Kaptanpaşa Mah. Darülaceze Cad. Bilaş İş Mrk. B Blok No:33 K:3 D:43 Okmeydanı
+90 212 210 00 33 - 210 55 88
  • Facebook
  • Twitter
  • Linkedin
  • Google Plus

Kanuni Temsilcilere İcra Takibinin Aciz Halinin Sabit Olduğu Anlamına Geldiği

ANASAYFA  /  MAKALELER  /  VERGI  /  Kanuni Temsilcilere İcra Takibinin Aciz Halinin Sabit Olduğu Anlamına Geldiği

                                                                                                                                         

YEMİNLİ MALİ MÜŞAVİRLİK                                                                                                             

VE DENETİM TİC. LTD. ŞTİ.

 

Dr. Yusuf İLERİ
Yaklaşım Yayınları / Ekim 2008 / Sayı: 190

 

KANUNİ TEMSİLCİLERE İCRA TAKİBİNİN ACİZ HALİNİN SABİT
OLDUĞU ANLAMINA GELDİĞİ ( E-YAKLAŞIM )
I- GİRİŞ
Hukuk sistemimiz borçtan ötürü, borçlunun mal varlığı üzerinde cebri icra
uygulanması ilkesini benimsemiştir. Bu ilkeye göre borçlar ödenmedi diye borçlunun şahsı
üzerinde cebri icra uygulanması örneğin kişinin hapse atılması mümkün değildir. Cebri icra
hukukuna göre, borcunu ödemeyen borçlunun varlıklarına zorla el konularak, bunlar paraya
çevrilmek suretiyle alacağın tahsil edilmesi sağlanır. Ancak borçlunun bu şekilde mal varlığı
ile sorumlu tutulmasının da bir sınırı vardır. Gerek İcra İflas Kanunu’nda gerekse Amme
Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanun’da, insani ya da sosyal gerekçelerle borçlunun
bazı mallarının haczedilmesine izin verilmemiştir. Ücret, maaş gibi emek gelirlerinin de ancak
kısmen haczedilmesine izin verilmiştir1.
Peki, borçlunun mal varlığı yoksa ya da borcu karşılamıyorsa ne olacaktır? Gerek icraiflas
hukuku, gerekse kamu icra hukuku bu durumu ‘Aciz hali’ olarak kabul etmiştir. Bizim
üzerinde duracağımız husus, kamu alacaklarının takip ve tahsili alanını düzenleyen 6183
sayılı Amme Alacakları Tahsil Usulü Hakkındaki Kanun çerçevesinde “aciz hali”ne nasıl
bakıldığıdır.
II- ACİZ HALİ
AATUHK’nın 75. maddesine göre;
“Yapılan takip sonunda, borçlunun haczi caiz malı olmadığı veya bulunan malların
satış bedeli borcunu karşılamadığı takdirde borçlu aciz halinde sayılır.
Yapılan takip safhalarıyla bakiye borç miktarı bir aciz fişinde gösterilerek aciz hali
tespit olunur.”
Kanun’un “Aczin neticeleri” başlıklı 76. maddesinde ise;
“Aciz halindeki borçlu hakkında teminat ve faiz aranmadan 48. madde hükmü tatbik
olunabilir. Alacaklı tahsil dairesi aciz halindeki borçlunun mali durumunu zamanaşımı süresi
içinde devamlı olarak takip eder,” denilmektedir.

 

1 Şükrü KIZILOT-Doğan ŞENYÜZ-Metin TAŞ-Recai DÖNMEZ, Vergi Hukuku, 2. Baskı, Yaklaşım
Yayıncılık, Ankara-2007, s. 267.

 

Sözü edilen 48. maddede amme borcunun tecil edilmesine ilişkin usul ve esaslar
düzenlenmiştir. Kanun’un 52. maddesinde ise, “Gecikme zammının tatbik müddeti2 aciz
halinde bu durumun sabit olduğu güne kadar olan müddettir3” hükmüne yer verilmiştir. Bütün
bu hükümlerden çıkmakta olan sonuç; borçlunun, borcu karşılayacak mal varlığının olmaması
veya paraya dönüştürülen mal varlığının borcu karşılamaması halinde borçlunun aciz halinde
olduğu kabul edilerek teminat ve faiz alınmadan borcun tecil edileceği yani kayıtsız-şartsız
erteleneceğidir. Yalnız yasa koyucu maddenin son paragrafında aciz halindeki borçlunun bu
durumunun devam edip etmediğinin izlenmesini öngörmüştür. İzleme için bir süre belirlemiş
ve bu süreyi zaman aşımı ile sınırlamıştır. Aciz haline girmiş bir amme borçlusunun bu
durumunun tespiti ile ilanihaye bu borçla meşgul edilmemesini sağlayacak yasal güvencenin
düzenlenmesi, Anayasamızın 2. maddesinde devletimizin nitelikleri arasında gösterilen sosyal
hukuk devleti ilkesi ile okunduğunda anlam kazanmaktadır.
Madde gerekçesinde “aciz halinde olanlardan hüsnüniyet sahiplerine karşı tatbik
edilebilmek üzere idareye teminatsız olarak ve faiz aranmadan borcun tecili yetkisini
vermektedir4” denilmektedir. Şu halde aciz halinde olanlardan hüsnüniyet sahibi olmayanlar
Yasa’nın aciz hali için öngördüğü imkânlardan yararlanamayacaklardır. Burada geçen
hüsnüniyeti, aciz halinin Yasa’da öngörüldüğü şekilde varit olması, bilgilerin doğru verilmesi
ve borçlunun durumundaki değişikliklerin keza gerçeğe uygun şekilde bildirilmesi şeklinde
okuyoruz. Bu arada aciz durumunda olan kamu borçlusunun, sonradan edindiği malları ve
gelirleri 15 gün içinde tahsil dairesine bildirmek zorunda olduğunu belirtelim. Bildirimde
bulunmayan borçlu 6183 sayılı Kanun’un 112. madde hükmünce cezalandırılır5.
Hiç kuşku yok ki soyut yasa hükümlerinin somut olaylara uygulanması halinde yasa
koyucunun iradesi gerçekleşmiş olacaktır. Aciz halinin tespiti Vergi İdaresi’ne tanınmış bir
yetkidir. Bu husus yukarıya alınan madde hükümlerinde anlaşılmakla beraber iki maddenin
beraberce yazılmış gerekçesinde açıkça yazılmaktadır. Zaten başka türlü olması re’sen cebren
takip ve tahsil yetkisi ile donatılmış İdare karşısında bir anlam ifade etmez. Bu bakımdan
Vergi İdaresi’nin “aciz hali”ne nasıl baktığı ve uygulamaları önem arz etmektedir.
Vergi İdaresi’nin aciz halini tespite mesafeli durduğu gözlemlenmektedir. Bu
müessese, 6183 sayılı Yasa’nın yürürlüğe girdiği 1953 yılında bu yana Yasa metninde mevcut
olduğu halde bu bakış hiç değişmemiş, kısa bir süre önce yayınlanan Seri A, 1 Sıra No.lu
Tahsilat Genel Tebliği’ne6 de yansımıştır. Tebliğ’in ikinci kısım, XIII. bölümünde “Aciz hali
ve aczin neticeleri” başlığı altında açıklamalar yapılmıştır. Tebliğ’e göre:
- Aciz halinin eskiden olduğu gibi aciz fişiyle tespiti esası sürdürülmüştür.

 

2 İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı, 6183 Sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun, İsmav-
2006, s.388.
4 Edip ŞİMŞEK, Amme Alacakları Tahsil Usulü Kanun Şerhi, 2. Basım, Alfa Basım Yayım Dağıtım, İstanbul-
1996, s.734.
5 30.06.2007 tarih ve 26568 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.
6 Talih UYAR, Borçlu da İcra Müdürlüğünden Aciz Vesikası Düzenlenmesini

 

- Aciz hali tespit edilmiş borçlunun borçlarının faiz ve teminat aranmaksızın
ertelenmesi borçlunun talebine bağlı kılınmıştır.
- Borçlunun alacaklıları tarafından genel icrada yapılan takipler sonucunda icra
dairelerince düzenlenmiş aciz vesikalarının, 6183 sayılı Kanun’un 75. maddesi
uygulamasında dikkate alınmaması tebliğ edilmiştir. Tebliğ’e göre, Adalet Bakanlığı İcra
Müdürlüklerince düzenlenen aciz vesikaları 6183 sayılı Kanun’un uygulamasında gecikme
zammının işletilmesini durduramayacaktır.
Bu Tebliğ’de “aciz hali” ile ilgili yasa hükümlerine işlerlik getirecek somut
açıklamalara yer verilmemesi, genel icradaki takipler sonucunda düzenlenmiş aciz
vesikalarının dikkate alınmaması, aciz haline düşmüş mükelleflerin görmezlikten gelinmesi
sonucunu yaratacaktır.
İcra ve İflas Kanunu’na göre aciz vesikaları ‘geçici aciz vesikası’ ve ‘kesin aciz
vesikası’ olarak iki ayrı şekilde düzenlenmektedir. Kanun’un 105/II. maddesine göre
düzenlenen geçici izin belgeleri faizlerin işlemesini durdurmamaktadır. Buna karşın
Kanun’un 105/1 ve 143. maddelerine göre düzenlenen ‘kesin aciz vesikaları’ haciz
tutanağının düzenlendiği tarihten itibaren faiz yürütülmemesini doğurur7. Faizin
yürütülmesini durduran ‘kesin aciz vesikaları’ tapu, banka, trafik ve vergi dairesi gibi
kurumlar nezdindeki bilgi ve belgelere göre düzenlenmektedir. Vergi daireleri tarafından
yapılacak aciz hali tespitlerinin de bu kayıtlara dayanması gerektiği tabiidir. Maliye
Bakanlığı’nın 09.01.2007 tarih ve 2007/1 sayılı İç Genelgesi bu hususta bilgiler sunmaktadır8.
Şu halde genel icra tarafından tespit edilmiş ve yargıda kabul görmüş aciz halinin en azından
veri olarak dikkate alınmaması, aslında Vergi İdaresi’nin bu müesseseyi uygulamaya hiç de
niyetinin olmadığını göstermektedir.
Tebliğ’de vergi dairelerince borçlunun mal varlığının bulunmadığı yönünde yapılan
çeşitli tespitlerin aciz hali ile ne şekilde ilişkilendirileceği hususuna bir açıklık getirilmemiştir.
Faaliyetlerini uzun süreden beri bırakmış, ortakları dağılmış, ortaklığın feshine ve tasfiyesine
tevessül edilmemiş herhangi bir mal varlığına rastlanılmamış mükelleflerin bu durumunun
“aciz hali” sayılıp sayılmadığına ilişkin bir açıklama yapılmamıştır. Tapu, banka, trafik gibi
kurumlar nezdinde yapılan araştırmalar sonucunda herhangi bir mal varlığı bulunmayan
mükellefler hakkında aciz fişinin düzenlenip düzenlenmeyeceği ile bu durumlarda da
borçların faiz ve teminat aranmaksızın ertelenmesinin borçlunun talebine bağlı olup olmadığı
belli değildir. Aciz hali önceden gerçekleşmiş buna karşın talep sonradan yapılmış ve aciz fişi
de sonradan düzenlenmiş ise hangi tarihin esas alınacağı açıklığa kavuşturulmamıştır.
Aslında aciz halinin yarattığı sonuçlar itibariyle Vergi İdaresi tarafından ihtiyatlı
yaklaşılması anlaşılmayacak bir şey değildir. Aciz halindeki borç için bu durumun sabit
olduğu günden itibaren gecikme zammı hesaplanmaması, borcun teminatsız olarak faiz
aranmadan tecil edilmesi hiç kuşku yok ki vergi ilişkisinin alacaklı tarafı için öyle kolay kabul
edilir bir hadise değildir. Ancak 6183 sayılı Kanun’un 62. maddesine göre, tahsil dairesi
alacaklı amme idaresi ile borçlunun menfaatlerini mümkün olduğu kadar uzlaştırmakla

 

7 www.higm.adalet.gov.tr/tahsilat_ic_genelgesi
8 Muharrem ÖZDEMİR, Aciz Hali, http://www.alomaliye.com/muharrem_ozdemir_aciz_hali.htm

 

mükelleftir. Aciz haliyle ilgili 75 ve 76. maddenin ortaklaşa yazılan gerekçesinde, “Bu suretle
muamele görenler, alacakları tecil müsaadesi üzerine takibata uğramadan bir iş tutmak ve
ileride borçlarına da ödemek imkânına kavuşacaklardır” denilmektedir. Bu gerekçeden kanun
koyucunun bu müesseseyi bir taraftan da “tecil müsaadesi” olarak gördüğü ve bu
mükelleflerin sıkboğaz edilmemeleri dolayısıyla bırakıp kaçmak ya da kayıt dışına çıkmak
yerine borçlarını ödemeleri için ortam yaratılması ve fırsat verilmesi amacıyla getirdiğini
anlamaktayız.
Aciz haline girmiş mükelleflerin ilgili yasa hükümlerinden yararlandırılmaması
eleştirilere konu olmaktadır9. Yasal hükümlerinin işletilmesi halinde hem bu mükelleflerin
ıstıraplarının sona ereceği, hem de vergi dairelerinde birikmiş ve tahsilat yapılamayan
dosyaların temizleneceği; böylece ödeme gücü olan borçluların üzerine daha etkili gitmek
imkânının doğacağı yönünde görüşler bulunmaktadır. Acaba aciz hali ile ilgili yasa
hükümlerinin işletilmesi halinde uygulamanın yaygınlaşacağı, artık önünün alınamayacağı
dolayısıyla hazine kaybına uğranılacağından mı çekinilmektedir? Böyle bir düşüncenin elbette
hukuk devleti içinde yeri olmaz. Her şeyden önce alacaklı amme idareleri haciz, ihtiyati haciz,
ihtiyati tahakkuk, teminat, şahsi kefalet, tecil, ödeme emri, mal bildiri, haciz ve satış
işlemlerindeki uygulamalarının birikimli etkileriyle hüsnüniyet sahibi olmayanları
ayıklayacak kudrettedir. Ödeme güçsüzlüğü yaşayan mükelleflerin bu durumu aciz fişine
bağlanmadan cebri takibatın sürdürülmesi halinde bu mükelleflerin borçlarının zaman
içerisinde fiktif olarak büyüyeceği açıktır. Olmayan bir şeyi hiç kimse alamamıştır. Bu durum
aciz hali nedeniyle ödeme güçsüzlüğü içindeki mükelleften tahsilat yapamayan Vergi
İdaresi’nin sanki bir zaafıymış gibi görünecektir.
A- GERÇEK KİŞİLERDE ACİZ HALİ
Gerçek kişiler için aciz halinin tespiti tüzel kişilere göre daha kolaydır. Bu nedenle
olsa gerek ki Maliye Bakanlığı tarafından aciz halinin kabulüne ilişkin verilen özelgeler
gerçek kişiler içindir. Örneğin bir özelgede10 “dükkânının iflas ettiğini, ayrıca tüberküloz
hastalığına yakalandığını ve borçlarını ödeyecek durumda olmadığını” belirten bir mükellef
için “adı geçenin aciz halinde bulunup bulunmadığının bir tutanakla tespit edilmesi, aciz
halinde bulunulması halinde borcun teminat ve faiz aranmaksızın tecil edilmesi” yönünde
görüş bildirilmiştir11.
B- TÜZEL KİŞİLERDE ACİZ HALİ
Tüzel kişiler; hukuki kişiliği, ortakları ve yöneticileri ile üçlü bir birlik oluşturuyor. Bu
bakımdan tüzel kişilerde hem aciz halinin tespiti hem de neticeleri gerçek kişiler kadar yalın
değildir.

 

9 19.08.2003 tarih ve B.07.4.DEF.0.34.19/8266 sayılı özelge.
10 İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı, s. 387-388
11 DVDDGK’nın, 24.12.1999 tarih ve E: 1999/385, K: 1999/603 sayılı Kararı (Turgut CANDAN-Hüseyin
ÇEVİKBAŞ, Vergi Usul Kanunu İle İlgili Danıştay Kararları, C. 3, Süryay, İstanbul-1997 s. AATUHK-75); Dn.
11. D.’nin, 03.02.2000 tarih ve E: 1998/4479, K: 2000/933 sayılı Kararı (Vergi Dünyası, Sayı: 228, Ağustos
2000, s. 134,135)

 

Cebri takip süreci düzenlenirken kamu alacakları özel alacaklara kıyasla ayrıcalıklı ve
öncelikli alacaklar olarak göz önüne alınmıştır. Bu durum 6183 sayılı AATUHK’da yer alan
kamu alacaklarının korunmasına ilişkin hükümlerde tüzel kişiler yönünden açıkça görünür.
Bu çerçevede Kanun’un 35. maddesinde ‘Limited şirketlerin amme borçları’, mükerrer 35.
maddede ise ‘Kanuni Temsilcilerin Sorumluluğu’ ile ilgili hükümlere yer verilmiş, böylece
tüzel kişilerin mal varlığından alınmayan veya alınamayacağı anlaşılan kamu alacakları ile
ilgili olarak ortakları ve kanuni temsilcilere sorumluluklar yüklenmiştir. Kanuni temsilcilerin
sorumlulukları ile ilgili benzeri bir düzenleme de VUK’nun 10. maddesinde yer almaktadır.
Amme alacağının VUK’nun 10. maddesi uyarınca kanuni temsilcilerden takibi yoluna
gidilmesi, vergi borçlusu hakkında tüm takip ve tahsil yollarının tüketilmesi, borçlunun, borcu
karşılayacak düzeyde haczi kabil malı bulunmaması veya bulunan malların satış bedelinin
borcu karşılamaması sebebiyle borçlunun aciz halinde olması ve bu durumla beraber borç
miktarının bir aciz fişinde gösterilmesine bağlıdır. Kanuni temsilcilerin takibi ancak tüm bu
safhalardan sonra mümkündür.
Konu ile ilgili yasal düzenlemeler ve istikrarlı bir hal alan Danıştay kararları bu
yöndedir. Ancak uygulamada kanuni prosedür tamamlanmadan kanuni temsilciler takip
edilmektedir. Bu yönde yaygın bir uygulamanın mevcudiyetine yayınlanmış olan çok sayıda
Danıştay kararıyla varmaktayız. Danıştay’ın borçlunun herhangi bir mal varlığına
rastlanılmaması halinde acze düştüğünün kabulü yönünde kararları12 olduğu gibi ödemede
acze düştüğü saptanmadan ve ayrıca aciz fişi düzenlenmeden kanuni temsilcilerin takip
edilemeyeceğine dair çok sayıda kararı13 bulunmaktadır.
Birinci türden kararlara örnek olarak Danıştay Daireleri Genel Kurulu’nun 24.12.1999
tarih ve E: 1999/385, K: 1999/603 sayılı kararını vermekteyiz: “Mal bildiriminde gösterdiği
adreste bulunmayan, yine bu bildirimde gösterdiği aracın başkasına ait olduğu anlaşılan
şirketin, acze düştüğünün kabulü gerekeceği.”
İkinci türden kararlara ise şu örnekleri vermek mümkündür:
Danıştay Dördüncü Dairesi’nin 19.10.1995 tarih ve E: 1995/2409, K: 1995/4296 sayılı
kararı: “Şirketin aciz haline düştüğü saptanmadan kanuni temsilcilerin takip edilemeyeceği.”14
Aynı satırları aynı Daire’nin 12.12.1995 tarih ve E: 1995/2350, K: 1995/5268 sayılı
kararında da okumak mümkündür: ”Şirketin borçlarını ödemede acze düştüğü hukuki yollarla
somut olarak saptanmadan kanuni temsilcinin takip edilemeyeceği.”15
Benzeri mahiyetteki bir hüküm, Danıştay Yedinci Dairesi tarafından 29.12.1993 tarih
ve E: 1991/3098, K: 1993/6467 sayılı karar ile verilmiştir: “Borçlu şirket tarafından takibat
yapılmış ise de, şirketin aciz hali saptanmadan veya iflası sağlanmadan veya şirkete ait hacizli

 

12 Dn 3. D.’nin, 05.05.1998 tarih ve E: 1997/731, K: 1998/1534 sayılı; Dn. 4. D.’nin, 18.05.1995 tarih ve E:
1994/5866, K: 1995/2159 sayılı Kararları, (CANDAN-ÇEVİKBAŞ, age.)
13 Dn. 4 D.’nin, 12.12.1995 tarih ve E: 1995/2350, K: 1995/5268 sayılı; Dn. 4. D.’nin, 19.10.1995 tarih ve E:
1995/2409, K: 1995/4296 sayılı Kararları (CANDAN-ÇEVİKBAŞ, age.)
14 Turgut CANDAN-Hüseyin ÇEVİKBAŞ, Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkındaki Kanuna İlişkin
Danıştay Kararları, C. 6/A, Süryay, s. AATUHK-75
15 İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı, s. 387

 

malların satış yoluyla tasfiyesi sağlanmadan, yönetim kurulu üyesi adına ödeme emri
düzenlenemeyeceği.”16
Aslında iki gruba ayırdığımız bu kararlar birbirini bütünler mahiyettedir. Özetlersek
Yüksek Mahkeme diyor ki; herhangi bir mal varlığı olmayan şirket acze düşmüştür;
borçlunun ödemede acze düştüğü saptanmadan ve ayrıca aciz fişi düzenlenmeden kanuni
temsilcilerin takip edilmesi mümkün değildir.
Kanuni temsilcilere yönelik cebri icra takiplerinde ‘Vergi ve bağlı alacaklar’ söz
konusu olduğunda VUK’nun 10. maddesi; buna karşın fiyat farkı, kur farkı, haksız yere alınan
ihracatta vergi iadesi, kaynak kullanımı destekleme primi gibi ‘vergi ve bağlı alacaklar’
dışındaki kamu alacakları söz konusu olduğunda mükerrer 35. maddenin tatbiki mümkün iken
5766 sayılı Kanun’un17 4. maddesiyle 06.06.2008 tarihinden itibaren mükerrer 35. maddenin
de ‘vergi ve bağlı alacaklara’ da uygulanmasına imkân sağlanmıştır. Bu arada 5766 sayılı
Kanunla mükerrer 35. maddede yer alan “şirketten tahsil imkânı bulunmayan” ibaresi
“şirketten tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan” ibaresi ile değiştirilmiş olup,
bu değişikliğin aciz haline etkisini incelemekte yarar vardır.
5766 sayılı Yasa ile getirilen şirketten “tahsil edilemeyen” amme alacağı terimi;
“Amme borçlusunun bu kanun hükümlerine göre yapılan mal varlığı araştırması sonucunda
haczi kabil herhangi bir mal varlığının bulunmaması, haczedilen mal varlığının satılarak
paraya çevrilmesine rağmen satış bedelinin amme alacağını karşılamaması gibi nedenlerle
tahsil edilemeyen amme alacaklarını” ifade etmektedir ki buradaki tanım; VUK’nun 10.
maddesine göre “mükelleflerin veya vergi sorumlularının varlığından tamamen veya kısman
alınamayan” vergi ve bağlı alacakların kanuni temsilcilerden alınacağına ilişkin ifade ile aciz
halini belirleyen AATUHK’nın 75. maddesindeki koşullarla örtüşmektedir. Dolayısıyla
mükerrer 35. maddedeki “tahsil edilemeyen” amme alacağı nedeniyle kanuni temsilciler
hakkında cebri takip işlemlerinin başlatılması halinde aciz halinin oluşumu, VUK’nun 10.
maddesiyle ilgili olarak yukarıda yaptığımız açıklamalarla benzerlik oluşturmaktadır.
Bu ibaredeki “tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağı” terimine gelince; bu terim
“Amme borçlusunun haczedilen mal varlığına bu Kanun hükümlerine göre biçilen değerlerin
amme alacağını karşılayamayacağının veya hakkında iflas kararı verilen amme borçlusundan
aranılan amme alacağının iflas masasından tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması gibi
nedenlerle tahsil dairelerince yürütülen takip muamelelerinin herhangi bir aşamasında amme
borçlusundan tahsil edilemeyeceği ortaya çıkan amme alacaklarını,” şeklinde tanımlanmıştır.
Bu tanım, alacağın borçlunun haczedilen mallardan karşılanıp karşılanmayacağının
takdirini tamamen alacaklı idareye bırakmaktadır. Kamu alacağının haczedilen mallardan
veya iflas masasından tahsil edilemeyeceği bazen çok açık olabilir. Ancak bu netlik çoğu
zaman mümkün olmayabilir.18 Bu takdirin objektif ölçütlerinin yasada olması gerekir19.

 

16 http://www.danistay.gov.tr/kerisim/container.jsp
17 06.06.2008 tarih ve 26898 mükerrer sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.
18 Bumin DOĞRUSÖZ, “Limited Şirket Ortağının Sorumluluğu Genişliyor”, Referans, 11.02.2008
19 Dn. 4. D.’nin, 21.1.2004 tarih ve E:2002/1204, K:2004/74 sayılı Kararı (Şükrü KIZILOT, Danıştay Kararları
ve Özelgeler (Muktezalar) C: 8, Yaklaşım Yayınları, Ankara-2008, s. 1539)

 

Düzenleme, şirket tüzel kişiliği hakkında 6183 sayılı Yasa’da öngörülen tüm cebren takip ve
tahsil işlemleri tükenmeden kanuni temsilcilere yönelmeye imkân tanımaktadır. Böylece
şirket tüzel kişiliği ile şirketin kanuni temsilcileri eş zamanlı olarak takip ve tahsil işlemleriyle
muhatap olabilecektir. Bu durumda “tahsil edilemeyeceği anlaşılan” amme alacağından
hareketle şirket borçlarından dolayı şirketin kanuni temsilcilerine limited şirketlerde ilave
olarak ortakları hakkında cebren takip ve tahsil işlemleri yapıldığı takdirde “aciz hali”
oluşmuş sayılacak mıdır? Zira yasa koyucu ‘tahsil edilemeyeceği anlaşılan’ amme alacağı söz
konusu olduğunda yani amme alacağının haczedilen mal varlığından veya iflas masasındaki
mal varlığından karşılanmayacağının anlaşılması halinde bu sonucun beklenmeden kanuni
temsilciye yönelmesine imkân tanımıştır. Bize göre aciz hali bu durumda da gerçekleşmiş
olacaktır. Zira kanuni temsilciye başvurulmasına başka türlü bir anlam yüklemek mümkün
değildir.
III- ACİZ HALİ VE GECİKME FAİZİ
Bir önceki bölümde yapmaya çalıştığımız açıklamalarda vergi dairesinin şirket
borçlarından dolayı kanuni temsilcilere yönelmesinin şirketin aciz halinde olduğunun kabulü
anlamına geldiğini açıklamaya çalıştık. 6183 sayılı Kanun’un 52. maddesine göre aciz haline
düşmüş mükellef için bu durumun sabit olduğu günden itibaren gecikme zammı
hesaplanmayacaktır. Şu halde vergi dairesi şirket borçlarından dolayı şirketin kanuni
temsilcilerine limited şirketlerde ilave olarak ortakları hakkında cebren takip ve tahsil
işlemleri başlatmış ise, bu olgu aciz halinin sabit olduğu anlamına gelecek ve bu durumda
artık şirket borçları üzerinde gecikme faizi hesaplayamayacaktır.
Aciz hali ve gecikme zammı ilişkisini Danıştay Dördüncü Dairesi, kararıyla şöyle
değerlendiriyor: “Sermaye Piyasası Kurulu tarafından faaliyeti geçici olarak durdurulan
davacı şirketin, ilgili kurul tarafından davacı aracı kurumun müşterilerine olan yükümlülükleri
tam olarak karşılanmadan vergi dairesi alacağının tahsil edilebilmesi amacıyla, davacı aracı
kurumun mal varlığından ödeme yapılması imkânının bulunmadığının bildirilmesi karşısında,
mal varlığı Sermaye Kurulu’nun tasarrufuna girdiği tarihten itibaren şirketin aciz halinde
bulunduğunun kabulü gerektiğinden, davacı şirketin aciz halinde bulunduğu süre için gecikme
zammı takibinde isabet görülmemiştir.”20
Danıştay Dördüncü Dairesi’nin bir başka kararı da benzer tespitleri yapıyor: “Sermaye
Piyasası Kurulu tarafından faaliyeti geçici olarak durdurulan ve malvarlığı üzerinde tasarruf
yetkisi bulunmayan davacı kuruma, aciz halinde bulunan süre için gecikme zammı
uygulanmayacağı.”21
Bu her iki karara konu olan olayda da şirket temsilcileri hakkında VUK’nun 10 ila
6183 sayılı Kanun’un mükerrer 35. maddeleri çerçevesinde herhangi bir işlem tesis edilip
edilmediğini karar içeriklerinden anlayamıyoruz. Ancak şirket borçlarının şirket mal
varlığından tahsil edilmemesi halinde, kanuni temsilciler hakkında cebren takip ve tahsil

 

20 http://www.danistay.gov.tr/kerisim/container.jsp
21 http://www.danistay.gov.tr/kerisim/container.jsp

 

işlemlerinin başlatılması vergi dairesinin mutat ve normal uygulamasıdır. Karara konu olayda
kanuni temsilciler boyutundan söz edilmemektedir. Belki de şirketin kanuni temsilcileri
hakkında cebren takip süreci henüz başlatılmamıştır. Ya da bu süreç başlatılmış, ancak bu
davanın kapsamında yer almamıştır. Ancak kararda söz edilen sürecin sonunda yani “aracı
kurumun müşterilerine olan yükümlülüklerini karşıladıktan sonra” yine de amme alacağının
ödenmemesi halinde kanuni temsilciler hakkında cebren takip ve tahsil süreci başlatılacağı
tabiidir. Bu durumda şirketin aciz halinin sabit olduğu süre için gecikme zammı hesaplanması
Danıştay kararı çerçevesinde mümkün olmadığına göre, şirketten aranmayan bu tutarların
kanuni temsilcilerden talep edilmesi mümkün müdür? Yüksek Mahkemenin aciz halinde
bulunduğu süre için gecikme zammı hesaplanmayacağına ilişkin bu kararlarını; şirketin acze
düştüğü tespit edilmeden kanuni temsilcilerin takip edilemeyeceğine ilişkin bir önceki
bölümde ele aldığımız kararlarıyla beraber okuduğumuzda; şirketin borçlarını ödemede acze
düştüğü hukuksal olarak somut bir şekilde tespit edilmeden kanuni temsilcilerin takip
edilmeyeceği, şirketin aciz halinde olduğunun tespiti halinde ise bu durumun sabit görüldüğü
günden itibaren gecikme zammının hesaplanmasının mümkün olmadığı yönünde
değerlendirmekteyiz.
IV- SONUÇ
Ekonomik politikalar ve uygulamalar sonucu mülksüzleşen mükelleflerin vergi
karşısında düştükleri aciz halinin tespiti sosyal hukuk devletinin gereğidir. Bu anlamda aciz
hali ve aczin neticeleri ile ilgili maddelerin gerekçesinde “takibata uğramadan bir iş tutmak”
ve “ileride borçlarını ödeme imkânına kavuşmak” ifadelerine yer verilmesi anlamlıdır. Zira
devletlerin varlıklarını sürdürmeleri uyruklarını yaşatmalarına bağlıdır. Yasa koyucu da bu
ilkeyi aciz hali ile ilgili düzenlemelerle cebri icra hukukuna içermiştir. Ancak Vergi
İdaresi’nin çabası gecikme zammından yoksun kalmamak için aciz haline düşmüş
mükellefleri, ilgili yasa hükümlerinden faydalandırmamak yönündedir. Bu nedenledir ki aciz
haliyle ilgili somut açıklamalar yapmaktan kaçınmaktadır. Aciz haline düşmüş mükelleflerin
bu durumu kabul edilmeyince bir taraftan fiktif olarak büyüyen borçlar, diğer taraftan
alacaklarını tahsil edemeyen bir idare görüntüsü ortaya çıkmaktadır.
Yargıya intikal eden olaylarda Danıştay herhangi bir mal varlığı olmayan şirketin acze
düştüğü ile borçlunun acze düştüğü saptanmadan ve ayrıca aciz fişi düzenlenmeden kanuni
temsilcilerin takip edilmesinin mümkün olmadığı yönünden kararlar vermektedir.



Yusuf ileri
27-10-2015 11:22:15
Bu yaziyi indirmek için tıklayınız :   DOWNLOAD PDF

Bizi Takip Edin

  • Facebook
  • Twitter
  • Linkedin
  • Google Plus

© 2015 Tüm Hakları Saklıdır Yusuf ileri

HİZMETLERİMİZ

  • » Bağımsız Dış Denetim Hizmetleri
  • » Vergi ve Tasdik Hizmetleri
  • » Mali Danışmanlık Hizmetleri
  • » Diğer Danışmanlık Hizmetleri
  • » Hukuk Danışmanlığı

ADRES

Kaptanpaşa Mah. Darülaceze Cad. Bilaş İş Mrk. B Blok No:33 K:3 D:43 Okmeydanı
Şişli/İSTANBUL
Yusuf ileri
2019 © Powered by : KETENCEK I.T