâr paylarında vergi kesintisi; 1999 yılı kazançlarından başlamak üzere kurum
kazançları üzerinden yapılan vergi tevkifatı, dağıtılan kâr payları üzerinden ve istisnalar
üzerinden yapılan tevkifat ve dağıtılsın dağıtılmasın kâr payları üzerinden yapılacak tevkifat
şeklinde ikili bir ayırıma tabi olmuştur.

Kâr paylarının dağıtıma bağlı olarak yapılan vergi kesinti; GVK’nun 94. maddesinin
6/b-i bendi uyarınca GVK’nun 75. maddesinin 1, 2 ve 3 numaralı bentlerinde yazılı olan diğer
kâr paylarının dağıtımında istisna kazançlara isabet eden kısım düşüldükten sonra kalan kısım
üzerinden; halka açık anonim şirketlerinde %5 diğerlerinde %15 oranında gelir vergisi
tevkifatı yapılacaktır (15). Buna göre normal kurum kazançlarının dağıtımı halinde, kurumlar
vergisi ve fon payı, kurum bünyesindeki gelir vergisi stopajı ve fon payı ile gerçek kişiler
tarafından gelir vergisi beyannamesiyle beyan edilen kâr payları ve vergi alacağı üzerinden
ödenecek gelir vergisi dahil toplam vergi yükü %43,34 olarak gerçekleşmektedir (16). Bu
vergi yükü kurumlar vergisinde istisna edilmiş kazançların dağıtımı halinde, kurumlar vergisi
ve fon payı, kurum bünyesindeki gelir vergisi stopajı ve fon payı ile gerçek kişiler tarafından
gelir vergisi beyannamesiyle beyan edilen kâr payları ve vergi alacağı üzerinden ödenecek
gelir vergisi dahil toplam %38,94 olarak gerçekleşmektedir (17). Bütün bu dönemlerdeki
istisnalar ve muaflıklar, dahili tevkifat ve geçici vergiler ile vergilendirmenin doğası itibariyle
özellik arz eden birçok faktör ve bu faktörlerin etkileri, daha kapsamlı bir incelemeyi
gerektirdiği için burada incelenmemiştir.
C- 4842 SAYILI KANUN’A GÖRE
1- Yeni Sistem
2003 hesap dönemi kurum kazançlarına uygulanacak kurumlar vergisinin oranı,
%30’dur. Vergilendirmenin bu ilk ayağında öteden beri uygulanan fon payı kaldırılmıştır.
Vergilendirmenin ikinci ayağı, GVK’nun 94. maddesinin birinci fıkrasının 6 numaralı
bendinin (b) alt bendinde, 4842 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle, kurumların istisna
kazançları ile normal kazançları ayrımına son verilerek istisna olsun olmasın yapılacak %10
oranındaki tevkifattır. Bu ise kârın dağıtımı aşamasına bırakıldığı için alınması, vergi
idaresinin dışında, en önemlisi bu kârları sağlayanların iradesine terk edilmiştir. Öte yandan
4842 sayılı Kanunla Gelir Vergisi Kanunu’na eklenen 3. fıkrası ile GVK’nun 75. maddesinin
ikinci fıkrasının 1, 2 ve 3 numaralı bentlerinde yazılı yazımıza konu kâr paylarının yarısı gelir
vergisinden istisna edilmiştir. GVK’nun 4842 sayılı Kanunla değişik 86. maddesi uyarınca
elde edilen kâr paylarının 12 milyarı aşmaması halinde beyanname verilmeyecektir. Bu
durumda küçük ve orta boy kurumların vergi sonrası kârlarının düşük olması veya kalan
kârları ihtiyatlara ayırdıkları için ve yahut dağıtımı halinde gerek küçük ve orta boy
kurumların ortakları ile gerekse büyük şirketlerin sıradan ortaklarının elde edeceği kâr payı
tutarları istisna rakamlarının içinde kalacağından, bu konu daha çok büyük kârlar sağlayan
kurumların büyük hissedarlarını ilgilendirmektedir. Bu kurumlarda sıradan ortakların şirket
karlarına hiçbir etkisi yoktur. Şirketin yönetimi güçlü birkaç ortağın etkisindedir. Bu güçlü
ortakların yönetimindeki şirket bağımsız girişimlerde bulunur. Diğer şirketlerin hisse
senetlerini alabilir (18). Serbestleşmeden faydalanarak çevre ülkelerdeki borsalara sermaye
aktarımında bulunabilir. Ve vergi yasalarımızın sık sık değiştiğini bilen bu güçlü dinamikler
düşük oranda vergilendirme için daha elverişli bir ortamı ve değişikliği bekleyebilir. Kısacası
vergilendirmenin bu ikinci ayağı tamamıyla büyük kâr paylarına sahip ve yönetime hâkim
ortakların inisiyatifine bırakılmıştır.

Vergilendirmenin üçüncü ayağı olan gerçek kişiler tarafından verilecek olan gelir
vergisi beyannamesinin verilmesi de kârın dağıtımı kararına bağlı olduğu için vergilendirme
%30 kurumlar vergisiyle sınırlı kalacaktır. Kârın dağıtımı halinde dahi normal kurum
kazançlarında kurumlar vergisi, kurum bünyesindeki gelir vergisi stopajı ile gerçek kişi gelir
vergisi beyannamesine göre ödenecek gelir vergisi dahil toplam vergi yükü %40,20 olarak
gerçekleşmektedir. Adam Smith’ten bu yana geleneksel vergilendirme ilkelerinden olan
belirlilik ilkesi vergilerin miktarlarının tarh ve tahsil zamanlarının ve biçimlerinin hem idare,
hem de kişiler yönünde belli ve kesin olması anlamına gelir (19). Bu bağlamda belirlilik ilkesi
bir yandan yükümlülerin güvenliğini korurken diğer yandan da vergi idaresine istikrarlı
gelirler sağlar. Oysa kâr paylarının vergilendirilmesinin, kârın dağıtımına bağlı kılınmak
yoluyla tamamen bu şirketleri idare edenlerin kararına bağlı kılınması bu vergilerin tarh ve
tahsil zamanlarının belli ve kesin olmaması anlamına gelir. Diğer bir ifade ile kamu hukuku
içinde yer alan vergi hukukuna ilişkin yapılacak bir düzenlemede, kamu hukukunun
egemenlik yetkisine ve ayrıcalığına dayalı olarak astlık-üstlük ilişkileri çerçevesinde, kamu
yararı gözetilerek kural konulması gerekirken, bu yararın ve egemenlik yetkisinin göz ardı
edilerek tarh ve tahsil zamanının mükellefin keyfiyetine terk edilecek şekilde belirsiz bir hale
getirilmesi hukuk devleti ve vergilendirmenin temel ilkeleriyle bağdaşmamaktadır.
Bir diğer değişiklik de dağıtılan kâr payları üzerinde daha evvel halka açık şirketler
için %5 diğer şirketler için %15 oranında gelir vergisi tevkifatı ve bu verginin de %10’u
oranında fon payı kesintisi yapılmakta iken her iki şirket türü için tevkifat oranının eşitlenerek
%10 olarak belirlenmesidir. Vergi sistemimizde, “sermayenin tabana yayılmasını” sağlamak
söylemiyle, halka açık anonim şirketleri teşvik etmeye yönelik bazı düzenlemelere yer
verilmiştir. Ancak günümüzde dünyanın her yanındaki mali piyasalar hızlı bilgisayar
bağlantıları aracılığıyla birbirlerine bağlanmış durumda. Ticari bankacılık ve şirket sahipliği
ekonomik sınırları aşıyor. Halka açık şirketlerin hisse senetleri ve vadeli piyasa işlemleri
günün yirmi dört saatinde borsaların birinde alınıp diğerinde satılabilmektedir. Döviz
işlemlerinin günlük hacmi bir trilyon dolar düzeyinde ve bu miktarın yalnızca %15’i gerçek
mal ticaretine ve sermaye hareketlerine tekabül ediyor. Spekülatif amaçlı bu fonlar, borsalar
ve halka açık şirketlerin hisse senetleri aracılığıyla küçük tasarruf sahiplerinin birikimlerine el
koyuyor. Bu bağlamda sermayenin tabana yayılmasını sağlamak amacıyla teşvik edilen halka
açık şirketler, tam aksine, küresel mali aktörlerin hisse senedi alımı ve sahipliği
mekanizmasını kullanarak, küçük ölçekli bireysel mülkiyetin kendi yararlarına transferini
sağlamada bir araca dönüşebiliyor. Bizim görüşümüz bu şirketlere vergisel avantajlar
sağlamak yerine aile şirketi mahiyetinde de olsa ulusal ölçekli küçük ve orta boy işletmelere
vergisel avantajlar sağlanması yönündedir.
2- Özellikli Durumlar
a) 31.12.2002’den Önce Elde Edilen Kazançların Dağıtılması
GVK’nun 24.04.2003 tarihi itibariyle yürürlüğe giren geçici 62. maddesinde yer alan
düzenleme uyarınca, kurumlar vergisi mükelleflerinin 31.12.1998 ve daha önceki tarihlerde
sona eren hesap dönemlerinde elde edilmiş kârlarının dağıtımı halinde, bu kâr payları
üzerinden GVK’nun 94. maddesi uyarınca tevkifat yapılmayacaktır. Bunun sebebi söz konusu
kâr paylarının daha evvel stopaja tabi tutulmuş olmasıdır (20). Aynı şekilde dağıtımı yapılan bu kâr payları

gelir vergisinde müstesna tutulmuştur. Diğer bir ifadeyle 31.12.1998’den önce
elde edilen kazançların dağıtılması halinde gerçek kişilerde vergilendirilmeyecektir (21).
Daha evvel kâr payı ve hesaplanan vergi alacağıyla beraber beyan edilerek yıllık gelir
vergisine tabi tutulan bu kazançlar, 4842 sayılı Yasayla kurum kazançları ve kâr payları
üzerinden alınan vergi yükü hafifletildiği halde, GVK’nun geçici 62. maddesi ile vergi dışı
tutulmuştur.
b) 01.01.1999 ve 31.12.2002 Tarihleri Arasındaki Hesap Dönemlerinde Elde Edilen
Kurumlar Vergisinden İstisna Kazançlar
01.01.1999 ve 31.12.2002 tarihleri arasındaki hesap dönemlerinde elde edilen
kurumlar vergisinden istisna kazançlar ile Gelir Vergisi Kanunu’na 4842 sayılı Kanunla
eklenen geçici 61. madde kapsamında tevkifata tabi tutulacak olan kazançların dağıtılması
halinde de bu kâr payları üzerinden ayrıca tevkifat yapılmayacaktır. Bu kâr paylarının
dağıtımı halinde net tutarına elde edilen kâr payının 1/9’u eklendikten sonra, bulunan tutarın
yarısı vergiye tabi gelir olarak dikkate alınır (22). Bu gelirlerle ilgili olarak yıllık beyanname
verilmesi halinde, beyannameye intikal eden tutarın 1/5’i beyanname üzerinden hesaplanan
gelir vergisine mahsup edilir. Bu durumda vergi yükü kurumlar vergisinde istisna edilmiş
kazançların dağıtımı halinde, kurumlar vergisi ve fon payı, kurum bünyesindeki gelir vergisi
stopajı ve fon payı ile gerçek kişiler tarafından gelir vergisi beyannamesiyle beyan edilen kâr
payları ve vergi alacağı üzerinden ödenecek gelir vergisi dahil toplam %24,43 olarak
gerçekleşmektedir (23). Hâlbuki aynı kazançların bu Yasa’nın yürürlük tarihi olan 24.04.2003
tarihinden önce dağıtımı halinde toplam vergi yükü %38,94 olarak gerçekleşiyordu (24).
IV- SONUÇ
Kurumlar vergisi oranının, kazanç tutarlarına bakılmaksızın tek oranlı uygulanması
vergilendirmede eşitlik prensibiyle uyumlu değildir. Gelire bağlı vergilerde, “mali güce göre”
vergilendirmeyi belirleyen en temel araçlardan biri, vergi tarifesinin müterakki olmasıdır.
Gelir üzerinde alınan bir vergi olan kurumlar vergisinde, kâr paylarının dağıtımı aşamasında
da eşitlik/adalet ilkesinin gerçekleştirilememesi, gelir dağılımdaki farklılıklar ve tekelleşme
olgusu göz önüne alındığında artan oranlı bir vergi tarifesinin gereği ortaya çıkmaktadır. Kâr
payları iratlarının vergilendirilmesinde, çekingenlik ve ciddi bir duraksama vardır. Bu iratlar
üzerindeki vergi yükü, yapılan değişiklerle sürekli olarak azaltılmaktadır. Ancak bu
çekingenliğin nedeni ileri sürüldüğü gibi sermayenin tabana yayılmasını sağlamak değildir.
Kâr paylarından büyük gelirleri sağlayanlar, büyük şirketlerin büyük hissedar ve dolayısıyla
şirket yönetimine hâkim ortaklarıdır. Bu gerçekten hareketle önceki uygulamada yer alan ve
4842 sayılı Kanunla yapılan değişikliklerle de, pekiştirilen kurum bünyesinde yapılacak
tevkifatın kârın dağıtımı aşamasına ve bu kârları sağlayanların inisiyatifine bırakılması, bu
dinamiklere cömertçe sağlanan bir vergisel muafiyettir. Kâr paylarının vergilendirilmesinin
dağıtıma bağlı kılınması, hukuk devleti ve vergilendirmenin temel ilkeleriyle
bağdaşmamaktadır. Dağıtıma bağlı olmaksızın küçük ve orta boy işletmeleri olumsuz olarak
etkilemeyecek kurum bünyesindeki bir vergilendirme, vergilendirmede adalet ve belirlilik
ilkelerine uygun düşeceği gibi ulusal ekonominin yararına olacaktır.

 

* Haliç Ünv. Öğretim Üyesi
(1) Paul KENNDY, Yirmi Birinci Yüzyıla Hazırlanırken, Türkiye İş Bankası Yayınları,
Ankara, 1999, 3. Baskı, s. 68
(2) Salih TURHAN, Vergi Teorisi ve Politikası, Filiz Kitabevi, İstanbul, 1993, 5. Baskı, s.
108
(3) TURHAN, age, s. 135
(4) Şükrü KIZILOT, Kurumlar Vergisi Kanunu ve Uygulaması, (Föy-Volant), Yaklaşım
Yayınları, Ankara, 2000, C. 1, s. 18
(5) 10.06.1949 tarih ve 7229 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.
(6) KIZILOT, age, C. 5, s. 1998
(7) Mustafa SÖNMEZ, Dışa Açılan Türkiye Kapitalizmi, Gerçek Yayınevi, İstanbul, 1992, s.
92
(8) Mustafa ÇAMLICA, “Kurumlar Vergisi Sistemimiz ve Kâr Paylarının
Vergilendirilmesinin Türk Vergi Uygulaması ve Uluslararası Vergilendirme Açısından
Değerlendirilmesi I-II”, Yaklaşım, Sayı: 25-26, Ocak - Şubat 1995, s.37-46, 84-92
(9) SÖNMEZ, age, s. 94
(10) Bu dönemde kâr payı şeklindeki gelirler (temettüler) hiçbir şekilde beyana tabi
tutulmadığı için tanınmış iş adamlarına vergi şampiyonları listesinde rastlanmıyor, Matild
Manukyan tüm holding patronlarından daha fazla vergi ödemiş görünüyordu (Mehmet MAÇ,
Kurumlar Vergisi, Denet Yayıncılık, 2. Baskı, İstanbul, 1996, s. 25.7)
(11) KIZILOT, age, C. 5, s.1999
(12) 30.12.1993 tarih ve 21804 mükerrer sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.
(13) MAÇ, age, s.25.7
(14) KIZILOT, age, C. 1, s. 24
(15) Beyanname Düzenleme Kılavuzu 2002, Maliye Hesap Uzmanları Derneği, İstanbul, s.
415
(16) Ferhat FAHRAN, “Dağıtılan Kâr Paylarına, 4842 Sayılı Kanunla Getirilen Yeni
Vergileme Rejiminin Önceki Rejimle Vergi Yükü Yönünden Mukayesesi”, Yaklaşım, Sayı:
128, Ağustos, 2003, s. 154
(17) FAHRAN, agm, s. 153
(18) KIZILOT, age, C. 1, s. 18

(19) Mualla ÖNCEL - Ahmet KUMRULU - Nami ŞAHAN, Vergi Hukuku, Turhan Kitabevi
Yayınları, 9. Baskı, Ankara, 2001, s. 46
(20) Garip AYAZ - Hakan AY, Yeni Vergi Düzenlemeleri, TÜRMOB Yayınları, Sayı: 2003-
6, Ankara, 2003, s. 25
(21) 4842 Sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkındaki Kanun ve Açıklamaları,
İstanbul Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası, İstanbul, s. 61
(22) Veysi SEVİĞ, “Kâr Payları Beyanında Birleştirme”, Dünya Gazetesi, 14 Temmuz 2003
(23) FAHRAN, agm, s. 152
(24) FAHRAN, agm, s. 153



Yusuf ileri
27-10-2015 13:38:49
Bu yaziyi indirmek için tıklayınız :   DOWNLOAD PDF

Bizi Takip Edin

  • Facebook
  • Twitter
  • Linkedin
  • Google Plus

© 2015 Tüm Hakları Saklıdır Yusuf ileri

HİZMETLERİMİZ

  • » Bağımsız Dış Denetim Hizmetleri
  • » Vergi ve Tasdik Hizmetleri
  • » Mali Danışmanlık Hizmetleri
  • » Diğer Danışmanlık Hizmetleri
  • » Hukuk Danışmanlığı

ADRES

Kaptanpaşa Mah. Darülaceze Cad. Bilaş İş Mrk. B Blok No:33 K:3 D:43 Okmeydanı
Şişli/İSTANBUL
Yusuf ileri
2019 © Powered by : KETENCEK I.T