Kaptanpaşa Mah. Darülaceze Cad. Bilaş İş Mrk. B Blok No:33 K:3 D:43 Okmeydanı
+90 212 210 00 33 - 210 55 88
  • Facebook
  • Twitter
  • Linkedin
  • Google Plus

BANKALARA YARAR SAĞLAYAN VERGİ

ANASAYFA  /  MAKALELER  /  VERGI  /  BANKALARA YARAR SAĞLAYAN VERGİ

                                                                                                                                         

YEMİNLİ MALİ MÜŞAVİRLİK                                                                                                             

VE DENETİM TİC. LTD. ŞTİ.

Dr. Yusuf İLERİ

Yeniyüzyıl Üniversitesi

Hukuk Fakültesi

Yeminli Mali Müşavir

İstanbul Barosu Dergisi Cilt:89   Sayı:2015/5

                                         BANKALARA YARAR SAĞLAYAN VERGİ CEZASI

1.GİRİŞ

           Türk Ticaret Kanunu tahsilat ve ödemelerde belirli bir şekil aramamıştır. İspat açısından makbuz yeterli görüldüğü gibi Kanunun 89 ve müteakip maddelerinde “Cari hesap” şeklinde çalışmalar da belirli koşullarla kabul edilmiştir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu ise 200 inci maddesinde 2.500,-TL üzerindeki tahsilat ve ödemelerde senetle ispat şartı aramıştır.  Buna karşın vergi yasaları tahsilat ve ödemelerin banka üzerinde yapılmasını zorunlu tutuyor. Zorunluluk, Maliye Bakanlığına verilen bir yetki kapsamında yönetsel düzenlemelerle getirilmiştir. Zorunluluğa uymayanlara ise özel usulsüzlük cezası öngörülmüştür. Üstelik tutar olarak hayli yüksek rakamlara varabilen bir ceza. Kanunda işleme konu tutarın %5’i olarak geçse de, çift taraflı çalıştırıldığı yani hem ödemeyi yapana hem de tahsil edene kesildiği için ceza, işlem tutarının %10’u olarak gerçekleşiyor. Bazı durumlarda ise ceza işleme konu tutarın üçte birine kadar ulaşabilmektedir. Doğrusu, faturasını düzenlediği, gelir veya kurumlar vergisi ile katma değer vergisini noksansız ödendiği bir iş veya işlemde salt ödeme/tahsilat bankalar aracılığıyla yapılmadığı için işlemin üçte birine varabilen bir ceza pek anlaşılır ve kabul edilir bir şey olmasa gerek.

            Tahsilat ve ödemelerin banka ve benzeri finans kurumlar aracılığıyla yapılmasının banka ve benzeri kurumlara yarar sağladığı açıktır. Bu işlemdeki kamusal yarar ise “ticari işlemler ve finansal hareketlerin taraflarının izlenmesi ve vergiyi doğuran olayların mali kurumların kayıt ve belgeleri yardımıyla tespit edilmesi amaçlanması” şeklinde ifade edilmiştir.

2.ZORUNLULUĞUN DAYANAĞI MÜKERRER MADDELER

           Vergi Usul Kanunu’nun Mükerrer 257 maddesinin birinci fıkrasının (2) no.lu bendi[1] tahsilat ve ödemelerin bankalar aracılığıyla yapılmasında zorunluluk getirmeyi Maliye Bakanlığının iradesine bırakmıştır. Kanundaki ifadeyle; “Mükelleflere muameleleri ile ilgili tahsilat ve ödemelerini banka, benzeri finans kurumları veya posta idarelerince düzenlenen belgelerle tevsik etmeleri zorunluluğunu getirmeye ve bu zorunluluğun kapsamını ve uygulamaya ilişkin usul ve esaslarını belirlemeye” Maliye Bakanlığı yetkili kılınmıştır.

      Maliye Bakanlığı konu ile ilgili olarak 320[2],  323[3], 324[4] ve 332[5] sıra no.lu Vergi Usul Genel Tebliğlerini yayımlamıştır. Bu tebliğlerde zorunluluğa uymayan mükelleflere VUK’un mükerrer 355 inci maddesinde göre ceza kesileceğini de deklere etmiştir. Bu dört tebliğin yayımlandığı 04.07.2003-27.04.2004 zaman diliminde yürürlükte olan VUK’un mükerrer 355 maddesinde, vergi mükellefleri üç gruba ayrılmış ve her bir grup için matbu özel usulsüzlük cezaları öngörülmekteydi. Uygulama bu haliyle tam 7 yıl sürmüştür[6]. Ancak bu cezalar az görülmüş, maddeye eklenen bir fıkra ile bu matbu tutarlar asgari tutarlar olarak korunarak spesifik olarak bu fiile yönelik nispi hesaplanan bir ceza öngörülmüştür. 5228 sayılı Kanunun 10 uncu maddesiyle[7] VUK Mükerrer Madde 355’e eklenen ve nispi hesaplanacak ceza öngören hüküm şöyledir.

      Tahsilat ve ödemelerini banka, benzeri finans kurumları veya posta idarelerince düzenlenen belgelerle tevsik etme zorunluluğuna uymayan mükelleflerden her birine, her bir işlem için bu maddeye göre uygulanan cezalardan az olmamak üzere işleme konu tutarın % 5'i nispetinde özel usulsüzlük cezası kesilir. (…)Ancak, bu fıkra uyarınca bir takvim yılı içinde kesilecek özel usulsüzlük cezasının toplamı  (1.1.2015'den itibaren 1.060.000 -TL) geçemez.  

       Bu iki mükerrer madde yan yana incelendiğinde ortaya çarpıcı bir husus çıkıyor:   Maliye Bakanlığının yetki kullanmaması halinde bu her iki hüküm de askıda kalacak yani icrai bir kabiliyet gösteremeyecektir. Anayasamızın 38 inci maddesinin 3 üncü fıkrasında “Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.” Denilmiştir. Bu durumda cezaların yasallığından ne anlaşıldığını ortaya koymak gerekecektir. Diğer bir ifadeyle idari bir düzenlemenin yapılmasına bağlı kılınmış ve böyle bir düzenleme yapılmadan eğer ceza kesilemiyorsa bu durum cezaların yasallığı ilkesini ihlal eder mi? Bu konuda iki ayrı görüş bulunmaktadır. Doktrinde bazı yazarlar, bu şekildeki düzenlemelerle suçta kanunilik ilkesinin dolandığını ve dolayısıyla Anayasanın 38. Maddesi hükmünün ihlal edildiğini ifade etmektedirler[8]. İdari suçları da kanunilik ilkesi temelinde ele alan bu yaklaşıma göre 1982 Anayasasının 8’inci maddesinin “Yürütme yetkisi ve görevi anayasa ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir” hükmü gereği idari organlar yeni idari suç ve cezalar yaratamazlar. Bu kanunilik ilkesinin yanısıra bu ilkenin uzantısı olan kuvvetler ayrımı ilkesinin de zorunlu sonucudur. Bir diğer görüşe göre, bunun tek istisnası, açık ceza normlarıdır. İdare, düzenleyici işlemleriyle açık ceza normlarını doldurabilir[9]. Bu halde düzenleyici işlem kanun hükmünde kabul edilir.

3.MALİYE BAKANLIĞI TEBLİĞLERİNDE ZORUNLULUK 

3.1.Zorunluluğun Kapsamı ile İlgili İlk Tebliğ Danıştay’a Taşındı

       Mükerrer 257 maddede zorunluluğun sadece vergi mükelleflerine ve vergisel muamelelere getirileceği belirtilmiştir. Bakanlıkça yayımlanan tebliğlerin ilki olan 320 no.lu Tebliğle zorunluluk kapsamına “Birinci ve ikinci sınıf tüccarlar, kazancı basit usulde tespit edilenler, defter tutmak zorunda olan çiftçiler, serbest meslek erbabı ile vergiden muaf esnafın kendi aralarında yapacakları ticari işlemleri ile nihai tüketicilerden (…) mal veya hizmet bedeli olarak yapacakları (…)TL’yi aşan tahsilat ve ödemeleri alınmıştır.” Ancak 320 sayılı VUK Genel Tebliğinin Anayasaya aykırı olduğu ileri sürülerek Danıştay nezdinde iptali istenmiştir. İptal talebinin dayanağı, “Yasa maddesinde nihai tüketiciler ve veriden muaf esnafın yer alınmamasına karşın tebliğle bunların da kapsama alınması” olarak açıklanmıştır. Davaya bakan Danıştay Dördüncü Dairesinin 22.12.2004 tarih ve E:2003/1715, K:2004/2587 sayılı kararının gerekçesi şöyledir:

 “Mükelleflerin tahsilat ve ödemelerini banka veya özel finans kurumları aracılığıyla yapmaları ve bu kurumlarca düzenlenmiş dekont veya hesap bildirim cetvelleri ile tevsik etmelerinin zorunlu olması, tebliğin dayanağı olan yetki maddesine aykırı bulunmamaktadır. Sözü edilen tebliğ ile ticari işlemler ve finansal hareketlerin taraflarının izlenmesi ve vergiyi doğuran olayların mali kurumların kayıt ve belgeleri yardımıyla tespit edilmesi yoluyla mükelleflerin nakit hareketlerinin izlenerek kayıt dışı ekonominin önlenmesi amaçlanmış olup, nihai tüketici ve vergiden muaf esnaf sadece ticari işlemlerin tarafı olarak tebliğde yer almışlardır.

         Danıştay, zorunluluk kapsamına ya tüccar ya da esnaf niteliğini taşıyanların alındığı tespitini yapmaktadır. Yüksek Mahkeme, nihai tüketiciler ile vergiden muaf esnafın sadece zorunluluk kapsamında olan kişilere yaptıkları mal ve hizmet satışları nedeniyle zorunluluk kapsamına alındığına vurgu yaparak, yetki aşımı söz konusu değildir demektedir. Belirtmek gerekir ki, Danıştay, 320 no.lu Tebliği sadece nihai tüketiciler ile vergiden muaf esnaflara yönelik hükümleri açısından incelendiğinden gerek bu tebliğdeki diğer düzenlemeler ve gerekse sonraki tebliğlerdeki düzenlemeler yargısal denetim dışında kalmıştır. Danıştay Kararındaki özel usulsüzlük cezası ile ilgili bölüm ise dikkate değerdir.

       Tebliğde belirtilen zorunluluğa uyulmaması durumunda uygulanacak olan cezai müeyyide ise, yeni bir ceza uygulaması olmayıp, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 257 inci maddesi ile getirilen zorunluluğa uymayan mükellefler hakkında anılan Kanunun mükerrer 355 inci maddesine göre kesilen özel usulsüzlük cezasıdır.

      Bir hükmün yeni veya eski olması ana meşruiyet sağlayan bir nitelik değildir. Danıştay konuyu geçiştirmiştir. Ancak Yüksek Mahkemenin bu kararında, davanın açıldığı sırada VUK Mükerrer Madde 355 inci maddesinin 5228 sayılı Kanunun 10 uncu maddesiyle maddeye eklenen ve nispi özel usulsüzlük cezası öngören kısmının daha kanunlaşmadığını anlıyoruz. Yani yargılama maddenin %5 ceza öngören bölümü üzerinde değil, önceki hükümleri üzerinde yürümüştür. Şu halde maddenin yeni şekli üzerinde Danıştay denetiminin yolu açıktır.

3.2.Yargı Sürecinde Zorunluluğun Kapsamı ile İlgili Geri Adım

       Maliye Bakanlığının yayımladığı tebliğlerde 28.10.2003 tarihli 324 no.lu Tebliğle zorunluluğun kapsamı genişletilmiş, işletmelerin kendi ortakları ile diğer gerçek ve tüzel kişilerle olan ve herhangi ticari bir ticari içeriği olmayan nakit hareketlerinde belirlenen sınırı aşanlar da zorunluluk kapsamına alınmıştır. Ancak Danıştay Dördüncü Dairesinin huzurunda görülmekte olan dava daha karara bağlanmadan yayımlanan 27.04.2004 tarihli 332 sıra no.lu VUK Genel Tebliği ile şirket ortakları gibi işletmelerin, vergi mükellefiyeti bulunmayan kişiler ve ticari içeriği olmayan nakit hareketleri ile ilgili getirilen zorunluluk kaldırılmıştır.

3.3.Zorunlu Tutarda İki Adım İleri Bir adım Geri

          Kanuna göre Maliye Bakanlığı, vergi mükelleflerinin işlemleriyle ilgili bütün para hareketlerine zorunluluk getirebilir. Zira, kanunda bir sınır konmamıştır. Ancak yine de Bakanlığın 04.07.2013 tarihli 320 No.lu Tebliğinde, mükelleflerin 5.000,-TL’yi aşan tahsilat ve ödemelerine zorunluluk getirilmiştir. 01.08.2003 tarihli 323 no.lu Tebliğde bu tutar bir kat arttırılarak 10.000,-TL’ye yükseltilmiş, 27.04.2004 tarihli 332 no.lu Tebliğde tekrar 8.000,-TL’ye indirilmiştir. Bugün itibariyle 332 no.lu Tebliğ ve 8.000,-TL’lik tutar yürürlüktedir. 324 VUK Genel Tebliğinde fatura bedeli esas alınmıştır. Faturada gösterilen meblağın tevsik kapsamındaki tutarı aşması yeterlidir. Bu bedelin farklı tarihlerde ödenmesinde her bir ödemenin tahsilat ve ödemenin yapılacağı kurumlardan geçirilmesi gerekecektir.

3.4. Büyük Tutarlı İşlemler Kapsam Dışı Tutuluyor

       320 no.lu tebliğden 26 gün sonra yayımlanan 323 no.lu Tebliğde, Tevsik zorunluluğu olmayan ödeme ve tahsilatları kapsamında; sermaye piyasası aracı kurumlarında, yetkili döviz kurumlarında, noterlerde ve tapu dairelerinde yapılan işlemlerle ilgili ödeme ve tahsilatların banka ve benzeri kurumlar aracılığıyla yapılmasına ilişkin zorunluluk kaldırmıştır. Zorunluluk dışına çekilen işlemlerin tutar itibariyle diğerlerine göre mukayese edilemeyecek kadar yüksek olacağından şüphe yoktur.  Mahiyetleri itibariyle daha yüksek tutarlara varan bu işlemleri kapsam dışı bırakılma nedeni açıklanmamıştır.

3.5.Hazineye Ceza ile Katkı: Cezanın Çift Yönlü Çalıştırılması

         Bakanlığın 323 no.lu Tebliğinde özel usulsüzlük cezasının her iki tarafa da yani hem ödemeyi yapana hem de tahsilatı yapana ayrı ayrı kesileceği deklere edilmiştir. VUK Mükerrer Madde 355’e göre zorunluluğa uymayan birinci sınıf tüccarlarda her bir işlem için 2015 yılı en az ceza tutarı 1.300,-TL’dir. Ödemeyi yapanla tahsil edenin birinci sınıf tüccar olması halinde uygulanacak ceza (1.300 X 2 =)  2.600.-TL’dir. Bu durumda banka ve özel finans kurumları dışında gerçekleştirilen 8.000,-TL’lik bir tahsilat/ödeme için işlemin (2.600 : 8.000 =) %32.5’u yani yaklaşık 1/3’ü kadar ceza kesilecektir.

       Tebliğde bu husus “mükellefler arası ticari işlemlerde birinin tahsilatı diğerinin ödemesi olarak açıklanmıştır.  Bu tespit doğrudur; ancak para hareketi tamamen ödemeyi yapanın tasarrufunda olduğu halde tahsilat yapana da ceza kesileceğinin öngörülmesi cezaların şahsiliği ilkesinin ilgası anlamına gelir. Anayasanın 38 inci maddesi ile hukuk sistemimize “Ceza sorumluluğu şahsidir” ilkesi egemendir.  Doğrusu şu ki; bazı durumlarda alacaklı hazır borçluyu ve parayı bulmuşken sadece alacağını tahsil etmeye odaklanır. Bu durumlarda tahsilatı bankaya yönlendirmeye kalkarsa alacağını hiç tahsil etmemek gibi bir riski de üstlenmiş olacaktır. Hele hele ödemeyi yapan mükellef, bankalara, başka kişi ve kurumlara borçlu ve hesapları bu nedenlerle bloke edilmişse, bu durumda ticari yaşamının devamı açısından hayati önemde gördüğü ve özellikle ödemeyi tercih ettiği bir borcu ödemek imkanından yoksun kalacaktır. Alacaklı yönünde ise, alacağının buharlaşacağını göze alarak bankaya yönlendirmesi ticari basiretle açıklanamaz.

4.CEZA HÜKMÜNÜN YASADAKİ YERİNİN ÖNEMİ

          VUK’un Mükerrer 355 inci maddesi ,“Bilgi vermekten çekinenler ile 256, 257 ve mükerrer 257 nci madde hükmüne uymayanlar için ceza” başlığını taşımaktadır. Madde bu anlayışa göre dizayn edilmiştir.  Maddenin, incelememize konu olan 4 üncü fıkrası ile devamındaki fıkralar sonradan maddeye konmuştur.  Banka aracılığıyla gerçekleşmeyen tahsilat ve ödemelere ceza öngören hüküm dışında bu maddeye sonradan monte edilen hükümlerin de kökeninde bilgiye ulaşmak vardır.  Ancak tahsilat ve ödemelerin bankalar aracılığıyla yapılması zorunluluğuna uymayanlar için ceza kesilmesini öngören hükmün bilgiye ulaşmak gibi bir tarafı olmadığı gibi bu hükmün maddedeki diğer müeyyidelerle uzaktan yakından ortak bir yönü de yoktur. Nitekim bu maddeye göre ceza kesmenin olmazsa olmaz koşulu olan üçüncü fikrada yer alan idarenin mükellefi uyarı eylemi[10], incelemeye konu olan 4 üncü fıkrada icrai bir kabiliyet gösteremeyeceği için  “Bu şekilde ceza kesilen mükellefler hakkında üçüncü fıkra hükmü uygulanmaz” denilmiştir.

        İncelememize konu olan ceza hükmü, VUK’nun 353 üncü maddesinin “A.Fatura ve benzeri evrak verilmemesi ve alınmaması ile diğer şekil ve usul hükümlerine uyulmaması” başlığı altında düzenlenmiş özel usulsüzlük cezalarına benzemektedir. Bunun önemi şundandır: Danıştay, VUK’nun 353 üncü maddesi temelinde kesilen özel usulsüzlük cezalarında, içinde olduğu yılda tespiti koşulunu aramaktadır. Diğer bir ifadeyle hesap dönemi kapandıktan sonraki bir tarihte geçmiş dönemlere yönelik yapılmış tespitlere göre kesilen VUK’un 353 üncü maddesindeki özel usulsüzlük cezaları Danıştay tarafından kararlılıkla kaldırılmaktadır.

5.ZORUNLULUĞUN ANAYASA HÜKÜMLERLERİ YÖNÜNDEN İRDELENMESİ

         Anayasamızın “ Kanun önünde eşitlik” isimli 10 uncu maddesinin 4 üncü fıkrasında “Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.” Denilmiştir. Ancak tahsilat ve ödemelerin bankalar ve özel finans kurumları vasıtasıyla yapılması zorunluluğu, bu kurumlar yararına ve bu kurumlara büyük mali avantaj sağlayan bir düzenlemedir. Zira büyük bölümü devlet dışı özel kurumlar olan bankalar ve finans kurumları bu hizmeti bir bedel karşılığında yaptıkları malumdur. VUK 320 no.lu Tebliğine göre mükelleflerin “Genel ve katma bütçeli idareler ile döner sermaye işletmelerine yapacakları ödeme veya tahsilat işlemlerinin banka veya özel finans kurumlarınca düzenlenen belgelerle tevsiki zorunlu bulunmamaktadır. Devlet dışı ekonomik faaliyetlerin neredeyse tamamına yakını vergi mükellefleri tarafından gerçekleştirildiği düşünülse bankalara ve finans kurumlarına sağlanan imtiyazın büyüklüğü ortaya çıkar. Günümüzde mükellefler güvenlik, kolaylık vb. nedenlerle tahsilat ve ödemelerinin neredeyse tamamını zaten banka ve finans kuruluşları aracılığıyla gerçekleştirmektedirler. Ancak ne olursa olsun bunun bir zorunluluk olarak ve yüklü bir ceza ile desteklenerek uygulamaya sokulması bir imtiyazdır.

         Özel usulsüzlük cezasını gerektiren fiiller, genellikle mükellefleri vergi zıyaına sebebiyet verecek ve muhtemel bir vergi suçu işlemeye götürecek nitelikte olan belge düzeni ve kayıt nizamına ilişkin olarak kanunda yer alan hükümlere gerektiği şekilde uyulmaması fiilleridir[11]. İşlemin üçte birine varan bir ceza, özel usulsüzlük cezalarına yüklenen uyarı misyonunu aşan ağır bir cezadır. Cezanın üçte bir oranındaki uygulamasının istisnai olduğunu kabul edip bunu bir tarafa bırakıp, mutat olan %10 oranını esas alırsak bugünkü küresel ticaret koşullarında bir işlemde %10 oranında kar sağlamak kolay değildir.  Bu durumda artığın tamamının usule ilişkin ve uyarı amaçlı bir cezaya gitmesi izaha muhtaçtır. Üstelik fatura ve benzeri belge düzenlenip vergisel yükümlülükler yerine getirilmiş ve takvim yılı kapanmış olsa dahi tahsilat ve ödemeler bankalar aracı kılınmamış ise, bu ceza yine de kesilmektedir. Oysa bu noktada un elenmiş elek asılmıştır. Yani vergisel yükümlülükler ikmal edildiğinden artık tahsilat ve ödemenin bankalar aracılığıyla ya da bir makbuz veya takas yoluyla gerçekleştirilmesinin vergisel açıdan bir önemi yoktur. Amaç vergi güvenliğini sağlamaksa, Maliye Bakanlığı yayımladığı çeşitli düzenlemelerde, mal veya hizmet alım-satımında, ödemelerini 5411 sayılı Bankalar Kanunu hükümlerine göre faaliyette bulunan bankalar vasıtasıyla gerçekleştiren alıcılar, , ortada muvazaalı bir işlem olmaması kaydıyla, işlem bedeli üzerinden hesaplanan vergi ile sınırlı olmak üzere, Hazine'ye intikal etmeyen vergiden dolayı müteselsil sorumluluk uygulaması dışında tutulmuşlardır[12].  Danıştay’ın da aynı doğrultuda kararlılık kazanmış kararları vardır[13]. Bu husus, bir nevi bir teşvik hükmü gibi vergi mükelleflerini tahsilat ve ödemelerini bankalar ve finans kurumları aracılığıyla gerçekleştirmeye yönlendirmektedir. Güvenlik, kolaylık ve ayrıca müteselsil sorumluluk gibi ağır sonuçları olan bir işleme muhatap kalmamak, bir mecburiyet ve cezai bir müeyyide konmadan tahsilat ve ödemeleri banka ve benzeri finans kurumları aracılığıyla gerçekleştirmeye yeterli nedenlerdir. Bütün bu gerçekliğe rağmen bazı kurumlara imtiyaz sağlayan bir düzenlemenin ağır bir cezai müeyyide ile yürürlüğe konması Anayasa’ya aykırılık sorununu akla getirmektedir.

6. ANAYASA MAHKEMESİNİN BİR KARARI YÖNÜNDEN ZORUNLULUĞUN İRDELENMESİ

         İdarenin, düzenleyici işlemleriyle açık ceza normlarını doldurmasına dayanak olan bir kural, Anayasa Mahkemesi tarafından incelenmiş ve karara bağlanmıştır. Uyuşmazlığın vergi cezaları alanında olması bu kararı konumuz itibariyle daha da anlamlı kılmaktadır.

Vergi Usul Kanunun 353. Maddesinin (2) no.lu fıkrasında yer alan  “ (…)lira .” Şeklindeki hükmün  “Maliye Bakanlığı düzenleme zorunluluğu getirilen belgelerin” ibaresi, Anayasanın 2, 7, 38 ve 73 üncü maddelerine aykırılığı savıyla iptali istenmiştir. Zira, Bakanlık bu yetkiye istinaden “Adisyon fişi” düzenleme zorunluluğu getirmiş, adisyon fişi düzenlemediği gerekçesiyle kesilen cezaya mükellefin vaki davası üzerine, davaya bakan vergi mahkemesi konuyu Anayasa Mahkemesine taşımıştır. Anayasa Mahkemesi 3.2.2011 tarih ve E:2009/5, K:2011/31 sayılı kararıyla itiraz konusu kuralın Anayasanın 2 ve 73 üncü maddeleriyle ilgisini görmemiştir.  

        Anayasa'nın 7 maddesi yönündeki incelemesinde ise, “Ek belge düzenleme zorunluluğu (…)bir önlem niteliğinde olup, vergi kayıp ve kaçağını önlemek amacını taşımaktadır.  (…) Yasadan alınan yetkiyle Bakanlıkça düzenlenmesi gereken bir belge olarak belirlenmesinde Anayasa'ya aykırı bir yön bulunmamaktadır.”demiştir.

          Anayasa'nın 38. maddesi yönünden incelemesinde ise,Öğretide suçun yasada tanımlanmış ve karşılığında bir cezanın gösterilmiş olması, yasayla saptama olarak kabul edilmektedir. Suç sayılan eylem ve cezası yasada açıkça gösterildikten sonra yasama organının uzmanlık ve yönetim tekniğine ilişkin konularda alınacak önlemlerin duyulan gereksinmelere uygunluğunu sağlamak amacıyla yürütme organına kimi kararlar almak üzere yetki vermesi idari kararlarla suç ihdası anlamına gelmez. (…) Bu fıkrada sayılan belgelerin niteliği ve amacı gözetildiğinde; vergi kayıp ve kaçağını önlemek amacıyla Maliye Bakanlığına verilen, sayılan belgelere ilaveten belge düzenlenmesini belirleme yetkisinin, günlük olayların izlenmesine, teknik ya da ayrıntıya ilişkin konuların düzenlenmesine yönelik önlem niteliğinde olduğunun kabulü gerektiğinden Anayasanın 38. maddesine aykırılık görülmemiştir.

         Anayasa Mahkemesi, gerek Anayasa'nın 7 inci maddesi gerekse 38 inci maddesi yönündeki incelemesinde aynı gerekçesi kullanmıştır: Yetki ile düzenleme zorunluluğu getirilen adisyon fişiyle vergi kayıp ve kaçağının önlenmesinin amaçlandığı. Peki, tahsilat ve ödemelerin banka kanalıyla değil de mahsuplaşma, takas ya da makbuz karşılığı yapılması halinde vergi kayıp kaçağından söz edebilir miyiz? Danıştay Dördüncü Dairesi 22.12.2004 tarih ve E:2003/1715, K:2004/2587 sayılı kararında tahsilat ve ödemelerin banka ve benzeri finans kurumları aracılığıyla yapılmasına ilişkin tebliğin amacının kayıt dışı ekonomiyi önlemeye yönelik olduğu açıklanmıştır. Ancak büyük tutarlı tahsilat ve ödemelerin zorunluluk dışında tutulduğu koşullarda Danıştay’ın “kayıt dışı ekonomi” vurgusu haklılığını yitirmektedir.

7. SONUÇ

        Ülkemizde ticari işletmelerin tahsilat ve ödemelerini banka ve benzeri finans kurumları aracılığıyla gerçekleştirmeleri alışkanlığı yerleşmiştir. Bunun işletmelere hukuki güvenlik, kredibilite, kolaylık vb. birçok avantaj sağladığından şüphe yoktur. Alıcıların ödemelerini bankalar üzerinde yapmaları halinde, -muvazaa yoksa- Hazineye intikal etmeyen KDV’ye ilişkin müteselsil sorumlulukları kaldırılmıştır. Maliye Bakanlığı tebliğleriyle getirilen ve Danıştay tarafından da benimsenen bu uygulama vergi mükelleflerini gönüllü olarak ödemelerini bankalara yönlendirmektedir. Bütün bunlar, tahsilat ve ödemeleri zorunlu olarak bankalara yönlendirmeye ve bu zorunluluğa uymayanlara işlemin %5, %10 veya üçte birine ulaşacak düzeyde ceza kesilmesinin haklığını ortada kaldırmaktadır. İlave olarak, maddenin mevcut biçimi ve uygulamasına bakarak, bir vergi suçunu işleme potansiyelini engellemeye yönelik olduğunu söylemek mümkün değildir.  Büyük tutarlı işlemlerin zorunluluk dışında tutulduğu bir ortamda, geçmişte olmuş bitmiş bir işlemde mükellef bütün yasal yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirdiği halde, sırf ödeme ve tahsilat bankadan yapılmadığı için yine de cezanın kesilmesinin haklı bir izahı olamaz. Öte yandan para transferlerinin -tabii olarak- bir bedel karşılığı yapılması zorunluluk ve cezayı, banka ve benzeri finans kurumlar yararına bir imtiyaza dönüştürmüştür. Eğer bu fiil için ille de bir ceza söz konusu olacaksa; cezanın genel usulsüzlük cezasına dönüştürülmesi ve sadece hesapları kapanmamış takvim yılı için ve bu yıl içerisinde kaç tespit ve/veya işlem söz konusu olursa olsun bir kez ceza kesilecek şekilde uygulanması doğru bir yaklaşım olacaktır. Bu durumda vergisel yükümlülükler henüz tam ikmal edilmediği için ceza, kendisine yüklenilen belge ve kayıt düzenine uymayanları uyarma, potansiyel vergi kayıplarını ise önlemeye yönelik niteliğini kaybetmemiş olacaktır. 

 

[1] 29.7.1998 tarih ve 23417 sayılı Mükerrer Resmi gazete’de yayımlanmıştır.

[2] 4.7.2003 tarih ve 25158 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

[3] 01.08.2003 tarih ve 25186 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

[4] 28.10.2003 tarih ve 25273 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

[5] 07.04.2004 tarih ve 25445 sayılı Resmi gazete’de yayımlanmıştır

[6] Asgari matbu tutarları1.1.2015 tarihi itibariyle vermek gerekirse (1) Birinci sınıf tüccarlar ile serbest meslek erbabı hakkında 1.000 TL, (2). İkinci sınıf tüccarlar, defter tutan çiftçiler ile kazancı basit usulde bu tutarları vermek gerekirse tespit edilenler hakkında 660,-TL, (3)Bu mükellefler dışında kalanlar hakkında 250,-TL’dir

[7] 31.07.2004 tarih ve 25539 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

[8] Özgenç, İ; Türk Ceza Kanunu; Türk Ceza kanunu Gazi şerhi, Ankara-2005, s.72; Koca/Üzülmez, s.48

[9] Ezgi Aygün EŞİTLİ, Suçların ve Cezaların Kanuniliği İlkesi, TBB Dergisi 2013, s.229

[10]Bu hükmün uygulanması için, bilgi ve ibraz ödevinin yerine getirilmesiyle ilgili olarak yapılacak tebliğlerde bilginin verilmesi için tayin olunan sürede cevap verilmemesi, eksik veya yanıltıcı bilgi verilmesi veya defter ve belge ibrazı için tayin olunan süre ile defter ve belgelerin süresinde ibraz edilmemesi durumunda haklarında Kanunun ceza hükümlerinin uygulanması cihetine gidileceğinin ilgililere yazılı olarak bildirilmesi şarttır. (..)Ancak, bu ödevlerin yerine getirilmesine ilişkin usul ve esasların Maliye Bakanlığınca yapılan düzenleyici idari işlemlerle duyurulması halinde, ilgililere ayrıca yazılı olarak bildirilme şartı aranmaz.

[11] Maliye Hesap Uzmanları Derneği, Beyanname Düzenleme Kılavuzu, 2012, s. 1220

[12] Bkz. 26.04.2014 tarih ve 28983 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Genel Tebliğinin VI-B.2 bölüm; 84 ve 85 no.lu KDV Genel Tebliğleri.

[13] Danıştay 9. Daire 26.11.2012 tarih ve E. 2009/6707 K.2012/7630 sayılı kararı; Danıştay 9. Daire E. 2008/62 K. 2009/2780 T. 23.6.2009 sayılı kararı; Danıştay Dokuzuncu Dairesi 15.04.2009 tarih ve E:2008/6038, K:2009/1873 sayılı kararı.



Yusuf İleri
28-03-2016 15:13:07
Bu yaziyi indirmek için tıklayınız :   DOWNLOAD PDF

Bizi Takip Edin

  • Facebook
  • Twitter
  • Linkedin
  • Google Plus

© 2015 Tüm Hakları Saklıdır Yusuf ileri

HİZMETLERİMİZ

  • » Bağımsız Dış Denetim Hizmetleri
  • » Vergi ve Tasdik Hizmetleri
  • » Mali Danışmanlık Hizmetleri
  • » Diğer Danışmanlık Hizmetleri
  • » Hukuk Danışmanlığı

ADRES

Kaptanpaşa Mah. Darülaceze Cad. Bilaş İş Mrk. B Blok No:33 K:3 D:43 Okmeydanı
Şişli/İSTANBUL
Yusuf ileri
2019 © Powered by : KETENCEK I.T