Kaptanpaşa Mah. Darülaceze Cad. Bilaş İş Mrk. B Blok No:33 K:3 D:43 Okmeydanı
+90 212 210 00 33 - 210 55 88
  • Facebook
  • Twitter
  • Linkedin
  • Google Plus

Kanuni Temsilciliğin Sona Ermesi Vergi Borcundan Kurtuluş mu

ANASAYFA  /  MAKALELER  /  VERGI  /  Kanuni Temsilciliğin Sona Ermesi Vergi Borcundan Kurtuluş mu

                                                                                                                                         

YEMİNLİ MALİ MÜŞAVİRLİK                                                                                                             

VE DENETİM TİC. LTD. ŞTİ.

 

Dr. Yusuf İLERİ 

Haliç Üniversitesi

Dünya Gazetesi / 11.06.2008

 

KANUNİ TEMSİLCİLİĞİN SONA ERMESİ VERGİ BORCUNDAN KURTULUŞ
MU?
TBMM'nin gündeminde 6183 sayılı AATUHK'de değişiklikler yapan bir kanun
tasarısı var. Tasarının 4'üncü maddesiyle 6183 sayılı kanunun "kanuni temsilcilerin
sorumlulukları" başlıklı mükerrer 35'inci maddesindeki "amme alacakları" ibaresi, "bu
kanunun 1'inci ve 2'nci maddesi kapsamına giren amme alacakları" ibaresi ile değiştirilerek
bu maddenin "vergi ve bağlı alacaklara" da uygulanmasına imkân sağlanıyor.
Maddede yapılan bir değişiklik de kanuni temsilci vasfını kaybetmiş veya sona ermiş
olan önceki temsilcilere bazı durumlarda "müteselsil sorumluluk" getirilmesidir. Bizim de
inceleyeceğimiz esas konu budur. Maddeye eklenecek bir fıkra ile "Alacağın doğduğu ve
ödenmesi gereken zamanda kanuni temsilcilerin farklı şahıslar olması halinde, bu şahıslar
amme alacağının ödenmesinden müteselsilen sorumlu tutulur," denmek suretiyle alacağın
gerçekleştiği sırada temsilci olan şahısların bu verginin Hazine'ye intikaline kadar yeni
temsilcilerle beraber sorumlu tutulacaklardır. Yani şayet vergi borcu ödenmemiş ise vergi
idaresi, eski temsilcinin beyanname vermek ve imzalamak, şirket kasasında para çekmek,
bankada işlem yapmak yetkisinin sona erip ermediğine bakmayacak, bu hiçbir yetkisi
kalmamış eski temsilci hakkında da cebri icra takibi başlatacaktır.
Öncelikle belirtelim ki "Alacağın doğduğu tarih" ibaresi ile neyin kast edildiği belli
değildir. "Alacağın doğduğu tarihle" kastedilen beyannamenin verilmesi yani "verginin
tahakkuk ettirilmesi" mi, yoksa “vergiyi doğuran olayın gerçekleştiği tarih” midir? Örneğin
defter ve belgelerin ibraz edilmemesi halinde alacağın hangi tarihte doğduğu kabul
edilecektir? Şayet kanuni temsilcilik vasfı yıl içerisinde sona ermiş ve beyanname verme
sürelerinin sonunda defter ve belgeler istenmiş ise defter ve belgelerin ibraz edilmemesi
nedeni ile KDV indirimlerinin reddine bağlı olarak yapılan tarhiyattan kim sorumlu tutulacak.
"Alacağın defter ve belgelerin ibraz edilmediği andan doğduğu mu kabul edilecek", yoksa
indirimlerin reddedildiği dönemler için KDV beyannameleri verildiği halde alacağın bu
dönemlerde doğduğu mu kabul edilecek?" Defter ve belge isteme talebi temsilcilik vasfı sona
ermiş, yani herhangi bir yetkisi olmayan, gerçekten de iyi niyet sahibi şahsın belki de
bilgisine girmemiş olacaktır. Şu halde konu yalnızca tahsilat boyutuyla değil, vergilendirme
sürecine özgü hassasiyetler içeren tahsilat öncesi (tebliğ-tarh-tahakkuk) aşamalarıyla beraber
ele alınmalıdır.
Aslında yapılan zaten alacaklı tahsil daireleri tarafından prensip haline getirilen bir
uygulamanın yasa hükmüne dönüştürülmesidir. Ancak arada önemli bir fark bulunmaktadır:
Bugüne kadarki uygulamada alacaklı tahsil dairesi öncelikle mevcut temsilci hakkında işlem
yürütür, şayet mevcut temsilcilerden kamu alacağının tahsili imkânı bulamaz ve alacağın doğduğu tarihte

bir başkası temsilci ise bu kişi hakkında da cebri takip işlemleri yürüttürdü.
Yargıya yansıyan olaylarda yerel mahkemeler ve Danıştay "maddi olayı tespit ederek her
olayın özelliğine göre ve delilleri tahlil ve takdir suretiyle" önceki temsilciyi kamu alacağının
ödenmesinden sorumluluğunu kabul ya da reddederdi.
Maddeye eklenecek fıkra ile amme alacağının ödenmemesi halinde, alacağın doğduğu
tarihte temsilcilik vasfı olan şahıs hakkında icra takibi işlemlerinin yürütülmesi yasal olarak
yeterli bir neden olacaktır. Yani vergi idaresi kamu alacağının doğduğu tarihte temsilci vasfı
olan buna karşın ödenmesi gereken zamanda bu vasfını yitiren şahıstan, ödenmeyen kamu
alacağını tahsil etmeye muktedir olacaktır. Muhatap kaldığı cebri işlem sonucu ödeme
yapmak zorunda kalan şahıs ise rücu için dava açmak hakkını kazanacaktır. Yani ödenen
tutarı ancak dava ikame etmek suretiyle alabilme imkânına sahip olacaktır. Devlet haklıhaksız,
yetkili-yetkisiz ayrımı yapmaksızın alacağını tahsil edip aradan çıkacak! Tebaa ise
artık kavga, mahkeme, bir şekilde başının çaresine bakmaya çalışacak! Şayet dava açar;
kusursuzluğunu ispat eder veya rücu hakkını elde ederse alacağının tahsili şirketin mal
varlığının bulunmasına bağlı. Yoksa üzerine soğuk su içecek. Dönüp vergi idaresine, "borçtan
sorumlu temsilci ben değilim, ben masumum, işte mahkeme kararı" demesi hiçbir şey
değiştirmeyecek yani ödediği parayı geri alamayacak. Bu durumda borçtan sorumlu olan
temsilcinin tespiti ve bu kişiye rücu edilip edilemeyeceği de yeni bir sorun olarak yargıya
taşınacak.
Kamu alacağının tahsilinde amaç, kamu düzeninin sağlanmasıdır. Kamu alacakları ile
kamu hizmetleri arasındaki yakın ilişki dolayısıyla tahsilinde öncelikli ve imtiyazlı alacaklar
olarak göz önüne alınmasını gerektirmiştir. Ancak kamu alacaklarına tanınacak bu yeni
imtiyaz, kamunun fertleri arasında ihtilafa elverişli ortam yaratacak bir görünüm sunmaktadır.



Yusuf ileri
27-10-2015 11:33:04
Bu yaziyi indirmek için tıklayınız :   DOWNLOAD PDF

Bizi Takip Edin

  • Facebook
  • Twitter
  • Linkedin
  • Google Plus

© 2015 Tüm Hakları Saklıdır Yusuf ileri

HİZMETLERİMİZ

  • » Bağımsız Dış Denetim Hizmetleri
  • » Vergi ve Tasdik Hizmetleri
  • » Mali Danışmanlık Hizmetleri
  • » Diğer Danışmanlık Hizmetleri
  • » Hukuk Danışmanlığı

ADRES

Kaptanpaşa Mah. Darülaceze Cad. Bilaş İş Mrk. B Blok No:33 K:3 D:43 Okmeydanı
Şişli/İSTANBUL
Yusuf ileri
2019 © Powered by : KETENCEK I.T